08.03.2021, 07:21

Bayraklı’da “helal gıda” tartışması

Belediyeler ile sendikalar arasında işçileri kapsayan toplu sözleşme görüşmelerinden çıkan rakamlar herkesin dikkatini çekiyor. Ana haber bültenlerine konu olan ücret politikasında en son 6-7 bin TL arasında maaş veren belediye gördük. Belediyeler arasında yarışa dönen bu durumun önümüzdeki günlerde bütçeye getireceği yükü bir kenara koyalım. Belediyeler normal maaşların dışında sözleşmelere eklenen maddelerle işçisine sosyal yardım adı altında birçok destek veriyor. Yemek, yakacak, gıda, ulaşım, çocuk, eğitim yardımı gibi başlıklar alınan maaşları yükseltiyor. Bir de bunların içinde özellikle temizlik, çevre, fen işleri ve park bahçeler gibi birimlerde çalışan süt ve yoğurt yardımı var. Yoğurt yardımını büyükşehirlerde itfaiye erleri de alıyor. Zehirlenme ve kimyasal ortamlarda çalışanlara verilen yoğurt yardımı sonrasında tüm işçileri kapsar hale getirildi. Konumuza gelirsek; Bayraklı Belediyesi toplu sözleşmede yer aldığı için yoğurt ihalesine çıktı. İhaleyi en düşük teklifi veren Balkan Süt markası kazandı. Yoğurtlar önce şantiyelere sonra da tüm işçilere dağıtıldı. İşte sorun bundan sonra başladı. Firmanın dağıttığı paketlerde yer alan “Helal Gıda” etiketi krize neden oldu. Belediye yetkilileri firmaya yazı göndererek ürünlerin derhal toplatılmasını istedi. Şirkete gönderilen uyarı yazısında, “helal ibaresi işçiler tarafından dil, din, mezhep ayrımcılığı yapıldığı gerekçesiyle rahatsız olmuşlardır. Bu sebepten acil olarak toplatılmasına karar verilmiştir” deniliyor. Helal Gıda sertifikası gıda üreten şirketlerin büyük bölümünün başvurduğu yeni bir açılım. Çünkü siz İslam ülkeleriyle ticaret yapacaksanız oradaki idareciler ve büyük şirketler bu sertifikaya göre hareket ediyor. Türkiye’ye sertifikaya aracılık yapan özel şirketler ve birlikler bulunsa da tek devlet kurumu Türk Standardları Enstitüsü’dür. Bir yoğurdun ya da gıda paketinin üzerinde bu etiketin olmasından doğal bir şey yoktur. Çünkü aynı sistemi Yahudiler de “Koşer” denilen sertifika ile uyguluyor. İnsanların yiyecek ve içeceklerine etki eden inançların ticarete şekil vermesinden kaynaklanan bu tip uygulamanın bir belediyede krize neden olması da anlamsızdır. Bayraklı Belediyesi’nin öğretmen olan Başkanı Serdar Sandal geçmişte Çiğli Belediyesi’nin dershanesini idare ederken bir kişinin şikayeti üzerine aynı nedenle isyan etmişti. Sandal’ın Marksist, Leninist ve Ateist olduğunu belirten isimsiz ihbar mektubu ilgili bakanlık tarafından ciddiye alınmıştı. Sandal ise bunun üzerine, “Matematik öğretmeniyim. Babam ve eşim de öğretmen. Ben İzmir’de yüzlerce öğrenciyi Türkiye’nin en iyi üniversitelerine yerleştirdim. İzmir Ticaret Odası’nda eğitim komitesinde görev aldım. Bir meczubun dilekçesi ile bu tür ithamlarla hedef gösterilmem doğru değil. Ülkenin bütünlüğü ve ülkenin değerlerini korumaksa sonuna kadar, ama bu yapılan yıldırma ve korkutmaysa korkmuyorum” dememiş miydi? Yıllardır birçok sorunla gündeme gelen Bayraklı Belediyesi’nin önünde yapacak çok daha önemli işleri olduğunu düşünüyorum. Eğitimci, çağdaş bir başkanın bu tür konular üzerinden gündeme gelmesini de doğru bulmuyorum.

KÖRFEZ GEÇİŞİ HAYAL Mİ?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararıyla 2014 yılında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday gösterilen sonrasında ise “başbakan” olan Binali Yıldırım çılgın proje olarak Körfez Tüp Geçişini anlatmıştı. İzmir’e ilk ayak bastığında, “Sevgili İzmirliler zannetmeyin ki unuttuk, İzmir'in çılgın projesi de geliyor" demişti. Sonrasında, "Körfez Geçişi'ni de İzmir'e mutlaka getireceğiz. Nasıl Konak Tüneli'ni yaptıysak, Sabuncubeli Tünelini yapıyorsak Körfez Geçişi'ni de mutlaka yapacağız. Kordonla Kordelya'yı, Konak ile Karşıyaka'yı birleştireceğiz” diyerek müjde vermişti. Aradan beş yıl geçti fakat bir arpa boyu yol alınamadı. İnciraltı’nın planlanmasıyla birlikte ele alınan bu proje yap-işlet modeli olacağı için de pek anlaşılamadı. Ta ki Erdoğan’ın AK Parti kongresi için İzmir’e gelene kadar. Erdoğan proje için “fizibilite çalışmaları sürüyor” dedi. Anlaşılan o ki konu kapanmadı. Şu sıralar Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkilileri İnciraltı’nın planlanması için çalışıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Balçova Belediyesi de destekliyor. Bölgede yaşayan mülk sahipleri de istiyor. İzmir’in iki yakasını bağlayacak olan bu proje hayata geçerse ulaşıma da ciddi katkısı olacak. Şu anda İzmir milletvekili olan Yıldırım’ın bir dönem dilinden düşürmediği projeyi İzmirliler olarak unutmuştuk. Anladık ki devletin kayıtlarına giren bu büyük yatırım unutulmamış, çöpe atılmamış, rafa kaldırılmamış.

HERKES BİRBİRİNİ İHBAR EDERSE?

İzmir depreminin ardından valilik tüm belediyelere ve kaymakamlıklara resmi bir yazı gönderdi. Vali Yavuz Selim Köşger imzalı talimatta kaçak yapılara göz yumulmaması istendi. Belediyelerin ihale yaptım katılan olmadı, araç ve ekipman yok gibi bahanelerinin de kabul edilmeyeceğinin altı çizilmişti. İlk hamleyi Bornova Belediye Başkanı Dr. Mustafa İduğ yaptı. Yazı tüm ilçelere gitmesine rağmen, hobi bahçelerinin yoğun olduğu Menderes, Torbalı ve Kemalpaşa gibi ilçeler işlem yapmazken Bornova’da ekipler özellikle 2-B arazilerine girince herkes dikkat kesildi. Eleştirilerin odağında olan belediye başkanı ise 5 soruda kaçak bina yıkımlarını anlattı. İduğ, yapıların ‘gecekondu” tabir edilen tipte yapılar olmadığını, orman vasfını yitirmiş, devletten tarım yapmak üzere satın alınmış arazilere yapılmış, çoğunluğu lüks, villa tarzı yapılar olduğunu söyledi. Vatandaşın imar barışı için yaptığı başvuruyla aslında kendisini ihbar ettiğini anlatan İduğ, mahkeme süreçlerinden sonra bu işlemlerin yapıldığını anlattı. Yapılar için, “Bırakın acil ihtiyacı, ikinci konut olarak düşünülmüş olanlar hatta kiraya vermek için yapılan bile var” diyen İduğ, sırasıyla tüm Bornova’da bu tür çalışmanın yapılacağını söyledi. İduğ’un açıklamasında bana göre dikkat çeken bir durum daha var. Vatandaşa “siz yıkın yoksa ben yıkar bedelini de sizden tahsil ederim” derken “ihbar edin, şikayet edin” uyarısında bulunuyor.

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@