03.12.2017, 08:11

Bizim hikayemiz...

Bizim hikayemiz...

 

‘Dünya’da gelinen nokta üzücü.

Üzücü olan nokta nüfusun yüzde 10’dan azının çok iyi yaşadığı, yüzde 90’dan fazlasının yoksulluk ve sefalet içinde olduğu bir dünya düzeni ile karşı karşıya kalmamız.

*

Ve diğer tablo da şu;

Dünya nüfusu son 12 yılda 1 milyar artarak 7,6 milyara ulaştı.

2030 yılında 8,6 milyara, 2050 yılında 9,8 milyara ve yüzyıl sonunda 11,2 milyara ulaşması bekleniyor.

Ve bu nüfus artışları daha çok sefaleti de beraberinde taşıyacak...

*

Şimdi bu sefaletin sorumlusu kimler?

Silah tüccarları mı?

Savaştan nemalananlar mı?

İnşaat şirketleri mi? İlaç firmaları mı?

Çok söyleyecek var ama sonuç yok.

Sadece sonuç şu;

Dağıldık.

Nerede yok oldu isek orada dağıldık?

Nerede var oldu isek, orayı da yaktık, yıktık.

Dağıttık.

*

Dağıttık diyemedik, barış olacak diyebiliyoruz.

Yıktık diyemiyoruz, anlaştık diyebiliyoruz.

Dünya liderleri bir araya gelip onca yılın ardından, onca yıkımın ardından sadece anlaşıyoruz dediklerinde aklıma yitip giden çocuklar gelir hep.

Zavallı masumlar gelir. İşte bu nedenle bu dünya düzenini bir türlü içime sindiremiyorum.

*

Evet insanız.

Acılarımız, çaresizliklerimiz çok.

Akıl tutulmalarımız çok.

Zaaflarımız çok.

Tükeniriz, tüketiriz.

Yaşamak için değil sadece yıkmak için de tüketiriz.

Nefesimizi...

Kendimizi...

Besinlerimizi...

Hırs peşinde koşarak dünyayı acımasızca tüketiriz.

Ve işin acısı da tükettiğini bilen insan devam eder vurdumduymazlığına. Yıkımına...

*

Ancak ümitlerin çokluğu mu insanları sefalete iten ya a ümit verenler mi?

Gücün getirdiği vicdansızlık sefalet sahibini vicdanlı yapar.

Sefalet karşısında ezilmeyenin gücü aslında var olmayan suni güç sahiplerine bir derstir.

Bir bakarsın küçük dediğimiz çocuklar bile büyükler gibi konuşur ders verir bize gün gelir.

*

İşte bir kısmı bu vurdumduymazlıktır sefaletin, bir kısmı da güç, hırs düşkünlerinin acımasızlıklarıdır.

Güçlülerce ezilen tüm umutsuz kişiler gün gelir o yoksunlukları ve çaresizlikleri içinde, erir giderler umut umut diye.

İçler kanıyor.

Ancak kanadıkça hep  yeni bir ‘anlam’ yeşerecektir.

Bu bizim hikayemizdir.

 

*

Onca yıkımda bir bakarsın kendinde yaşama gücü bulabilir insan. Sevincini, hüznünü, acısını, yenilgisini ve çaresizliğini bir kenera bırakır ve umut içinde canlanır...

Tüm olumsuzluklara, tüm savaşlara ve başına gelenlere karşın insan o gücü tekrar alevlendirebilir. Kendi özünde olandır bu.

İşte bu özümüzde ki ortaya çıktığında dünyayı tekrar düzeltebilir ve acılara, sefalete bir çözüm bulabiliriz.

 

*

Tüm bunlar bizim hikayemiz.

Bizim içimizde büyüttüğümüz sesizliğimiz.

Kaybolmaya ramak kalan hayellerimiz.

İpe dolanmış umutlarımız.

Derlediğimiz yoksulluklarımız.

Hayatın ışığının düğümlenerek gidişi.

*

Kimin umurundaydı ki sanki gerçekler? 

Neydi bizde saklı kalan herşey?

Nerede saklandı o insancıl duygularınız?

Ne zamandır bu karmaşa içinde kaybolmanız?

Hangi nedenle öfke içinde kaynaştık toplumda?

 

*

Senin yaşadıkların...

Benim yaşadıklarım...

Onun yaşadıkları...

Hep bir yalnızlık, çıkmaz ve esaret altında olmaktan kaynaklı.

 

*

Biz sorumluyuz bütün bunlardan.

Çok kaçtık  köşelere.

Çok geride saklandık.

Ölümünü izledik hep altımızdaki toprakların, yanıbaşımızdaki ağaçların, yaprakların, bize hayat sunan parçalarımızın, değerlerimizin, insaniyetimizin.

*

Gidip geldik an be an vicdana.

Ancak bir şarkı gibi söylendi gitti, değmedi yüreklere.

Değdimi size.

Katladık koyduk bir köşeye insanlığımızı dünya vatandaşları olarak.

Hep, ama hep aynı biçimde şarkıları korkularımızla söyledik

*

Sildik herşeyi.

Kimin umurundaydı ki sanki gerçekler. 
Kimin umrunda ki perişan olanlar.

Yakılan, yıkılan kimin umrunda.

Dün düşman olan sonra bakarsın dost. Eee geride kalanlar.

Yok olanlar.

Bir güç uğruna yitip gidenlere ne olacak şimdi?

*

Koca bir hiç olacaklar.

Koca bir yalan olacaklar.

Ve unutulup gidecek herşey.

Kara bir defter sayfası tüm dünya tarihinde olduğu gibi yeniden kapanacak ve beyaz safalar açıyoruz diyecekler.

O açılan beyaz sayfalar yine kirlenecek savaşla, açlıkla, bombayla, sefaletle, yıkımla...

*

Unutmayalım ki, sorumluluklarımız kendimiz dışındaki diğer varlıklara ve kaynaklarını tükettiğimiz dünyaya, gelecek nesillere karşıdır.

 

Dip notlar;

 

Büyük İskender'in Aristo'ya Mektubu...

 

Büyük İskender, büyük filozof Aristo’ya bir mektup yazıp sorar:

"Zaptettiğim topraklardaki insanları tahakkümüm altında tutabilmek için neler yapmalıyım?"

- Ülkenin ileri gelen insanlarını sürgüne mi göndereyim?

- Ülkenin ileri gelenlerini hapse mi atayım?

- Ülkenin ileri gelenlerini kılıçtan mı geçireyim?

Aristo’dan cevap gelir:

- Sürgünde toplanıp sana karşı başkaldırırlar.

- Hapishaneler militan yuvası olur, kontrolden çıkar.

- Onlardan sonraki kuşak intikam hırsıyla büyür, tahtını sallar.

Aristo, çözüm olarak şu tavsiyede bulunur:

İnsanların arasına nifak tohumları ekeceksin.

Birbirleriyle savaşınca, hakem olarak kendini kabul ettireceksin.

Ama anlaşmaya giden bütün yolları tıkayacaksın!

Vay vay...

Şu an ki tam sevgili dünyamızın hali...

 

Sıralama...

Sefalet endeksinin zivesinde 748.3 puan ile Venezuela var.

Ardından 32.8 puanla Güney Afrika, 31.1 puanla Arjantin, 26.1 puanla Ukrayna, 22.7 puanla Yunanistan geliyor.

Ve biz Türkiye altıncı sırada yer alıyoruz.

Endeksin en dibinde yer alan, yani sefaletten en az etkilenen ülkeler ise İsviçre, Japonya, İzlanda ve Danimarka.

Yani refah ülkeleri...

 

Fıkra;

Yoksulun biri cimri mi cimri bir zengine gidip.

 "Seninle benim babam Adem, annemiz de Havva değil mi? Öyleyse kardeşiz biz. Ama senin de bunca malın mülkün var. Kardeşçe paylaşalım şunu." dedi.
Zengin adam uşağına seslendi:
- Şuna bir mangır ver de bir an evvel gitsin başımdan!
Yoksul:

Efendim, neden doğru dürüst pay etmiyorsun ?
Zengin:

Aman sus! Öteki kardeşlerin bir haberi olursa payına bu kadar da düşmez !

 

Günün sözü;

“Çok az şeye sahip olan insan değil, asıl çok şeyin özlemini çeken insan fakirdir.” Seneca

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@