26.03.2016, 22:00

Bir kere mi bin kere mi?

‘Bir kere olursa evla, bin kere olursa suç’.

Ancak, ‘bini de bir, biri de bir’.

Bilin ki; bir defadan çok şeyler olur bu fani dünyada.

Bir defada dünya yıkılır...

Bir defada hayat biter...

Bir defada an içre an olur...

 

*

Peki bu açıklamaların ardında yatan nedir? Bilmiyoruz.

Bildiğimiz tek bir şey var ki o da, korku dolu olduğumuz.

Korkunun ardında yatan gerçek ise, bu ülkede son zamanlarda artan çocuk olayları.

Peki, çocuklarımıza ne oluyor bu ülkede?

Kaybolduktan sonra cesedi bulunan 10 yaşındaki Beratcan’a ne oldu?

Onun gibi yüzlercesi nerede?

Karaman’da yaşanan tecavüz ile sarsılan çocuklarımız ne durumda?

‘Pedofili’ mağduru yüzlerce çocuğumuza ne oluyor? Ne olacak?

Daha bilmediğimiz, saklı, konuşamayan, aile içi şiddete ve istismara uğrayan binlerce çocuğumuza neler oluyor?

Buna sebep olan umarsız, pervasız, korkusuz zalimler nerede?

Bir film repliğinde der ki;

"Dünya bir oyun bahçesi, bunu çocuklar biliyor ama biz büyüyünce unutuyoruz." (Yes Man).

Şimdi düşünün bir kere nedir unuttuğumuz?

Unuttuğumuz kendimiz...

Unuttuğumuz düşlerimiz...

Unuttuğumuz haysiyetimiz...

*

Toplum ve geleceğimiz haysiyetsizlik ile eşdeğer olursa işte o zaman insanlık biter.

Tamam yaşanan tecavüz olayları vakıf ile ilişkilendirilemez. Olay aslında bir pedofili durumudur. Olay hastalıklı kişiliklerin artmasıdır, ancak olay aynı zamanda güvenilir olmaktır.

Bu nedenle, bu ‘a vakfı’ olur ‘b vakfı’ olur fark etmez. İsimler önemsizdir.

Önemli olan anne babadan sonra emanet edilen kişilerin, kurumların, öğretmenlerin güvenilir olmasıdır.

*

Ülke genelinde son günlerde yaşanan çocuk ölümleri ve istismarları çocuklarımıza sahip çıkmamız gerektiğini bir kere daha bize göstermedi mi? Gösterdi.

İşte şimdi, bir de olayları incelerken unuttuğumuz diğer tarafları görelim.

Çocuk istismarlarının açığa çıkması konusunda ailelere çok iş düşüyor, hemfikiriz değil mi?

Özellikle de babaya. Çünkü çocuğun yaşamında babanın rolü çok önemli. Öncelikle; karar vermeden tutun da yaşamı şekillendirmeye, kişilik gelişimine kadar rollerin önemini göz ardı edemeyiz. Ancak bizim babalarımız maalesef o rolü galiba biraz aksatıyorlar. Baba faktörü çocuğun denetiminde büyük önem taşır. Ancak babaların kolaylarına gelen topu anneye atmaktır.

Topu birbirlerine atmak yerine her iki birey de çocuklarıyla iyi iletişimde olmalıdır ki kopukluk olmasın. Çünkü oluşan kopukluklar istismara maruz kalan çocuğu susturur ve yanlızlığa iter. Baba yoksunluğu, yetersiz ilgi, şiddet ve korku çocukların kişilik gelişimlerini etkiler.

*

Anne ve sevgi iç içe ise, baba ve disiplin de onun parçası iken, bizde anneler fazla korumacı, baba sert, öfkeli ve kuralcı. Çocuk ise saklayıcı ve içe kapanık ne yazık ki.

Otoriter düzen kuran babalar daha az risk alacaklarını düşünüyor, anneler çocuklarının davranışlarını babalarına karşı örtüyor. Aynı davranılmıyor.

Peki çocuğuyla gurur duyduğunu her fırsatda dile getiren ebeveynler ile çocukları arasında sır kalır mı?

Kalmaz.

Uç davranışlar yerine esnek, özgüven, sevgi ve saygı temelli davranışlar ile yaklaşan ailelerde sır olur mu? Olmaz.

Güven olur mu? Olur.

İşte o güven ise dıştan ve akraba denen kişilerden gelen istismara karşı da koruyucudur.

İstismardan korunmak için ise yapmanız gerekenler, çocuklarınızın ruhunu, kişiliğini, girdiği ortamları, okulunu, arkadaşlarını, paylaşımlarını, hüzünlerini, durumlarını, konuşma şekillerini, sosyal çevreye katılımlarını, ve çekincelerini bilmenizdir.

 

*

Doğru ve yanlış ayırımı, öğrenme ve öğretme yolu ‘dayak dayatması ve korku ile’ olmaz, olduğunda da ortaya çıkan kişilikler bellidir.

Çocuklara şiddet, bedensel ceza, gelecekte o çocuğun şiddet eğilimli bir kişi olmasını sağlayan sistem ise, istismar derinden üzen yıkımdır. Okullarda bile bir disiplin aracı olarak görülen şiddet her türlü kusuru örtmenin de aracı ise, çocuğu aşağılamak da ona olan güvensizliktir.

İstismara ve şiddete uğrayan her çocuk için, ileride doğması muhtemel psikolojik yıpranmaların önüne ‘sevginin’ geçeceğine inancım büyük.

‘Çocuklarınıza çok değerli birer hazineymiş gibi bakın, onları ve kendinizi onurlandırın’ der Bernie Siegel.

Lütfen, lütfen, lütfen o güzel hazinelerimizi soldurmayın.

 

Dip notlar;

 

Özgüven...

 

İlerideki yaşamlarını şekillendirecek en önemli etken ‘Özgüven’.

Peki çocuğunuzun özgüveni veya eksikliği var mı?

Utangaç mı, girişken mi, toplum içinde davranışı, konuşması nasıl?

Kendinden emin mi, yoksa güvensiz mi?

Sır mı saklıyor?

Paylaşımı, arkadaşlığı nasıl?

Tüm bu soruların cevabı aslında sizin ve çocuğunuzun iletişiminde gizli.

Ve model olmanızda. Çünkü çocuklar anne ve babalarının her türlü davranışlarını model alırlar. Siz iyi bir model olun ki korkuları bitsin, özgüvenleri yenilensin.

İskoç eğitimci, yazar ve psikolog Alexander Sutherland Neill’ den bir tespit rol modele iyi örnektir.

Demiş ki; ‘Çocuğunuz yalan söylüyorsa ya sizden korkuyordur ya da sizin yaptığınızı yapıyordur. Yalan söyleyen anne ve babaların, yalan söyleyen çocukları olacaktır. Çocuğun yanında olmalıyız, çocuğun yanında olmak çocuğa sevgi vermek demektir. Sahip çıkan sevgi değil, duygusal sevgi de değil, yalnızca çocuğa onu sevdiğinizi ve onayladığınızı hissettirecek biçimde davranmak’.

 

Çocuklarda kontrolsüzlük...

 

Ebeveynlerin tek istediği kendilerini zorlamayan çocuklar, modern toplumun verdiği ise kontrolü güç çocuklar.

Nedeni ise fazla kontrolsüzlük müdür, doyumsuzluk mudur, şımarıklık mıdır veya bencillik mi?

Bana sorarsanız aşırı kontrolsüzlük ve sonucu ‘ben’ merkezcilikle beraber elde etme dürtüsü.

Aslında etkili yolu keşfetmişler ve uygulamışlardır çoğu zaman küçük afacanlar.

Sorumsuz, zırlayan bir çocuk her isteğini özellikle bu çağda bilgisayar oyunları için yapmakta.

Evde bilgisayarı olmayan da internet kafelerde. Ve üstelik izinli veya izinsiz istismara açık olarak.

10 yaşında hayata veda eden Beratcan nasıldır bilemeyiz ama, internet kafeye gitmek için çıkmamış mıydı yola?

İki ucu derin bir durum. Ya anti- sosyaller, ya da aşırı sosyaller.

Aileler hoşgörü sınırını iyi belirlemeli. ‘Beni rahatsız etme de ne yaparsan yap’ felsefesini kenara atmalıdır.

Ve hoşgörü, ‘Ben yaşayamadım o yaşasın’ düşüncesi ile hareket etmek değildir.

Hoşgörü otoriter ve ilgisiz tavırları kenara atarak çocuğumuza sevgi ve özgüven aşılamaktır, sevecen kişilikler yaratmaktır...

 

Püf noktalar...

Sürekli alan ve almaya alışan çocuklar paylaşmayı öğrenemez, dengeleyici olun...

Babalar, çocuğunuzun her evresinde, görev alın, çocuklarınızın sevdikleri ve sevmedikleri her şeyi, kişiliklerini bilin…

Çocuklarınıza katı, korku yüklü kontrolsüz disiplin uygulamayın, iyi iletişim kurun...

Çocuğunuzuzu dinleyin, gözlemleyin, yakınlaşın, sosyal medyaya, televizyona gömüleceğinize onlarla zaman geçirin, ihtiyaçlarını algılayın...

Mutluluk ve üzüntülerini paylaşmalarını sağlayın...

Sevgi sunun, koşullu sevmeyin…

Suçluluk duygusunu atın ve onun almasına müsaade etmeyin...

Çocuğunuzun zayıf yönlerini kabullenin, sorumluluk verin…

Bazı şeyleri kendisinin yapması sağlayın…

Kıyaslamayın, özellikle arkadaşlarınla…

Hatalarını büyütmeyin, davranışlarını sürekli eleştirmeyin, girişimlerini takdir edin…

Aşağılamayın...

Korku vermeyin, tehdit etmeyin…

Evdeki çocuğun varsa kardeşine davranışlarını mutlaka izleyin. (Kendine yapılanı çocuk başka bir yerde deneyimlemek ister çünkü).

Çocuğun duygusal durumlarını bilin ve o duruma göre hareket edin…

Yapamadıkları yanında yaptıklarına yönlendirin…

En önemlisi birey olduğunu hissettirin ve ona sonsuz saygı duyun, her konuda görüşünü alın…

Ve lütfen kendi amaçlarınız için çocuklarınızı kullanmayın…

Sağlıklı bireyler yetiştireceğinize inancınızı yitirmeyin…

Bir Çin Atasözü size ışık olsun…

‘Çocuklarınız sizlerin değildir, onlar bizzat yaşamın çağrısının kızları ve oğullarıdır. Elinizden geçerler, sizden gelmezler... Eğer sizlerle birlikteyseler, bu sizindir anlamına gelmez. Onlara sevginizi verin, fikirlerinizi değil... Çünkü onların kendi fikirleri vardır. Bedenlerini barındırın, ruhlarını değil... Çünkü ruhları bize ve hayallerimize yasaklanan yarınlardadır. Sizler onlara benzemeye çalışın, onları kendinize benzetmeye değil’.

 

Çocuğa dayak atmanın olumsuzlukları...

 

Fiziksel güç onun için örnektir…

Dayak yiyen çocuk yaşıtlarına veya kendinden küçüklere aynı girişimde bulunur…

Anlaşarak uzlaşmaz.

Kendilerini aşağılayıcı hissederler…

Kavga ve fiziksel şiddete başvurur…

Endişelidir.

Güven eksikliği yaşarlar…

Onur kırıcı olan dayak sayesinde moral düzeyleri hep düşüktür…

Fiziksel güç sonucu çocuk ciddi yaralanmalar ile karşı karşıya kalabilir...

Mutlu kalın…

 

 

Fıkra;

Dursun'la Temel, bebeklerini parkta dolaştırıyorlardı.
Dursun 12 aylık bebeği yürüyor, Temel'in 22 aylık bebeği ise kucakta.
-Övünmek cibi olmasun benimçi çok akillidur, dedi Dursun. 
Temel'in cevabı daha bi gariptir:
-Benimçi daha akilli daa! 20 aylik oldu hala kendini taşıtayi...

 

Günün sözü;

Eğer bir gün yolunuzu kaybederseniz bir çocuğun gözlerinin içine bakın; çünkü bir çocuğun bir yetişkine öğretebileceği her zaman üç şey vardır: Nedensiz yere mutlu olmak, her zaman meşgul olabilecek bir şey bulmak ve elde etmek istediği şey için var gücüyle dayatmaktır.

Paulo Coelho

 

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@