21.03.2021, 08:04

Bildirimleri ve sesi sonuna kadar açın

2 ay önce kötü giden ekonomiye nefes verecek işleri rayına koyacak diye getirilmişti Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal.

Bir gece yine ansızın bir kararla Cumhurbaşkanı’nın sayın damadı Berat Albayrak sansasyonel bir şekilde sosyal medya üzerinden görevi bırakmış, ardından jet hızıyla atanmıştı Ağbal. Tıpkı gelişi gibi gidişi de aynı hızda ve tartışmaya açık oldu. Arka arkaya alınan faiz arttırım kararları buna rağmen döviz ve altın piyasalarındaki dalgalanma rayına girmesi beklenen ekonomiyi sonu görünmeyen bir tünelde farları bozuk arabaya çevirdi adeta.

Albayrak’ın görevden alınmasından rahatsızlık duyan bir kesim medya bir haftadır arka arkaya ‘faiz lobisi’ haberleriyle manşetlerini süslemesi de etkilemiş midir görevden alma kararını bilinmez. Her şarta her durumda faiz lobisinin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisinden ve faizdeki dalgalanmadan rahatsızlığını açık açık dile getiren hükümetin de vereceği karar bu noktadan sonra çok net oldu gereği yapıldı. En nihayetinde aynı gün Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu getirildi yerine. Kendisi 26. Dönem AK Parti Bayburt Milletvekilliği yaptı. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi mezunu. Aynı zamanda bir gazetenin ekonomi yazarlığı görevini üstleniyor.

Geçtiğimiz günlerde gazetesinde bir yazısında şöyle yazmıştı yeni Merkez Bankası Başkanı Kavcıoğlu, “Süreç içerisinde yapısal reformların sadece bir kısmını gerçekleştirmiş olmamız nedeniyle, büyüyen ve güçlenen Türkiye ekonomisinde de kırılganlıklar oluştu. Özellikle ödemeler dengesindeki problemler ve cari açığın kapanması için yapılması gerekenler eksik yapılınca, Türkiye ekonomisindeki döviz kuru, enflasyon ve faiz hastalığı tekrar nüksetti.”

İnsanın söylediği söz onun aynasıdır ben kendisinden görevi döneminde faiz ve ekonomiyle ilgili düşüncelerini eyleme koymasını bekliyorum tahmin ediyorum ki Sayın Erdoğan da bekler.

 

Tam bitti derken...

 

Tam bu 20 ayda olan 4’üncü Merkez Bankası Başkanı değişikliğini anlamaya yorumlamaya çalışırken, İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması kararnamesiyle bir kez daha allak bullak oldum.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasını taşıyan kararda şu ifadeler yer aldı:

Türkiye Cumhuriyeti adına 11/5/2011 tarihinde imzalanan ve 10/2/2012 tarihli ve 2012/2816 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan ‘Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshedilmesine, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 3’üncü maddesi gereğince karar verilmiştir.”

Kafamda deli sorular... Neden kaldırıldı, kime ne zararı dokundu, kaldırılma yöntemi kararname mi olmalıydı, bu açıklamada bu soruların cevabını bulamadım elbette. Kararname açıklanmadan bir kaç saat önce İzmir’de bir kadın ve annesi eşi tarafından öldürülmüş, daha buna olan öfkem de dinmemişti.

İstanbul Sözleşmesi, kadınlara yönelik her tür şiddete karşı hukuki çerçevede detaylı bir koruma sağlayan ilk uluslararası belgeydi. Sözleşmenin her bir maddesinde şiddet eylemlerinin meydana gelmesinin önlenmesi, mağdurlara yardım edilmesi ve faillerin adalet önüne çıkartılması amaçlanıyordu.

Şimdi bu sözleşmenin kaldırılması “Benden habersiz dışarı çıktı” diyerek karısını öldüreni, “Mini etek giydi tahrik etti” diye tecavüz edeni, “Elinin hamuruyla işe karışma” diyerek kadını çalışma hayatından uzak tutanı ne kadar mutlu etmiştir bilinmez. Ama beni hiç mutlu etmedi…

Yine bu konuda içimde tuttuklarımı bir süre daha tutacağım, içimi bir süre daha dökmeyeceğim. Bakalım yerine ne konacak, İstanbul Sözleşmesi varken bile korunamayan kadını devlet nasıl koruyacak bekleyip görelim.

Artık gece uyurken telefonumun sesini sonuna kadar açıp bildirimlerimi de aktif hale getireceğim çünkü Türkiye’de ne karar alınıyorsa gece alınıyor, biz uyurken birileri uyumuyor!

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@