Ekin Arık Özer'in 30 Mayıs 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Bu haftaki yazımızın girizgahını yaparken; biz gençleri bir şeye benzetemeyen aklı evvellere iki kelam ederek başlayalım. Buna iki kelam etmezsek bundan sonraki yazacaklarımızın hiçbir kıymeti olmayacağı düşüncesindeyim.  Haftada bir yazıyor olmanın dezavantajını yaşamamak adına iki konulu bir yazıyla karşınızdayım. O zaman başlayalım. 
Z kuşağı ve gençlerle ile ilgili tespit yapan, ‘SABAH KUŞAĞI’ beyefendisi Z kuşağı oy kullanmasın demiş. Bunlar ne geçmiş bilir ne gelecek, demiş. Bence müthiş bir İTİRAFTIR  bu cümle. Kendisine katılmasam da adama sormazlar mı, çok biliyordunuz neden öğretmediniz? Onca yıl neden öğretemediniz?  Neden 18 senede 15 kere eğitim sistemini değiştirdiniz?  Sabah Kuşağı beyefendisinin hükümet yetkililerinden iyi bir ayar yiyeceği düşüncesindeyim. Neden bizim açıklarımızı ortaya çıkarıyorsun? Dost musun düşman mısın, diyeceklerdir. Şimdi öyle sorular ve cümleler söylemek geliyor ki içimden, şu cümleyle yetinmek istiyorum. Senin oyunla gençlerin oyunun bir olması da demokrasinin acımasız tarafıdır. Sabahları yaptığın dedikoduları izlemeyen bizler, sınavlara hazırlanırken 120 TL verdiğimiz test kitaplarından, ödediğimiz faturalardan, üniversite okuyup iş bulamadığımızdan, arkadaşlarımızla sosyal aktivitelere giderken on kere düşünmelerimizden, siyasete senden daha hakim olduğumuz kesin. En azından, hayal aleminde değil gerçek hayatta yaşıyoruz. Tarih bilgimiz konusunda da mütevazi değiliz emin olabilirsin. O yüzden herkes işini yapsın. Seçim zamanı sana deklere ettirilecek, gençlerle ilgili ılımlı söylemlerini de sabırsızlıkla bekliyor olacağız. Şimdilik öptük, seçim zamanı tekrar haberleşelim. 

Asabımız bozulmuş olsa da asıl konumuza gelelim.

Çarşamba akşamı CNN Türk’te Tarafsız Bölge Programının konuğu Sayın Muharrem İnce’ydi. Takip ettiniz mi bilmiyorum ancak ben çok dikkatli bir şekilde takip etmeye gayret gösterdim. En çok takıldığım cümlesini ise başlıkta sizlerle paylaştım. Bu yazımızda, hem o programdan çıkardığım sonuçları hem de başlığımızda yer verdiğimiz bu tespit ile ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım. 

Sayın İnce’nin yol arkadaşları tarafından, kendisine çokça dillendirilen bir cümle olduğu izlemine kapıldım. Nedir bu cümle? Tahminimce ‘Başkanım Ümit Özdağ ortalığı kavuruyor, geri planda kalıyoruz’ demiş olmalılar. Sayın İnce, programda belli aralıklarla tek bir konu üzerinden siyasetini şekillendirmediğini, popülist politikalarla hareket etmediğini dile getirdi. Bu sözlerin adresi sizce belli değil mi? Bence çok açık. Bu algıyı yıkmak üzerine gayret içinde olduğu da programın geneli itibariyle hissediliyordu. 

Diğer dikkatimi çeken husus ise; tarım politikalarına iyi bir mesai harcadığı. Tarladan başlanarak düzelecek bir ekonomiden, kalem kalem ürünlerden örnekler vererek dersine iyi çalışmış gözüküyor. 

Gelelim başlığımıza. Siyaset iddia ve ikna işidir, diyen Sayın İnce ‘ beşi istemeden üçü alamazsın’  da dedi. Peki bu iki düşüncenin bir siyaseti belirlemesi mümkün müdür? Bu birinci soru. İkinci soru ise bu iki düşüncenin aynı anda hakim olması ülke adına faydalı mıdır? Birinci cümlenin altına gözüm kapalı imzamı atıyorum. Siyaset yapacaksanız iddialı ve ikna edici olmalısınız. Özellikle de ikna edici. Herkesle konuşabilmeli, her kesimden vatandaştan oy almalısınız. İkinci cümledeki, beşi istemeden üçü alamama konusuna sıcak bakmıyorum. Bu düşünce özünde üçü almaya yöneliktir. Biz beşi isteyelim üç bizim olsunun açıklamasıdır. Bu da fazlaca şahit olduğumuz; Belediye başkan aday adayı olalım en kötü meclis üyesi oluruzun, seçildiğiniz partiden vekil olup sonrasında partiden istifa edip vekilliğin devam etmesinin önünü açmaktadır. Sadece siyasi görev almak adına ‘üçün’ kabul edilmesini uygun ve etik bulmuyorum. Bir göreve talipseniz onun için iddialı ve iknacı olmalısınız. Yerel yönetimlerden ziyade ülke siyaseti adına söz söylecekseniz ÜÇE RAZI olmamalısınız. 

Bu dönemde ihtiyacımız olanın; 5’İ İSTEYİP 10’U  ALMAK  olduğu düşüncesindeyim. ÜÇTEN ÇOK VAR BİZE ON NUMARA BEŞ YILDIZ LAZIM.