12.12.2015, 22:00

‘Biz’ kaos muyuz?

İyi niyetin cezalandırıldığı bir dönemdeyiz…

İyi niyetin gizlendiği bir dönemdeyiz…

Kaybolan bir sürü hayatlar ve bir sürü hayaller var….

Peki “Ne oldu insanlara ve de insanlığa?”

Dünya, kendine bir çeki düzen verecek mi acaba bir gün?

Hevesli mi buna?

Yoksa ona hediye edilen ‘kaosa’ kucak açmakla mı meşgul?

Sadece biz bu muyuz?

Yani ‘kaos’ muyuz?

*

Toplum olarak kalan birkaç değerimiz de yitirildi.

Sağduyulu insanların hala var olması ve bu özelliklerini yaşatıyor olması sevindirici de olsa, dünyamız kargaşada.

Ve bu dünyamız içinde bir parça olan ancak kendini bir bütünün parçası değil de sadece kendi benliği içinde var sanan insanoğlu bu kargaşanın ne yazık ki tek sorumlusudur.

Gelelim harikulade, inanılmaz olan ama aynı zamanda da yıkıcı, yırtıcı ve yokedici olan insanoğlunun bu önlenemez yükselişine.

*

Şimdi bu insan denen canlı hem iyi, hem de aynı anda kötü olabiliyor.

En üst mertebede iken birden en aşağıda olabiliyor.

Hem düşünceli, merhametli, hem de en acımasız, zulmeden olabiliyor.

Kısaca hem düzen, hem de kaos olabiliyor...

*

İnsan....

Ve yarattığı genler...

Çözüm için mi?

Denemek için mi?

Yıkım için mi?

Ya da hangi ellerde yanlış kullanımda acaba?

*

 

Şimdi ırk ayrımı yapan insan iken, aynı anda karşı çıkan da insan...

Bu zavallı dünyamızda ekolojiyi bozanlar mı arayalım?

Zulmedenler mi?

Terörü çare görenler mi?

Şiddeti günlük yaşamın olmazsa olmazı yapanlar mı?

Müslümanların ülkeye girişinin yasaklanması için düşüncelerini pervasızca zikreden ırk ayrımcıları mı?

Savaşı körükleyenler mi, haklı görenler mi?

Hatta ve hatta nükleer tehdidi zikredenler mi?

Unutmamamız gerekir ki;

Nasıl bir düzen içinde insanlık ilerliyorsa, sonumuzda bu düzen içinde şekilleniyor demektir.

*

Peki hangi rantlar güçlendiriliyor?

Her sektörün altını üstüne getiriyoruz, eleştiriyoruz, yazıyoruz, ancak bunları güçlendiren de insan...

Savaş durumunda güçlenen, kazanan silah sektörü değil mi?

Peki ekolojik dengeyi bozan kim? Dağdaki mi, bağdaki mi?

Dünyanın düzeni bozulduğunda kim kazanacak?

*

Küçük hesaplar her zaman devleşmiştir günü geldiğinde.

Unutmamalıyız ki!

Doğal yollarla büyüyen bir meyve değiştirilirse bu bize ağır bir biçimde dönecektir...

Toprağa atılan her zehir içimize girecektir.

Bir kişiye yapılan kötülük, aslında kendimize yapılmıştır. Kumbarada para biriktirir gibi biriktiriz her yaptıklarımızı cebimizde.

Kısaca ‘insan’ denen canlı kendine oynayacaktır.

Önce doğa korunmalı, sonra sağlıklı yaşam için ekolojik beslenme desteklenmeli diye bas bas bağırırken, yazarken, bir de bakıyoruz ki, marketler hınca hınç, arabalar paketli gıdalar ile dolup taşıyor.

Demek ki talep ve arz meselesi günümüzde oldukça ileri boyutta...

*

Ekolojik beslenmenin önemi yitirildiğinde, genleri değiştirilmiş yiyecekler sıkça tüketildiğinde, alerjiler, sakatlıklar, ölümler artacaktır...

Ki, bu bile insanlığı durduramıyorsa nükleer silah ile tehdit edenler maalesef cüreti kendinde en yüksek derecede hissedecektir...

İşte esas ‘kaos’ budur...

İnsanlığın kendisi ve adı...

 

 

 

Dip notlar;

 

Kral çıplak”

 

 

Hepimizin bildiği “kral çıplak” masalı vardır ya...

Şimdilerde gözü kapalıyız maalesef...

Dünyayı, ülkeleri yöneten krallara, rantçılara, para babalarına, fakir-fukarayı ezenlere, doğayı katledenlere gözler, kulaklar, diller kapalı...

Üç maymunu başarılı bir şekilde uyguluyor dünyamın insanı...

Bu masal şimdiki durumuzun nasıl da bize yapıştığını gösteren aslında en iyi örneklerden birisidir.

Masalı hatırlayalım...

“Zamanın birinde kralı dolandırmayı başaran terziler, olmayan bir elbiseyi krala satmışlar ve aklı olmayanların bu elbiseyi göremeyeceğini söylemişler.

Kral da eşi benzeri olmayan elbiseyi giyip sokağa çıkmış.

Halk akılsız görünmemek için kralın çıplak olduğunu görmezden gelip kralın üzerinde elbise olduğuna kendisini inandırmış. Hiçbir şeyden haberi olmayan bir çocuk bütün saflığıyla “aaa kral çıplak” deyince herkes gördüğü rüyadan uyanmış ve kral rezil duruma düşmüş.”

Evet.

Günümüzde kandırılanlar ‘masum insanlar’, kandıran terziler ise nerede para var, güç var, onların peşinde koşan emredici, yok edici rantçılar, gözünü kapayanlar da sonunu göremeyenlerdir.

O masum çocuklarımız ise hep gizli içimizde...

Sakın o masumiyetinizi kaybetmeyin ki, bu zalim dünyada insaniyet ve merhamet yaşasın...

 

 

Yediklerimize dikkat!

 

Alexander Fleming, 1928’de ‘penisilin’i buldu ve antibiyotikler hayatımıza girdi...

Çığır açıldı...

Ve 1942’den itibaren, penisilin insanlarda kullanılmaya başlandı..

Ve penisilin ve diğer antibiyotikler milyonlarca kişinin salgın hastalıklardan ölmesini engelledi...

Şimdilerin bize et, süt ve kümes hayvalarının yemlerinde sunulan antibiyotiklerin verilmesi 1946’dan sonra başladı. Maksat hayvanların hastalıklardan daha iyi korunmasıydı.

Ancak 1964’te ilk kez, insan ve hayvanlarda, antibiyotiklere karşı dirençli bakteriler belirlendi.

Ve şimdilerde de pek umursayan yok aslında.

Bu katkı maddeleri, gübrede, sütün içinde, ete enjekte. Kısaca sürekli antibiyotikler sayesinde, çok süt veren ve çabuk kilo alan hayvan cinslerinin bizi tüketmesiyle karşı karşıyayız.

Şimdi bir bilgi...

1994 yılında dünyada yılda 40 milyon kilo civarında antibiyotik üretildi...

Ve 2003 yılında, Dünya Sağlık Örgütü (WHO), çiftlik hayvanları besinlerinde antibiyotik kullanımının yasaklanmasını istedi.

Başka bilgi; yiyeceklerle bitmek bilmeyen antibiyotik aldığımız sürece bizde ne hastalık biter, ne nezle biter, ne de üşütme...

Çünkü yararlı bakterilerimizi de katlediyoruz böylelikle...

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

Temel bir gün arkadaşlarıyla çukur açıyormuş...
Tabii ki bir grup da çukurları bir yandan da kapatıyormuş...
Etrafdaki insanlar ne yaptıklarını sorduklarında ise Temel şöyle cevap veriyormuş;
“Bir grup vardı, onlar da fidan dikiyordu. Arkadaşlar bugün celmedular, biz de bizim işler ceri kalmasun diye çaluşiyoruz.”

 

 

Günün sözü;

Bir insan söyledikleri kadar söylemedikleri ile de insanlaşır. Alfred Capus 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@