05.12.2015, 22:00

Bizim davamız...

Türkiye, geçtiğimiz yıl 11 Şubat günü inanılmaz bir haberle sarsıldı.

20 yaşındaki üniversite öğrencisi Özgecan Aslan cinayetiyle...

Evine giderken minibüse binen masum genç kızın hazin sonuyla sarsıldı...

Kaybolduktan 2 gün sonra Özgecan'ın yakılmış cesedi ve korkunç cinayetin ayrıntıları ile yıkıldık, ülke olarak ayağa kalktık..

Ve sonuç, üç kişiye ‘ağırlaştırılmış müebbet’...

*

Acaba son mu buldu?

Hayır...

Bütün katledilen kadınların hüznü var sonuçta ortada.

Ayrımcılığın hüznü var...

Tecavüz gerçeğinin hüznü var...

Kadın derneklerinin kızgınlığı var...

*

Cinayetin ‘üç zanlısı’ için alınan kararlar ‘emsâl’ oluşturacağından önemliydi...

Toplumun adalet inancının tesisi için önemliydi...

Şiddete, tacize-tecavüze, kadın katliamına ‘dur’ demek için önemliydi...

Katledilen tüm kadınların yakınları için önemliydi...

Kısaca simgeleştiği için önemliydi...

*

Bu sonuç, ‘Özgecan davası’nın sonucu değil aslında, bu tip davaların bir sonucu.

‘Özgecan Aslan’ nezdinde erkek şiddeti ile katledilen tüm kadınların davasıydı bu dava.

‘Namus’ diye katledilenlerin davasıydı...

‘Ayrıldı’ diye öldürülenlerin davasıydı...

Bu dava tüm mağdur kadınların davasıydı...

Bu dava sadece ‘kadın olduğu için’ yok edilenlerin davasıydı...

Bu dava susan kadınların davasıydı...

Bu dava ‘bizim’ davamızdı...

Kısaca Özgecan şiddete maruz kalan tüm kadınların davasıydı.

 

*

Bilmenizi isterim ki; kadın düşmanlığı ile kuşatılmış ve son hızla da kuşatılan bir ülkedeyiz.

Hatta her yerde, özel ve kamusal alanlarda şiddetin her türlüsüne maruz kalan ne yazık ki kadın...

Tacize uğrayan kadın...

Tecavüze uğrayan kadın...

İşte tam da bu dönemde daha da güçlenmeli ve kendimizin değerini bilmeliyiz.

*

Sonucu masum ve güzel bir genç kızın katledilmesi ile bittiği için yüreğimde derin acı yaratsa da, bu dava erkek şiddetinin her gün arttığı malum ülkemizde, neler yapmamız gerektiğini bize göstermiş oldu...

Özgecan’ın katledilmesi, kadına yönelik şiddeti önleyecek politikaların uygulanması gerekliliğini bir kez daha gözler önüne sermiş oldu.

Bu dava ile potansiyel katillerin önlenmesi gerekliliği anlaşılmış oldu.

Bu dava ile topluma yönelik şiddete karşı toplumsal duyarlılık artmış oldu.

 

*

Son olarak şunu da belirtmek isterim ki; kamuoyunun verdiği bütün tepkiler erkeklere karşı feminist bir tavır değil, bilakis kadının kadın olmasından dolayı uğradığı şiddeti bitirmek içindir...

Mücadele, haklı mücadeledir...

Kadının kadın olduğu, ana olduğu, sayıldığı ve sevildiği, değer verildiği, küçümsenmediği bir ülkeye uyanmak dileği ile...

 

 

Dip notlar;

 

Bir de hayret ki ne hayret’

 

Sanık avukatının mahkemede "Özgecan boş dolmuşa neden bindi?" diye sorduğu öne sürülüyor...

Gelelim bu öne sürülen sorunun kadınları nasıl da ‘kuyruk sallıyor’ düzeyine düşürmesine...

Takım elbise ile gelinen duruşmada katledilenin bu soru ile aşağılanması ve ‘ye kürküm ye’ gibi bir tavırla kendini suçsuz göstermeye çalışanların halleri, sanırım nasıl bir ‘bozuk düzen’ içinde olduğumuzu bize bir kez daha göstermiş oldu...

Bozuk düzenin bozuk beyinleri...

 

 

Bu acı ne zaman biter?

 

Gencecik insanlara mı yanalım?

Kandırılanlara mı?

Katledilenlere mi?

Giden umutlara mı?

Anaların babaların feryatlarına mı?

Kadınlarımızın, genç kızlarımızın bu dramları ne zaman bitecek?

Erkeklerin bu nefreti, şiddeti ne zaman son bulacak?

Büyüklük, benlik, üstünlük, ayrımcılık ne zaman yerle bir olacak?

 

 

Şiddetin baş kaynağı kim?

Sorunun temel cevabı ‘aile’.

Katı, inatçı, uyumsuz, kuralcı, engel olucu ve erkek çocuklarını üstün gören aileler ne yazık ki şiddetin baş kaynağı.

Hiç farkına varmadan kişide derin mutsuzluklar, umutsuzluklar oluşturan aileler, topluma büyük bir tehdit unsurları yetiştiriyorlar...

Şimdi buna, yani toplumda yükselen şiddet ve öfke olgusuna kulaklarımızı mı tıkayalım?

Şiddet görenlere, yazık edilenlere, ötekileştirilenlere, katledilenlere, gözlerimizi mi kapatalım?

Düzen bu mu?

Aldırmamazlık mı?

‘Erkek’tir yapar mı?

Düzen bu ise şayet, berbat düzeninizde olmak artık çok acı veriyor.

Mutlu kalın...

 

 

Fıkra;

Temel'le oğlu Trabzon'dan İstanbul'a gezmeye gelmişler.

Gezerken oğlu Topkapı Sarayı'nı görmüş ve "Baba bunu kim yaptı?" demiş.

Temel oğluna "Bilmiyorum" demiş.

Kısa zaman sonra Kız Kulesi'ni görmüş ve "Baba bunu kim yaptı?" demiş.

Temel yine sabırla bilmiyorum demiş.

Oğlu en son Dolmabahçe Sarayı'nı göstererek "Baba bunu kim yaptı?" demiş.

Temel bilmiyorum demiş. Oğlu; "Baba seni sorularımla sıkmıyorum değil mi?" demiş.

Temel ise oğluna gülerek; "Yok evladım, sorasın ki ögrenesin..."

 

Günün sözü;

Acı diyorum efendim,
O da evrensel olmalı;
Bir çocuğun eline diken batsa;
İnsanoğlu yanmalı.

Farid Farjad

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@