29.06.2019, 04:04

Bizim mahremiyetimiz mi gidiyor?

Sırlarınız mı çoğalıyor?
Sırlarınız açığa mı çıkıyor ve sizin olan mahremiyetler mi gidiyor?
Sosyal medyanın tuzağı bu.
Her ikisi için de üzülebiliriz. 
Çünkü hem sırlar çoğalıyor, hem de mahremiyetler yitiriliyor ne yazık ki.
*
Peki düşündüğümüzde ortalığa saçılanlar neler peki?
Yazılan yazılardan girilen depresyonlar mı?
Teşhircilik mi?
Kendini tatmin etme isteği mi?
Zenginim, param çok, her şeye muktedirim mesajı vermek mi?
Yoksa özentiler mi?
‘Masumane, güzel paylaşımlar’ azaldıkça bu tür düşünceleri ve fikirleri kafamıza alacağız haliyle.
Çünkü bunlara ‘set’ çekemeyiz.
Dürtüleri olan insanoğlu, kalbinde her türlü durumu da barındırabilir ne yazık ki.
*
İşin başka boyutu da var tabii ki.
Sosyal olarak geliştikçe görüyoruz ki depresyonlar cabası.
Alınan ilaçlar diz boyu.
Zaten toplum olarak fişliyiz.
Alınan ilaçlardan, kaç düşük yaptığınızdan tutunda, adım attığınızın, anlarınızın, gezmelerinizin, gittiğiniz yerlerin, yediğiniz yemeklerin, tarzınızın, sevdiklerinizin belgeleri hep ortada.
*
Mahremiyetimiz bu nedenle yavaş yavaş yok olma durumunda. 
Bu gidişat için farklı yorumlar yapabilirsiniz.
Haklısınız da kendinizce.
Ancak bu kadar deşifre olamak doğru mu?
Örneğin; aldığınız ilaçların başkaları tarafından bilinmesini ister misiniz? 
Ancak biliniyor.
Kişisel zevklerinizin tam anlamıyla bilinmesini ister misiniz?
Ancak, biliniyor.
*
Tamam, çok çok saklanmak da tam doğru değil, fakat her şeyin kararınca yapılması daha mantıklı ve daha doğru bana göre.
En büyük soru şu; Neden?
Neden sorusu her şeyi kapsıyor.
Her yeri, her olayı, her durumu kapsıyor.
*
Bu ‘neden’ içine sizin neden kendi mahremiyetinizi an be an ortaya dökme isteğinizin ortaya çıktığı gerçeği de var.
Bu ‘neden’ içinde özentileri ortaya atanlar var.
Bu ‘neden’ içinde bireyleri alışveriş manyağı yapmak isteyenler var.
Bu ‘neden’ içinde her anınızın kendi elinizle ortaya dökülmesi var.
*
Yapılacak en ufak bir açıklama, bir fikir, beyan neler yapabilir görmedik mi?
Fikir beyanlarının insanlar üzerinde oluşturabileceği manevi hatta maddi etkileri görmedik mi?
Biliyor musunuz ki, her toplum bir çok kültürel yapıyla şekillenir?
Biz de o ‘neden’ içinde esas şu soruyu sormalıyız.
Neden toplumumuz kirletiliyor?
Bilgilendirme iyi de, bilgilendirmenin neden kötü zehri saçılıyor?
*
Lütfen zehirlemeyi red edin. 
Kurban, köle zihniyetinde olmayın.
Tarafsızca fikir beyanında bulunmanın güzelliğini ve özgürlüğünü artık keşfedin.
Medyatiklik uğruna yapılamayacakların kalmadığı platformlar da kendimiz olalım.
Kandırmayalım.
Kandırılmayalım.
*
Anlatılan bir konunun etkisi nasıl yayılıyor?
Farkındalıklar çoğaldıkça daha başka bağlayıcı durumlar nasıl yaratılıyor hepiniz görebilirsiniz?
Yeter ki gözleriniz açılsın.
*
Maalesef ki, insanımızın yapısında özenti perdesi henüz kalkmamış olduğundan dolayı her bir mahremiyeti de kenera atabiliyoruz.
Kendine aldığını da değiştirerek aktarıyoruz.
Kulaktan kulağa fısıldamalar ile etkileniyoruz.
*
Bazı hayatlar büyük dramlarla şekillenir değil mi?
Hiç yanlış yokmuş gibi de yapabiliriz. 
Ama yapılan yanlışlıklar bizi güzelleştirebilir de.
Belki bazı şeyler dışardan güzel görünür ama unutmayalım ki, içinde travmalar barındırır. 
Tramvalardan etkilenmeden gerçek, dürüst ve özverili toplumların değeri elbet bir gün anlaşılacaktır.
*
Lütfen, araştıralım...
Lütfen, okuyalım...
Lütfen, her yazılana inanmayalım...
Lütfen, sorgulayalım...
Lütfen ama lütfen, kendi elinizle mahremiyetinizi ortalara saçarak ‘neden’ sorusunu sormamızı sağlayanların ekmeklerine yağ sürmeyin.
Ve lütfen daha da önemlisi demokratikliğin, demokrat olmanın, demokrasinin güzelliğini aktaralım...
*
Bunu yaparken de ‘mahremiyeti  saçmayı’ ön safhada tutmak yerine ‘bilinçli, eğitimli, kavram kargaşasına girmeden sosyal medyanın içinde gerçekten sosyalleşen’ kişiler olalım. 
İşte o nedencilere bu  sebeplerle izin vermeyelim... 


Dip notlar;

Margaret Atwood romanı... 
Gelecekteki bir paranoyayı değil, yaşadığımız gerçeğin ta kendisini anlatıyor.
Ta gerçeğin kendisini...
Diyor ki: 
Savaş nasıl geldi sinsice? Nasıl toparlanıp çıktı ortaya? Nasıl hazırlanır savaş, nelerden yapılır? Hangi sırlardan, yalanlardan, ihanetlerden? Neyin sevgisinden ve nefretinden? Ne kadar para, ne kadar metal gerektirir? 

Bir bakın etrafınıza göreceksiniz.
Nasıl sinsice her şey ilerliyor.
Sinsice yalanlardan türüyor.
Göreceksiniz ki, her sinsinlik bir gerçeği ortaya döküyor...

Hikaye

Evin minik faresi, duvardaki çatlaktan bakarken çiftçi ve eşinin mutfakta bir paketi açtıklarını gördü. Kendi kendine:
“İçinde hangi yiyecek var acaba ?” diye düşündü.
Bir süre sonra gördüğü paketin bir fare kapanı olduğunu anladığında yıkılmıştı.
“Evde bir fare kapanı var, evde bir fare kapanı var!” diye bağırarak telaşla bahçeye fırladı.
Minik fareyi telaş içinde gören tavuk, umursamaz ve bilgiç bir tavırla başını kaldırdı ve gıdakladı:
“Zavallı farecik…Bu senin sorunun benim değil. Bana bir zararı olamaz küçücük kapanın” dedi.
Tavuktan destek bulamayan farecik bu sefer telaşla ‘keçi’nin yanına koştu ve,
“Evde bir fare kapanı var, evde bir fare kapanı var!” diye adeta çırpındı.
Keçi anlayışla karşıladı ama,
“Çok üzgünüm fare kardeş ama dua etmekten başka yapacağım bir şey yok. Dualarımda olacağından emin ol” dedi.
Minik fare çaresizlik içinde ineğe döndü ve ,
“Evde bir fare kapanı var, evde bir fare kapanı var!” dedi.
İnek ; “Bak fare kardeş, senin için üzgünüm ama beni ilgilendirmiyor” dedi.
Sonunda farecik, başı önde umutsuz şekilde eve döndü. Çiftçinin fare tuzağı ile bir gün tek başına karşılaşmak zorunda olduğunu anladı. O gece evin içinde sanki ölüm sessizliği vardı. Minik farecik aç ve susuzdu.
Tam yorgunluktan gözleri kapanacaktı ki birden bir ses duyuldu. Gecenin sessizliğini bölen gürültü, fare kapanınından geliyordu.
Çiftçinin karısı, ne yakalandığını görmek için yatağından fırladı ve mutfağa koştu. Karanlıkta kapana, zehirli bir yılanın kuyruğunun kısıldığını fark edememişti. Kuyruğu kapana kısılan yılanın canı yanıyordu ve aniden çiftçinin karısını ısırdı.
Çiftçi, karısını apar topar doktora götürdü. Doktor, zehiri temizledi sardı. Çiftçi karısını eve getirdi, yatırdı.
Karısının ateşi yükseldi ve bir türlü düşmüyordu. Kadıncağız ateş ve ter içinde kıvranıp duruyordu. Böyle durumlarda taze tavuk suyunun gerekli olduğunu herkes bilir, çiftçi de bıçağını alıp bahçeye koştu.
Karısı taze tavuk suyu çorbasını içti, biraz kendine geldi. Karısının hastalığını duyan komşular ziyarete geldiler.
Onlara ikram etmek için çiftçi keçiyi kesti.
Çiftçinin karısı gittikçe kötüye gidiyordu. Yılan, belli ki çok zehirliydi. Birkaç gün sonra çiftçinin karısı iyileşemedi ve öldü.
Cenazesine çok sayıda kişi gelince hepsine yeterli et sağlamak için çiftçi ineği mezbahaya yolladı. Fare tüm bu olanları büyük üzüntü ile duvardaki deliğinden izledi.”

Birisi, sizi ilgilendirmediğini düşündüğünüz bir tehlike ile karşı karşıya ise, o tehlike bir gün hepimiz için gelebilir, unutmayalım!

Mutlu kalın...

Fıkra; Temel’in küçük oğlu hayvanat bahçesinde koşarak babasının yanına gelmiş:
– Koş baba, anami kocaman bir goril kapti!..
Temel gayet sakin cevap vermiş:
– Eyi, eyi. Bundan sonrasi gorilin problemi. Kurtulsun bakalum kurtulabiliyisa.

Günün sözü; 
Üzgün insan çevresindekileri mutlu etmek için elinden geleni yapan insandır. Çünkü kendisi kıymetsiz olmanın nasıl bir duygu olduğunu bilir ve başka insanlar da bunu yaşasın istemez...
- Robin Williams

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@