09.07.2016, 21:00

Bitirelim karanlığı...

“Kendini yargılamayı başarabilirsen gerçek bir bilgesin demektir.” diye giriş yapar “Küçük Prens” ve yine der ki; “İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir.”

Peki gerçek nedir?

Doğru nedir?

Yürek ile bakmak nedir?

Gerçek ve doğru her türlü sınırlamadan arınmak..

Simgelerden kopmak...

Din, dil, milliyet, üniforma, köken ayrımı olmadan sadece insan olarak sevmek ve benimsemektir...

*

İnsanlar birbirini dinledikçe güzelleşir...

Birbirlerine sarıldıkça...

Birbirlerini hissettikçe güzelleşirler.

Ve iyilikler bu nedenle ölmez hep var olur.

İşte tam da o anda karanlık bitti denilebilir.

*

Neden biliyor musunuz?

Teslim olmayanlar yüzünden.

Karanlığı içine almayanlar yüzünden.

Çünkü neden biliyor musunuz?

Milyonlarca kişide sevgi denen çiçeğin nefret denen zulmü yenmesi yüzünden biter karanlıklar.

*

Çocuk olanda şekillenir çiçek. Ve çocuklar asla kaybetmez.

Çocuk olan yenilmez.

Çocuk olan umudunu yitirmez.

Hep sever, hep coşar.

İşte tam da bu nedenle karanlıklar biter gider.

“Bir çocuğun en sevdiği oyuncağı kaybolmuş, annesi. babası da hayır kaybolmadı, dünyayı geziyor demiş ve çocuk inanmış”. Çünkü onun yüreğinde saf inanç gizli.

Sevgi gizli.

Beklentisiz inanç gizli.

İşte bu nedenle karanlıklar biter gider...

*

Yani kendimizi tutmak ya da alıkoymak nasıl olur?

Set çekmek her şeye...

Kışkırtmalara rağmen set çekmek kolay mı?

Değil tabii ki...

Savaşlara rağmen set çekmek.

Acılara ve nefret yaratacak olaylara rağmen kolay mı kendini alıkoymak tüm olumsuz duygulardan?

Elbette değil.

*

Nefsâniliğe set çekmek kolay mı?

Dile set çekmek...

Göze set çekmek...

Ve özellikle zihne set çekmek.

Her şeyden kendini men etmek kolay mı?

Her şeyden kendini sıyırmak, kötü düşünmekten geçmek kolay mı?

Değil elbette.

*

Paylaşmanın onuruyla yücelmek kolay elbet.

Hak edebilmek kolay.

İnanmak kolay.

Kaç kişi sayabiliriz ‘bedende koybolmadan’ ‘ruha’ hizmet edebilen. Az.

Çağın zindanında körelmeyen bulabilir miyiz? Yok.

Arzuların, nefretin peşinde koşmayan var mı?

Ya da esaret ile çırpınmayan?

Zor.

*

Hele ki şu dönemler daha da bir zor.

Esaret ile kötürümleştirilen zihinler hakimken dünyaya ve ülkemize zor.

Faziletler azalmışken, ruhumuz daha da daraltılırken zor.

Rezillikler diz boyu iken zor.

Bertaraf edemediklerimiz çok iken zor.

*

Fark gözetmeksizin insanca yaşayacağımız güne kadar sanırım insanlığı daha da kaoslu günler bekliyor.

Hani o söz nerede kaldı.

Boy boy sosyal medyalarda, duvarlarda yazılıp paylaşılan; ‘Yaratılanı severiz Yaratandan ötürü’ düsturu.

Nerede o hürmet?

Bizatihi insan olduğu için sevmek nereye saklandı?

Mevlana’nın ‘Kusurları örtmekte gece gibi olmak’ sözü paylaşımda mı asılı kaldı?

*

Hoyratız biz.

Tüketiciyiz insanlık olarak.

Kızgınız. İnsanlığımız hangi tekamülde kaldı o bile belli değil.

Acı çekenimizi mi ararsın, aç kalanımızı mı, yoksulumuzu mu?

Nasıl bu yaşananlara duyarsız kaldık, nasıl bu kadar ruhsuz olduk?

Ne zaman bu hale geldik?

Bilmiyorum.

Ancak bildiğim, hoşgörümüzün artık bitmiş olması.

*

Bütün canlılar varoluş neşesi ile coşarken sadece insan mıdır ağlayan?

Evet insandır.

İnsandır aslını inkar eden.

Değerleri yok sayan insandır.

Şiddeti, nefreti yayan insandır.

Ama o insan ki, tüm güzellikleri kendinde barındırandır da.

İşte umudum o güzelliklerin saklandıkları yerden çıkması.

Umudum hoşgörüsüzlüğün el birliği ile yok edilmesi.

Bir de, artık bitirelim şu karanlığı...

 

 

Dip notlar;

 

‘Ramazan’  size ne kattı?

 

Geride bıraktığımız güzel ‘Ramazan’da oruçlar tutuldu.

Olunabildiyse şayet, bir ay nefse hakim olundu.

Şimdi hesaplaşmak gerek benliğinizle.

Duyarsızlığınız bitti mi?

Ruh yoksunluğunuz geçti mi?

Aç kalan doydu da, açlıkla ruh terbiye oldu mu?

Nedir açlık? Terbiyedir. Bu terbiye ile gitti mi kin, öfke, kızgınlıklar nefretler?

Yıllardır kaskatı kesilen kalpler merhametle yıkandı mı?

Dindi mi gözyaşları?

Şefkat geldi mi?

Uyanış vuku buldu mu duyarsız toplumda?

Peki ya hırslar, rafa kalktı mı?

Yerine geldi mi tevazu, insanlık, sevgi, hoşgörü?

Dinginlik, irfanlık geldi mi peki?

Şehirlere, ülkelere, gönüllere geldi mi sukunet?

Cevap, ‘hepsine evet’ ise ne güzel kazandınız güzel oruç aylarının sevabını, hoş cevap içinde ‘hayır’ çoksa düşünün derim.

Bakın etrafınıza. Geçen giden ayın ardından her şey yine kaos, yine kavga, yine gözyaşı. Hatta ölümler bitmedi bu ayda bile.

‘Bir insanı öldürmek, bütün insanlığa zarar, bir insanı yaşatmak, bütün insanlığa yarardır’ bana göre. Ancak biz insanlık kutsal aylarda dahi savaşmadık mı?

Ölümler ardından ağlamadık mı?

Düşünün, bir değil bin kere düşünün.

 

Bayram nasıl geçti?

 

Önceden bayram sevinç demekti.

Yani toplumsal coşku demekti.

Paylaşmaktı. Bir ekmeği bile bölüşmekti.

Biz ki şimdilerde hüzünle kuşandık.

Kaçışlarla yıkandık. Tatil zihniyeti ile kaçış otelleri bulduk.

Paylaşım çılgınlığı yaşadık...

Yediğini dahi göze sokma çılgınlığı bu.

Selfie çılgınlığı.

Bayram ziyaretleri, kapı kapı dolaşmalar,bitti. ‘Akrabayı, komşuyu unutmayalım’ demeler bitti.

Ya telefon ucunda her şey. Ya da kopyala yapıştır mesaj.

Önceden, küslüklerin çözülmesiydi bayram. Sadece dargınları barıştırmak da değildi, sevinçleri çağırmaktı.

Gönülü onarmaktı.

Selamdı, güzellikti, neşeydi.

Çocukluğunu anımsamaktı.

Büyüklerimiz ile huzur bulmaktı.Yâd etmekti.

Acı demek değildi. Barış, kardeşlikti.

Savaş, terör ve şiddet üçlüsünde yanmak değildi.

Artık değişti.

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

‘Nasrettin Hoca’nın evine bir gün üç molla misafirliğe gelir. Üçü de birbirinden obur kişilermiş. Hoca ne yemek çıkarmışsa silip süpürmüşler. O kadar ki sahanlarda yemek bitince, bunu da "sünnettir" diye ekmekle iyice sıyırırlarmış. Bu sırada odaya Hocanın oğlu girmiş. Mollalar Hocayı memnun etmek için:
- "Aman ne güzel çocuk... Adı ne bunun?" diye sormuşlar. 
Hoca:
- "Adı Farzdır" demiş. Mollalar şaşırıp birbirlerine bakmışlar:
- "Bu ne biçim isim Hoca Efendi? Şimdiye kadar böyle bir isim hiç duymamıştık" demişler.

Hoca hemen taşı gediğine koymuş:
- “Ya, sünnet diyeyim de onu da mı yiyin? “ 

 

 

Günün sözü;

Bir şeylerin anlamlı olduğu zamana dönmek istiyorum... The Shawshank Redemption (Esaretin bedeli)

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@