23.05.2015, 21:00

Biri ‘baskı’mı dedi?

İnsanları bazı konularda serbest bırakmak mı doğrudur, baskı altında yavaşca ezmek mi?

Ya da şöyle söyleyeyim yavaşça bir düşünceyi ekmek mi?

Her birey kurulan baskının çok net farkında...

Baskının getirdiği durum nedeniyle sorunlar körüklediği an, bir şekilde farkındalıklar değişir...

İki farklı uçta yaşıyor insanlar. Tam ortada bir yaşam nedense gittikçe uzaklaşıyor. Kutuplaşmalar arttı...Yani birleştirmek pek söz konusu değil farklı düşünceleri...

Ama her şeye rağmen devam ritme...

Her yerde olduğu gibi yaşam tam gaz ilerlerken en tehlikeli fikir, ‘öyle ya da böyle insanlar her duruma alışıyor’ fikridir...

Bir fikirle durum alışmaksa şayet, bu iş iyi yapılıyor demek ki...

İzmir Türkiye’nin tamamını temsil etmiyor. Bu nedenle ‘hayat İzmir’dersek resmin tamamını görmüyoruz demektir...

 

*

Dertlerin tasaların rengi farklıdır. Ancak özü aynıdır.

Baskı aynıdır, sadece görünürde farklılık var gibi göz boyanır...

İnsanlar değişir, baskılar değişmez...

Rejimler değişir baskılar farklılaşır...

Şekli, rengi değişir ancak içerik hep ‘öyle ya da böyle her şeye alışılır’ düşüncesi ile bütünleşir.

Eskiden hayalimizdeki ülkeyi yaşamak isterdik. Veya hayal ederdik.

Ancak artık tam olarak böyle düşünemeyen onlarca insanın umudu ve umutsuzluğu birleşmiş durumda. Eğlencesi, yaşamı ve aklına gelebilecek her şeyi bulabileceğin bir yer umut ederiz.

Limiti olmayan.

Ancak orjininin ne olduğu bilinmeyen, insanları etkisi altına alan, kişilerin her hareketini kısıtlayan ve yazılı olmayan kurallar topluluğu hemen önümüzü keser. Farklı düşüncelere uygulanan baskı bizim gibi toplumlarda fiziksele kadar iner ne yazık ki.

İnsanlık kıyafet ile tartılacak, ölçülecek düzeye gelir...

*

Baskı, toplumun çoğunluğu tarafından benimsenmiş düşüncelerin, davranış biçimlerinin, toplumun tüm bireylerine benimsetilmeye çalışılmasıdır.

Kimliklerimiz, toplumun genel anlayışının dayatması bize yüktür.

Gelişememiş toplumlarda ülke ve bireyler aynı mı düşünür, hareket eder?

Bu baskıcı zihniyet uygarlık düzeyinde midir?

Tüm yaşamdan ölüme kadar etkileşim içinde bulunduğumuz "toplum"un, bizi şekillendirilmesi eğer ki görünmez baskı halinde oluyorsa çelişkiler doğar...

Birbirimizle çelişiriz...

 

*

Bir kadına şiddet gösteren, mini eteği bahane gösteren zihniyetin yeri geldiğinde kızını, karısını namus diye sahiplenmesi, diğerlerini görmezden gelmesi halen baskının alttan geldiğine işarettir.

Özgürlüklerin, yaratıcılığın kısıtlanması toplumun genelinden farklı olanların dışlanması, insanların sindirilmesi, farklılığın artmasına, saldırganlığın büyümesine yol açar.

‘Toplum’, insanı önce okula adapte eder.

Sonra başka bir düzen olan işe.

Sonra seçilen eşe, evliliğe, aile baskısına.

Toplumun ağır baskılarına dayatmasına adapte eder.

Alışkanlık ve katlanmak düzenin bir parçası olur. Kitleler de bu parçanın parçası.

Baskının tutarlı bir biçimde sürmesi tarihin tekerrürden ibaret olması demektir.

*

Bireyselliğimiz toplumun katı hareketi içinde tamamen belirsiz ve etkisiz ne yazık ki.

Bireylerin alışkanlıklarını, davranışlarını, toplum belirler. Toplumda yanlış kabul edilen ‘her şey’ oluverdiğinde suçluluk da baş gösterir ve ardından ise kendimizi savunma içgüdüsü. Bu nedenle de toplumsal baskıyı kırmak isteyen kişi, toplumun bize öğrettiklerinden farklı bir bakış açısı ile olaylara yaklaşır...

Toplum baskısı her zaman olacaktır.

Bu baskıyı nötralize etmekte kararlılık başı çeker ve toplumun en küçük birimi olan ‘aile’ye çok iş düşer.

Kurallara göre oynamak, toplum piyasasının işidir ki, ‘ne diyor bu?’yakıştırması ile değerlendiriliriz.
Maalesef bu zamanda insanlar kendilerini değişik seviyelerde göstermeye çalışıyor. Değerlendirmeler, gelenekler, ahlaki kurallar buna göre belirlenip sunuluyor.

Yazılı olmayan kurallar yazılı kuralların önüne geçiyor.

Ya uyumlusundur, ya uyumsuz.

*

Etnik kökenler, din, kültürümüz, toplumlara şekil veren unsurdur. Bizleri biz yapan değerler değildir. İçinde sevgi yok denecek kadar azdır.

Her görüş kendi içinde bir nevi toplum baskısı oluşturduğundan görüşsüz salt sevgi önemlidir. Bu nedenle toplumsal baskı ne bir siyasi görüşe, ne de bir ideolojiye, ne de kültüre mal edilemez, edilmemelidir de.

Toplumun kendi doğrularına aykırı bir düşünce ya da eylemi durdurmaya çalışma hali dahi, ‘baskının ürünü’ olduğuna göre, karakterlerimiz şekillenirken sadece "kendinden olmayanı kabul etmeyen" düşüncenin manasını içimizde iyi idrak edebilmeliyiz...

 

*

Kişilerin inançlarının ve değerlendirmelerinin belli bir yönde olduğu ‘dünya’dayız...

Kimsenin sevmediği ama herkesin birbirinden korktuğu ‘dünya’dayız...

Karaktere bir biçim vermek için toplumca baskı yapılan bir ‘dünya’dayız...

Bireylerin düşüncelerini beğenmeyen çevrenin ağır baskısını çok derinden hissetttiğimiz bir ‘dünya’dayız...

Başkalarının kararlarını etkilemek için toplumun belli üyelerince sürekli baskı yapılan ‘dünya’dayız...

Amaçlı baskı ‘dünya’sındayız....

Bir toplumsal kümede aykırı davranışların, toplumsal denetim yollarıyla ortadan kaldırılması amaçlanan bir ‘dünya’dayız...

Ya önlenecek baskı...

Ya da baskının esiri olan ‘dünya’da yaşamaya devam edeceğiz...

 

Dip notlar;

Engelliler ve şehirde mücadele...

 

Türkiye’de yaklaşık 8 milyon 500 bin, yani nüfusun yüzde 12.29'unu oluşturan engelliler, bahar dönemlerinde şehirlerinde zorlu bir mücadele içinde...

İzmir’deki yolların yamuk yumukluğu, kaldırımların on kere sökülmesi ve bitmek bilmeyen kazılar yüzünden neredeler?

Bizim bile zorlandığımız yollarda, çevremizde, sokakta, göremediğimiz engelli vatandaşlarımız için yaşam ne yazık ki daha da zor. Çünkü fiziki koşullar sebebi ile fiziki şartları birleşiyor.

Şehrimizde her bir yer, sokak, park kazıldıkça kazılıyor. Fiziksel durumları değil onları engelli yapan, şehrin fiziksel koşulları ne yazık ki…

Toz toprak içinde kaldığımız mahallelerimizde sonradan döşenen Arnavut kaldırımında gidebilmeleri hayal ediliyor veya bir mucize olarak yüksek kaldırımları aşmaları.

Sokakta ki yaşama dahil olamayanların parke zemin üzerinde yürümeleri bekleniyor.

Büyükşehir belediyelerince engellilerin toplum hayatıyla bütünleşmelerini sağlayıcı ve kolaylaştırıcı çalışmalarını yürütmesi için “Büyükşehir Belediyeleri Özürlü Hizmet Birimleri Yönetmeliği” iyi de, özürlünün işini yapabilmesine yönelik tedbirler alınması ve fiziki çevre düzenlemeleri yapılması zorunluluğu iyi de, bir türlü bitmek bilmeyen şu yollar, kaldırımlar, kazımlar ne zaman düzene girecek...

 

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

Akıl hastanesinden iki deliyi salıvereceklermiş. Doktorlar kendi aralarında,
- "Şunlara son bir test yapalım da görelim akılları başlarına gelmiş mi." demişler...
Bunun üzerine iki deliyi bir masa başına çağırmışlar. Masanın üzerine bir kavanoz dolusu siyah zeytin, bir kavanoz dolusu da canlı hamamböceği dökmüşler ve,
- "Buyrun beyler, yiyiniz." demişler...
Delilerden bir tanesi hemen zeytinlere saldırmış, ötekisi araya girmiş,
- "Önce kaçanları yiyelim, öbürleri nasıl olsa duruyor!"

 

Günün sözü;

Aydınlanma; kişinin kendi aklını kullanmaya cüret etmesidir. Dale Carnegie ...

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@