Çiler Çilingiroğlu'nun 22 Mart 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Karaburun, 2019’da Cumhurbaşkanı Kararı ile Özel Çevre Koruma Alanı ilan edildiğinde bir kısmımız sevindi bir kısmımız ise şüphelendi. Bu kararla korumaya alınan alanların sadece Karaburun’un kıyı kesimleri olduğu, iç bölgelerin ise bu kapsam dışında bırakıldığını fark edince herkes büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. Karaburun, tarihi peyzajları ve ekolojik ortamlarıyla bir bütün olarak koruma altına alınmalıydı. Kısa zamanda anlaşıldı ki Karaburun’un dağlık kesimleri enerji şirketlerinin kullanımına büsbütün açılmış, buralarda yaşayan yerel halkın hiçbir surette görüşü alınmamış, yıllarını Karaburun’daki ekolojik mücadeleye adamış STK’lar bilgilendirilmemişti bile.

“Birleşik Elektrik Üretim Tesisi” Adı Altında Talan

Şimdilerde Öres Elektrik Üretim AŞ’ye ait Salman Rüzgar Enerji Santrali’nin (RES) altına kurulması planlanan Güneş Enerjisi Santrali (GES) ile ilgili bir tartışma devam ediyor. Karaburun Kent Konseyi bu konuda detaylı bir açıklama yayımladı, Ege’de Sonsöz ve Evrensel gazetelerinde kararı eleştiren yazılar çıktı. Yönetmelikte yapılan bir değişiklikle artık “Birleşik Elektrik Üretim Tesisi” adı altında bir uygulama devreye sokuluyor. RES kurulan alanlarda boş kalan yerlere GES yapılabilecek.

Peki bu Karaburun için ne anlama geliyor?

Karaburun Kent Konseyi’nin yayımladığı rapora göre, Karaburun’un yüzölçümünün %89’u enerji şirketlerine tahsis edilmiş durumda. RES proje sahaları şimdi GES’lere açılacak. 400 hektara yakın bir doğal alanın, Yayla, Sarpıncık, Parlak, Salman, Hasseki, Küçükbahçe köylerinin bu işgalden olumsuz etkilenmesi bekleniyor. Bölgenin tarım ve hayvancılıkla geçinen köylüsü için bir yıkım niteliğinde bu karar. Adeta köylüye artık sen buralarda barınamazsın demek.

Karaburun’da RES sahaları meraların olduğu yerlere kurulmuş durumda. Hazineye bağlı mera alanları bölgenin geleneksel hayvancılığı için kritik önemde ve günümüzde halen yoğun olarak kullanılıyor. Mera Kanunu gereğince, mera alanları vasfı dışında kullanılamaz ve daraltılamaz. Ne var ki 2008 yılı sonrası yapılan mevzuat değişiklikleriyle enerji yatırımları için tahsis ve kiralama işlemi mümkün oldu.

Biyoçeşitlilik ve Tarihi Peyzajlar Tehdit Altında

Karaburun’un biricik ekosistemi bu projelerle doğrudan tehdit altına girmiş durumda. T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı’nın Karasal Alan Biyolojik Çeşitlilik Araştırma Projesi’ne göre, Karaburun’da 259 kuş türü yaşıyor. Bu türlerden beş tanesi küresel ölçekte soyu tükenmekte olan hassas kategorisindeki canlılar. Dahası Karaburun, 269 omurgasız canlı türünün yuvası. Bunlardan üç tanesi Karaburun’un endemik canlıları, yani Karaburun dışında başka bir yerde yaşamıyorlar. GES ve RES işgaliyle zaten kırılgan haldeki ekosistemde yaşayan canlı türleri evini kaybedecek veya soylarının devamı tehdit altına girecek.

Proje sahaları olarak belirlenen alanlar aynı zamanda kültürel mirasın yer aldığı, tarihsel hafızamızı koruyan biricik anıt ve peyzajlarla dolu. Mübadele hafızasını koruyan Sazak köyü, Osmanlı Dönemi mimari eserleriyle Parlak ve Salman köyleri, geleneksel yaşamın tarihi kalıntıları olan eski yel değirmenleri, su değirmenleri, kuyular, mezarlık alanları, çeşmeler, anıt ağaçlar, arkeolojik sitler ve eski tarım terasları… Karaburun, arkeolojik ve tarihi miras açısından zengin bir yer. 2015’ten beri ilçede yürüttüğüm arkeolojik yüzey araştırması projesi 182 arkeolojik ve tarihi alanı kayıtlara geçti. İzmir’in bilinen en eski arkeolojik alanı Karaburun’da yer alıyor. Daha belgelenmemiş alanlar var; ancak Karaburun’da neoliberal tahribatın hızına yetişmek çok zor.

Doğal, kültürel ve tarihi mirasın tümü şirketlerin kısa süreli kârları için feda ediliyor. Bu kadar basit. Yerli halk ve STK’lar bu mücadelede tamamen yalnız bırakılmış durumda. Milyonlarca yılda oluşmuş jeolojik katmanlar, evrimleşmiş canlılar, yarımadanın kendine has dağlık peyzajları, yüzbinlerce yıl geriye giden arkeolojik mirası, binlerce yılda oluşan kendine özgü geleneksel yaşamı neoliberal canavarın iştahına kurban ediliyor. Bir daha geri dönüşü olmamak üzere. Şirketlerin doyumsuz kâr iştahı için insan yaşamı veya diğer canlı yaşamı bir değer taşımıyor. Jeolojik, arkeolojik ve tarihi miras ise onun için sadece bir “turizm potansiyeli” olarak kıymetli.

İşte size burnumuzun dibinde yazılan bir hüzünlü Kapitalosen hikâyesi.