05.05.2017, 11:20

Beklentilerimiz…

Acaba eninde sonunda bu kan, gözyaşı akıtmaya çözüm bulunacak mı?

Katliamlar bitecek mi?

Baskılar gidecek mi?

Her türlü hukuksuzluk, sona erecek mi?

Ve hırsızlıklar son bulacak mı?

Kol gezen örgütler bitecek mi?

Devletimiz temizlenecek mi?

Sorular çok.

*

Yobazlık silinip gidecek mi?

Kadınlara şiddete çözüm gelecek mi?

Tacizin, tecavüzün önü kesilecek mi?

Eğitim iyi olacak mı?

Çocuklarımızın yüzü gülecek mi?

Irkçılık, ötekileştirme sona erecek mi?

‘İleri demokrasi’ ile şekillenecek miyiz?

Kavga olmadan, sayıp sövme olmadan günlerimiz huzur içinde geçecek mi?

Sorular çok çok.

*

Bombalar patlamayacak ve pisi pisine ölümler olmayacak mı?

İşsizlik bitecek mi?

Huzur refah gelecek mi?

Ne de çok sorum ve beklentim varmış?

Ama var.

Hepimizin bu beklentileri var.

Hepimizin bu ve buna benzer pek çok sorusu var.

 

*

İşte tüm bu soruların, beklentilerin içinde yoğrulurken karmakarışık duygular sardı içimi.

Hüzünlendim.

Sonra o hüzün karamsarlık ile donandı.

Çözümsüzlük artık hayatımızı kaplasın istemiyoruz. Belirsizlik ile yaşamak ise hiç isteğimiz değil.

Sonra birden silkindim ve umudu düşündüm de rahatladım.

Güzellikleri ‘umut’ çözebilir ancak diyerek nefes aldım.

En iyi çözümü bulacaklar da var.

Önümüzü açacaklar da var.

Biliyoruz. İşte bu ‘umut’tur.

*

Ne dersiniz?

Haksız mıyım?

Tüm olumsuzluklar içinde tek umut her şeyi bir anda silmiyor mu?

Ha evet sonrasında kalıyorsunuz yine tüm o sorularla baş başa fakat o umut var ya o umut, bir kere yeşerdiği an koca bir ağaç çıkıverir içinden.

Büyür ve içimizi kaplar.

Kalmaz hiçbir olumsuzluk.

*

Her şeyi değiştirerek yaşamak da var.

Her şeyi aynı bırakarak yaşamak da var.

Her şeyin değişmek zorunda olduğunu bilmek de var, ama geride kalarak üzülmek de var.

Biz artık büyüyoruz.

İçimizle büyüyoruz.

Sorunlarımızla, çaresizliklerimizle ama yeşeren umutlarımızla büyüyoruz.

İşte tüm sorularımız o umut ışığında bir gün bize en güzel cevapları verebilir ümidi ile yaşıyoruz.

Dip notlar;


Şımarıklık artmada…

Küçüklüğümde annemizin aldığı bir oje ile, bir şapka ile koca yazı geçirirdik.

Allah gani gani rahmet eylesin anneciğim bilirdi sevincimizi, ufak bir hediyeden çok mutlu olacağımızı. Ara ara minik hediyeler ile kalbimizi güldürürdü.

Şimdi bakıyorum, izliyorum aileleri, çocukları ve görüyorum ki çocukların her şeyleri var, her şey sunulmuş.

Bırakın tek şapkayı, onlarca şapkaları var ve tatminsizler.

Bu durumlarına, sevinci tam anlamıyla yaşayamamalarına o kadar çok üzülüyorum ki. Çünkü, her istedikleri ellerinin altında nasıl sevinci tadabilecekler?

Küçük bir eşyanın alımı onlarda tam bir sevinç yaratamıyor artık.

Tattıkları sevinç değil kısa anlı tatmin duygusu.

O dönemlerde öyle çok para mı vardı?

Hele ki büyükannemin döneminde kendisinden dinlediğimiz yaşam hikâyeleri aklıma geliyor da şimdilerin şımarıklığı inanın içimi acıtıyor.

Doğa ve denge ayı…

Mis gibi bahar ayı…

Doğanın dengesi ve yenilenme zamanı…

Doğanın yasaları keskindir.

Dengesi ise, ince ve hassas bir nokta ile saklı.

Bunca güzellik bu aylarda hareketleniyor ve bize en güzel sunumlarını yapıyor.

Ancak insanoğlu ise yıpratıcı çehresi ile her şeye müdahale içinde yine.

Dengesine, yaslarına, planlarına…

Yüzyıllardır kendi kendini onaran doğa, insanoğlunun tahribatına karşı çaresiz kalabiliyor kimi zaman.

İnsanoğlu, kontrolsüz...

Kaynaksız...

Plansız...

Kaybeden ve kaybettirendir.

Sınırlarını zorlayandır hep.

Harcayandır, bitirendir, tüketendir…

Biz hep doğa ile karşı karşıya olduk ne yazık ki.

Ben her zaman insanın doğadan her şeyi sınırsızca öğrenebileceğine inanıyorum. O nedenle biz onun şifasını ve kendini yenilemesini kopya edelim ve kendimizi yenileyerek onaralım. Her bahar yapılan onarımlar belki bir mum misali bir gün büyük bir ateş olur…

Yürüyün…

Ne yazık ki çocuklara aşılanmayan fiziksel aktivite azlığı, yürüyüşler yapmamaları, ailenin akşamları televizyon- bilgisayar karşısında oturarak çocuklarına bu şekilde örnek olmaları önlenemez durumda.

Havalar güzel.

Mis gibi aylar.

Cips ve kızarmış patatesle öğün atlamaları, öğün atlamalarında genelde gazlı içecek tüketmeleri,

Şeker, tuz ve yağ içeriği yüksek yiyecek-içecek tüketimi ile toksin dolan bedenlerin temizlenme zamanı.

En etkili yol ise yürümek.

‘Obezite’ye dur diyoruz ve hatalı beslenme alışkanlıklarımızı bir kenara atarak günde on bin adımı hedefliyoruz.

Hep beraber yürüyelim…

Mutlu kalın…
 

Fıkra;

Bir hayli yaşlı olan Fadime ve Temel'e basın mensupları sormuş:
-Kaç yaşındasınız?
-Seksen yedi, demiş Fadime. Yüz yaşıma kadar yaşayacağım..
-Ben de seksen yedi, demiş temel. Ben yüz bir yaşıma kadar yaşayacağım.
-Neden bir yıl fazla yasamak istiyorsunuz?
-Hiç değilse bir yıl kafamı dinlerim.

Günün sözü;

‘Akıl padişahı kafesi kırdı mı, kuşların her biri bir yöne uçar’… Mevlana

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@