Refik Durbaş o güzelim şiirlerini, öykülerini bize emanet edeli üç yıl olmuş. Evet, Erzurum doğumludur Refik abi. Dahası ömrünün uzunca bir döneminde İstanbul havasını solumuştur. Ne ki çocukluk, ilk gençlik yıllarında kucakladığı sesler, kokular, imbat serinliği; yollarımıza bıraktığı ayak izleri; dizelerine, sözcüklerine sinen Ege’nin fısıltıları da durmaksızın anlatır; söyleyip yazdıklarıyla, sustuklarıyla her yerden daha çok İzmirlidir o.

Nokta’dan Halil Rıfat’a, Alsancak’tan Kemeraltı’ya nereye baksanız onun da sözcükleri gülümser gününüze. Tıpkı Attilâ İlhan gibi, Tarık Dursun gibi, Nahit Ulvi gibi, Hidayet Karakuş gibi, Muzaffer İzgü gibi, Şükran Kurdakul gibi; Hüseyin Yurttaş, Ahmet Günbaş, Cem Seyhun Ünbay, Halim Yazıcı gibi.... (Ah, hepsini sayabilsem!)

Şimdi bunları anımsar söze dökerken ansızın kadife bir ses dolar dünyamıza; bildiniz, bu kente aşkla bağlı, öylesine sevgi dolu Dario’dur O... Dario Moreno. 1 Aralık’ta buluşmuştur Refik Durbaş’la. Durbaş bulmuştur Moreno’yu elli yıl sonra... Sanki Orhan Veli’yle Dario’nun “buluşma”ları gibi.

dario moreno-yenigün

Hadi, anlatayım onu. Yıllar var ki dinlemiştim dostlardan, bugün bir de Erkan Özerman’ın “İzmirli Dario”sundan okudum.

 Ankara’da Gar Gazinosu’nda çalışmaya başlayacaktır Dario ama nerede kalacaktır. Hepi topu birkaç otel var o yıllarda başkentte; onlarda da boş yer yok. Sonunda aklına geliyor şarkıcı olduğunu, gündüzleri uyuyacak bir yatak istediğini söylemek. Eh, memur bir müşterisi vardır, geceleri yatmaya gelen. Ona bir sorar. Ve odayı/ yatağı uzun bir süre, birbirlerini görmeden paylaşırlar. Ayrıntıları ve daha da fazlasını kitaptan okuyun. Ben o “memur”un Orhan Veli olduğunu söylemekle yetineyim.

 

Dario da tıpkı Refik Durbaş gibi, İzmir doğumlu değildir. Aydın’da doğmuştur. Ne ki İzmir tutkusu; seslendirdiği her şarkıda, ezgide; aldığı solukta, sesinin her tınısında buram buram duyumsatır kendini yakından uzağa... Tıpkı Tanju Okan gibi, Avni Anıl gibi, Şahin Çandır gibi...

Elbette kentlere, bölgelere, sığmaz şairler, yazarlar, sanat insanları. Dilleriyle, ülkeleriyle anılırlar en çok. Ne ki kentler övünür onlarla, gönenir. Çünkü büyütür edebiyatın/ edebiyat-sanat insanlarının emeği kentlerin ışıklı pencerelerini, ferah kılar yollarını... Soğuk asfaltı yemyeşile çevirir, boz yapıları gökkuşağıyla bezer. Yokuşlar düz yol olur; yürür merdivenli yollar sizden evvel... Çocuk sesleri yükselir mahalle aralarından, alanlardan, kilitli taş döşeli kaldırımlardan...

***

Çok olmadı, bir sanat etkinliğinin ara yerinde bir dost, nereden aklına düşmüşse “İzmirli yazar, şair ama burada yaşamış, buradan seslenmiş, bu kentle anılan... pek yok galiba...” demeye kalmadı, kendini yalanlarcasına sayıp dökmeye durdu daha ben bir şey demeden. “Attilâ İlhan, Tarık Dursun K., Muzaffer İzgü, Refik Durbaş...”

O duralayınca girdim araya:

Samim Kocagöz, Necati Cumalı, Nahit Ulvi, Dinçer Sezgin, Suat Taşer, Dinçer Sümer, Mehmet H. Doğan, Turgay Gönenç, Ahmet Necdet, Berin Taşan, Halikarnas Balıkçısı...” Saydım, sıraladım aklıma düştükleri gibi. Duramadım. “Biraz daha eskilere gidelim mi? Şair Eşref, Neyzen Tevfik, Yorgo Seferis... Günümüze gelirsek Hidayet Karakuş, Hüseyin Yurttaş, Ahmet Günbaş; çocuk yazınının yetkin adları Aytül Akal, Fatih Erdoğan, Mavisel Yener, Hacer Kılcıoğlu... Sonra son yılların ışıklı kalemleri...” dedim. Sonra durdum; kendi kendime yüzlerce ad saydım, selam verdim hepsine...

 

Edip Cansever’in o hepimizin ezber ettiği dizeleri tuttu yakamdan (aslında “elimden”) sonra: “İnsan yaşadığı yere benzer / O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer / Suyunda yüzen balığa / Toprağını iten çiçeğe / Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine...

Şimdi bu dizeleri yazınca (okuyunca) şart oldu yazıyı burada bırakıp Edip Cansever’in “Mendilimde Kan Sesleri”ni baştan başa, çığlık çığlığa yeniden okumak ve aslında (varsa) “plak”tan (bilgisayar ya da telefondan) Dario’nun o güzelim sesine kulak verirken kitaplığınızın şiir bölümünde yitip gitmek şiirin sonsuz evreninde.

***

Şair, sanatçı, sözüyle sözcükleriyle bunca güzellerken kentimizi, sokağımızı biz neden bozar dağıtırız ki! “A-aa, bu da nereden çıktı şimdi?” demeyin de çıkın sokaklara; bakın ki hepimiz için mi yollarımız, kaldırımlarımız, parklarımız, salonlarımız?

Şiirimiz, şarkımız dilimizde bir de bugün, 3 Aralık Dünya Engelliler Gününde dolaşalım sokaklarımızı ki “yaşadığımız yer”i hepimizin kılmaya doğru daha da hızlanarak yol alalım.

Belki o yolculukta “engel tanımayan” dostlarımızdan Emine İşler, İlknur Peder, Özden Ünal ya da Sercan Ulucak... ve daha başkaları çıkar karşımıza öykü ve şiirleriyle.