21.02.2020, 22:10

Biriktiriciler…

Biriktirmek istiyoruz…
Sürekli biriktiriyoruz.                                                      
Mütemadiyen bunun peşindeyiz.
*
Dünya adaletsiz mi?
Bazılarına göre adaletsiz.
Peki, bu adaletsizliği yapan kim?
Sadece kendini düşünen, keseri kendine çalıştıran insanoğlu mu?
Doymak bilmeyen ego mu?
İstekleri mi?
Bitmek bilmeyen ‘daha fazlası'nı istemesi mi?
*
Dünyayı adaletsiz yapan insanoğludur.
Dünyayı bozan, kendi istekleri ile yoran insanoğludur.
Çünkü insanoğlu her daim önderlik peşindedir.
Çünkü insanoğlu paylaşamaz.
Ruhunu nefret kemirir.
Acımasızlığı onu hep çıtanın üstünde tutar kanısına yönlendirir.
*

“İnsanoğlu ne ister?” Sürekli daha fazlasını.
Bir ver iki ister.
İki ver üç ister.
Ancak ölüm gelip çattığında o hırsları işlemez.
O kara toprak mekânında bir verilirse ikincisini isteyemezsiniz.
Bırak ikincisini insanın tek hırsının tükeneceği mekâna yolculuk edersiniz.
*
Hep daha, daha çok istemek bir süre sonra sizi yok eder. Bir eviniz olsun derken yetmez. Daha büyük ister.
Yetmez. 
Daha lüks ister.
Yetmez.
Hep daha çok derken ‘hep’ ten ‘hiç’ kapınızı çalabilir.

*
Bir arabam olsun derken daha lüksü, daha konforlusu diye sürer gider bu liste.
Bu liste bize sürekli tüketme durumu yaşatır.
Doymayız.
Tüketiriz. 
Kişileri dahi tüketiriz. 
Zamanı tüketir, sözü tüketir yine doymayız. 
Ve zaman geçtikçe de besleniyor bu duygumuz.
Ve zamanı gelince de tüm biriktirdiklerimizi bırakacağımızı unutuyoruz.
*
Her şeyin sonu olduğunu unuturuz.
Aldığımız nefesi unuturuz.
Bedenimizi unuturuz.
Bize bahşedilenleri.
Ve ‘şükür ’süz olur çıkarız bencillik çalar kapımızı.
*
Yiyemeyeceğimiz kadar yiyecek stoklarız.
Kullanmadığımız o kadar çok eşya ile donatırız ki evimizi sonra onları da saklarız.
Sakladıkça düşünceleri de saklar hale geliriz.
Onlardan da kurtulamayız. 
Doymayan bireylere dönüşürüz.
*

İşte bu nedenle sürekli biriktirmek istiyoruz.
Yemeği, kıyafeti, eşyayı, malı, mülkü, evi, arabayı, gücü, parayı, arzuyu. 
Hepsini biriktiriyoruz.
Oysa sahip olunan bir lokma ekmek değil midir?
Birlikte yol alırken paylaşılan huzur mutluluk değil midir?
İnsanlık kendi ömrünü yiyor ne yazık ki.
Kendi kendini kemiriyor.
*

Aşırı hırslı ve açgözlü oluşumuz bize farklı dünyalar açar.
Sevgiyi köreltir.
İnsanı insan yapan değerleri yok eder.
Ve değerler yok olduğunda boş bir bedende, sevgisiz huzur bulunabilir mi?
Bu nedenle insanlık mutlu olmayı beceremiyor.
*
Mutlu olamayan insanlık da mutluluk için bin türlü sevdaya yöneliyor.
Ve o sevdalar o kadar çok ki hayatımızda.
Sadece sevgiliye duyulan mı sandınız sevdanızı.
Var bir sürü sizi esir eden sevdalarınız.
*
Hırs sevdası.
İş sevdası.
Mal edinme sevdası.
Para, güç derken içimizde ki nadir özümüzü örter olmadık mı?
İnsanların sevgiyi ve dostluğu, merhameti görmesine engel bir sürü adı sevda olan asıl özü aç gözlülük olan onca şey varken güzellikleri nasıl görebilir insanlık?

*

İşte bu nedenle mal ve hırs biriktireceğinize an biriktirin. 
Size siz olduğunuzu hatırlatacak arkadaş biriktirin, dost biriktirin.
Sevgi ekin.
*
Ne zaman fark edeceğiz.
Gerçek sevginin paylaşımın, dostluğun güzelliğini
Bunların zenginlik olduğunu ne zaman anlayacağız?


Dip notlar;

Çiftçi Pahom…

Tolstoy’un "İnsan Ne ile Yaşar" adlı kitabına bir bakalım.
O kitabı deneyimleyelim.
Orada bir çiftçi Pahom var.
Bu hazin öykü, ibretlik öykü Pahom’un olsa da yok mu hepimizi etkileyen yanı sanıyorsunuz? 
Var. 
Çünkü Hayatın içinde bir sürü Pahom var.
İşte size Pahom’un hikâyesi…
 “Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır. Uzak bir yerlerde, cömert bir reisin karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için reise gidip talebini iletir. Gerçekten de Reis herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir. Pahom’a “Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar kat ettiğin bütün yerler senin fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım.” der. “Yoksa bütün hakkını kaybedersin.”
Pahom güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye. Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir araziyi es geçemez. Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az kalmış. Koşar, koşar, ama kesilir takati. Halsiz adımlarla yürümeye devam ederken, Pahom’un burnundan kanlar damlamaya başlar. Tam başladığı noktaya yaklaşmışken, bir an yığılır yere ve bir daha kalkamaz…
Reis olanları izlemektedir. Çok kereler şahit olduğu olay yeniden vuku bulmuştur. Adamlarına bir mezar kazdırır. Pahom’u bu mezara gömerler. Reis Pahom’un mezarının başında durur şöyle der: “Bir insana işte bu kadar toprak yeter!”

Varın gerisini siz düşünün.

Terzi…
Bir bilgeye sormuşlar
“Efendim, dünyada en çok kimi seversiniz?
-Terzimi severim.
-Aman üstat, dünyada sevecek o kadar çok kimse varken terzi de kim oluyor? O da nereden çıktı?
-Dostlarım, evet ben terzimi severim. Çünkü ona her gittiğimde, benim ölçümü yeniden alır. Ama ötekiler öyle değildir. Bir kez benim hakkımda karar verirler, ölünceye kadar da, beni hep aynı gözle görürler.”

Mutlu kalın…

Fıkra;
Gariban bir köylü şehre inmişti. Büyük bir mağazada iki kişinin karşılıklı oturup konuştuklarını gördü. İçerde bir masa ve üç dört koltuktan başka bir şey görünmüyordu. Merak etti ve içeri girdi:
- Selamünaleyküm ağalar.
- Aleykümselam hemşerim ne istiyorsun?
- Merak ettim acaba burada ne satıyorsunuz?
Köylü ile dalga geçmek isteyen satıcı sırıtarak cevap verdi:
- Eşek satıyoruz.
Köylü de taşı gediğine yerleştirdi:
- Sadece ikiniz misiniz yoksa daha var mı?

Günün sözü;
"Kim ne derse desin, sözcükler ve düşünceler dünyayı değiştirebilir."(Ölü Ozanlar Derneği, 1989)
 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@