Uğur Şimdi'nin 28 Haziran 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Bilindiği üzere vatandaşlık, bir devlete kanunlar nazarında ait olmak, o ülkenin kanun ve yükümlülüklerine tabi bireyler olmayı gerektirir. Birçoğumuz kuramsal olarak pek fazla sorgulamasak da aslında bu durum nedensellik düzleminde büyük bir anlam barındırmaktadır. Ülkeler, yönetim şekillerine bağlı olarak vatandaşlık haklarını belirlemiştir. Bu haklar ülkelerin ekonomik, siyasal, askeri durumlarına göre de farklılık arz etmektedir. Bir ülkenin vatandaşı olabilmek, orada yaşayabilmek, mülkiyet hakkı edinmek ve çalışabilmek için belirli prosedürler uygulanmaktadır. Peki, doğrudan kazandığımız ya da daha sonra edinilmiş vatandaşlıktan bahsetmişken, vatandaşlığa ait birkaç kavramın üzerinde durmak istiyorum. Vatandaşlık görevlerimizi doğru olarak yerine getirebilmek için, öncelikle vatandaşlık bilinci dediğimiz durumu irdelemek gerekir. Vatandaşlık bilincinin oluşması için; devletlerin tarihi, kültürü, hafızası çok iyi derecede bilinmelidir. Ülkelerin yaşadığı toplumsal olaylar da bu bilinci etkileyen toplumsal hafızayı oluşturur. Bu hafıza içerisinde birçok algı yer almaktadır. Vatanseverlik ise hiç şüphesiz yaşadığı topraklara, devletine ve milletine aidiyet hissetmekle doğrudan ilişkilidir.

İmtiyaz vermeyi veya manda altına girmeyi kabullenmemiş milletimiz, tüm dayatmalara da karşı çıkarak bu devleti yıkıntıdan var etmiştir. Dikte edilmeye çalışılan tüm ayrılıkçı fikirler ve dogmalara rağmen; yekvücut olan milletimiz, bu devleti kurmuş ve devamlılığı noktasında birçok badireler atlatmıştır. Yeni kurulan bir devletin yaşayabileceği tüm sancılar, krizler, ambargolar ve sorunlarla birebir yüzleşmiş, bir asrı aşkın süredir mevcudiyetini devam ettirmiştir. Kurulduğu günden beri, değişik amaçların hedefinde olan ve iştah kabartan haliyle, herkesin ilgisini çeken bir konumdayız. Kurduğumuz devlet ve medeniyetlerin tarih boyunca üzerimize yüklediği sorumlulukla beraber, sadece kendi ülkemiz sınırlarında değil, birçok değişik coğrafyanın hissiyatı içindeyiz.

Bizler bir bağımsızlık savaşı neticesinde devlet kurduğumuzdan, zorlu şartlarda edindiğimiz tüm değerlerin korunması da bu vatandaşlık bilincini korumamıza bağlıdır. Bu ülkenin refahı ve kurtuluşu, bireylerin kendinden beklenmeyecek derecede yaptığı birçok fedakârlık karşısında kazanılmıştır. Bu fedakarlıklar dürüst, yardımsever ve milli olan bir nesil sayesinde yapılabilmiştir. Milli Mücadele’nin başarısı işte bu milli bilincin kutsal eseridir. Sakarya’da, Çanakkale’de, Erzurum’da bin bir cefa ile kazanılmış bu mübarek topraklar, vatandaşlık bağının ve bilincinin en güçlü olması gereken yerlerdir.

Bugün geldiğimiz nokta, vatandaşlık bilincimizi kaybetmemize sebep olabilecek davranışları kendimize huy edinmeye başlamış olma ihtimalimizdir. Bugün hem bireysel hem de sosyal yaşantımız içerisinde birçok sorundan, sıkıntıdan dem vurup eleştirel bir bakış açısını ön planda tutuyoruz.  Aslına bakıldığında her vatandaşın bu derecede bilişsel bir seviyede olması gayet makul karşılanabilir. Ancak bu eleştirel tutum karşılığında bizler, vatandaşlık ödev ve sorumluluklarını ne kadar yerine getirebiliyoruz? Bunu sorgulamak daha elzemdir. Günlük yaşantımızda karşılaştığımız genel perspektif, aslında gidişattan memnun olmayan birçok insanın, bu gidişatın düzelmesi için de çok fazla çaba göstermediği gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bugün maddiyatı ön planda tuttuğumuz, kısmen yalan ve riyakârlığı mazur görebildiğimiz, toplumsal reflekslerimizin de gün geçtikçe azaldığı zamanlara ulaştık. Bunun içindir ki birçok kötü şeyi aynı anda ve karmaşık halde yaşıyoruz. Gerçekleri birbirimize söylemekten çekinirken, doğrular karşısında da hücum eder bir tutum içindeyiz. Bu yüzden, gün geçtikçe birbirini ayrıştıran, farklılıkları üzerinden tutum takınan ve devamlı birlik beraberlikten bahseden insanlar olduk. Ağaçları kıran, parklardaki bankları yağmalayan, boş bulduğu bütün duvarları karalayan insan kitleleri ile kırık cam teorisini gün geçtikçe daha fazla doğruluyoruz. 

Vatandaşlık bilincini tekrar doğru tesis edebilmek için; kendimizi düzeltmeye bir an önce başlamalı, aile efradı ile devam etmeli, iş ortamını etkilemeli ve sosyal alanın her bölümünde yer almalıyız. Dilerim ki bu farkındalığı kazanacak insanlar yetiştirir, aynı zamanda sürdürebilirliği sağlayacak sistemler ortaya koyabiliriz. Bu sistemleri ancak güçlü bir vatandaşlık bilinci yaşatabilir. Birbirine şüpheyle bakan, paranoyak olmuş vatandaşlar, kendilerini herhangi bir başarıya ulaştıramadıkları gibi, güçlü bir devlet olmayı da hayalden öteye götüremezler. Bir ülkenin gelişmesi, refahı ve huzuru bireylerin kendi mutluluğundan başlar. Eğitim, barınma ve gıda ihtiyaçlarını karşılayamamış insanların yaşadığı bir ülke ne kadar müreffeh sayılabilir. Sınıf atlamak için devletin varlığına ve iradesine adeta karşı çıkan bir tutum bizleri ne kadar başarılı yapabilir? Ülke kaynaklarını verimli kullanıp, iç dinamiklerini toplumun genel yararına kullanacak mekanizmaları üretmek durumundayız. Bir kuruşu bile boşa harcayacak, bir damla suyu bile savuracak durumda değiliz. Bunları da hiç şüphesiz kendi kültürümüz ve milli bilincimiz ile uygulamamız gerekecek. Ancak bu şekilde insanlara vergilerini ödemeyi, denize, göllere, ormanlara zarar vermemeyi, devletin her bir kuruşuna sahip çıkmanın önemini anlatabiliriz.

Toplumsal bozulmanın önüne geçebilmek için yapabileceklerimizi düşünelim. Önce kendi evimizin önünü süpürmekten başlayalım. Kalabalık sıralara kaynak yapmayalım mesela. Her girdiğimiz ortamda işimizi kolaylaştırmak için tanıdık bulmak için uğraşmayalım. Bize tanınan imtiyazlar ve ayrıcalıkları kendi şahsi menfaatlerimiz için kullanmayalım. Kendine yabancılaşmamış, kültürünü, tarihini ve kendi kimliğini bilen insanlar yetişmesine önayak olalım. Kendini geliştirmek isteyen, bizlere değer katacak insanlara imkân verelim. Birbirimize teşekkür etmeyi, hatalı olduğumuzda özür dilemeyi ve de haklarımızı birbirimize helal etmeyi öğrenelim. Ancak bu şekilde çözümün bir parçası olabilir, vatandaşlık bilincini koruyabiliriz. Onun haricinde kimliklerimizin birer karttan, pasaportlarımızın birer defterden farkı kalmaz. İyi yarınlar bizle beraber, umut her daim, nefes aldıkça ve ilelebet…

Bu haftaki iyi şey; Menderes Çatalca’daki Segen Göleti. Gezelim, görelim ve bu güzel manzaradan faydalanalım. Aman, mangal aşkına facianın bir parçası olmayalım…