Bugünden itibaren her Salı Yenigün’de yazmaya başlıyorum. Temennim bu köşe aracılığıyla sizlerle bir diyalogu başlatabilmek. Bu köşede klasik bir yazar-okur hiyerarşisi yerine; birlikte düşünmenin, müşterek sorunlar üzerine fikir üretmenin ve beraber eyleme geçmenin mümkün olduğu bir tartışma platformu oluşturmaya gayret edeceğim.

Bu köşeyi dünyanın en acil sorununa ayırıyorum: İklim krizi ve Antroposen Çağ. Dilim döndüğünce bu devasa konunun farklı yüzlerini sizlerle birlikte düşüneceğim. İzmir ve Türkiye bağlamında ama yer yer de küresel bağlamda bu dev sorunu inceleyeceğiz.

Ben bir akademisyenim. Alanım arkeoloji, uzmanlığım ise tarih öncesi arkeolojisi, yani prehistorya. Akdeniz ve Avrupa toplumlarında yerleşik yaşama geçiş ve çiftçiliğin başlaması üzerine çalışıyorum. Bu uzmanlığıma ek olarak, son beş yıldır geçmişteki ani iklim değişimleri, paleoiklim verileri, insan-çevre ilişkileri ve geçmiş arazi kullanımının derin tarihi üzerine çalışmalarda yer aldım.

Geçen yaz yaşadığımız orman yangınları beni derinden etkiledi. Yaptığım işi, çalıştığım alanı, bilimin ve üniversitenin varoluş nedenlerini sorgularken buldum kendimi. Bir akademisyen olarak ben bu işin neresindeydim? Klasik tabirle çözümün mü yoksa problemin mi parçasıyım? Kendini bize dayatan, ezici bir ekolojik sorunun ortasında kafasını kuma gömen veya fanusun içinde yaşayan bir bilim insanı olmanın yanlış olduğu kanaatine vardım. Çözümün parçası olabilmek için ne yapabilirdim?  

Bu düşüncelerin yoğunlaştığı bir aşamada somut bir adım atmaya karar verdim. Bunun üzerine Ege Üniversitesi bünyesinde “Antroposen Araştırma Grubu”nu kurdum. Geçtiğimiz Ekim ayından bu yana farklı alanlardan araştırmacılarla Antroposen üzerine çalışmalar yürütüyoruz. Jeologlar, felsefeciler, politik teorisyenler, antropologlar, arkeologlar, ekofeminizm çalışanlar, tıpçılar ve mühendisler hep birlikte, ortak bir amaç için güçlerimizi birleştirdik.

Yenigün’deki bu köşeyi de çözümün parçası yolunda bir adım olarak görüyorum. Kendini bize dayatan radikal bir ekosistem değişimi ve onun yarattığı insanlık krizi karşısında radikal sorumluluk almaya çağıracağım sizleri.

Bana bu kıymetli imkânı sunan gazete yönetimine bu nedenle teşekkür ederim.

Peki nedir Antroposen Çağ?

Dünya son 12 bin yıldır ılıman, yağışlı ve dengeli iklim koşullarına sahipti. “Holosen” adı verilen bu dönemde dünya iklimi büyük salınımlar göstermediği için, insan yaşamına uygun, öngörülebilir atmosferik koşullar vardı. Holosen, insanların tüm iklim kuşaklarında farklı kültürler ve yaşam tarzları yaratmasında önemli bir rol oynadı. Bizim insanlık tarihi olarak bildiğimiz gelişmelerin hatırı sayılır bir kısmı bu dönem içinde yaşandı. Yani insanların Avrasya’da tarım ve hayvancılığa başlaması, ilk devletlerin kurulması, tek tanrılı dinlerin ortaya çıkışı, Fransız İhtilali ve Sanayi Devrimi gibi tarihi süreçlerin hepsi Holosen Dönem içinde yaşandı.

İşte şimdi bilim insanları Holosen Dönem'in bittiğini ve yeni bir çağın içinde olduğumuzu ilan ediyorlar. Bu yeni çağın adı Antroposen.

İlk olarak 2000 yılında Nobel ödüllü kimyager Paul Krutzen tarafından ortaya atılan “Antroposen” kavramı, dünya ikliminin jeolojik bir devinim olmaktan çıktığını, ani iklim değişikliklerinin arkasında yatan ana aktörün insan olduğunun altını çizmeyi amaçlar. Bu nedenle, insan anlamındaki Yunanca “anthropos” kavramına başvurur.

Antroposen, insan kaynaklı iklim değişikliğinin ve yarattığı her türlü sonucun genel adıdır. Amacı gezegen sistemini alt üst eden yıkıcı insan etkinliğinin görünür kılınması ve bu bilinçle yapıcı olarak hareket edilmesini sağlamaktır. Dolayısıyla insanın omuzlarına ağır bir ahlaki, vicdani ve politik sorumluluk yükler.

Önümüzdeki haftalarda iklim krizinin esasen bir insanlık krizi olduğu konusunda diyaloğumuzu sürdürmeye, Antroposen Çağın yeni insanını incelemeye devam edeceğiz.