Feridun Andaç, “okumak, yazmak üzerine aforizmalar” başlıklı denemelerinin üçüncü bölümünde, “Haritanızda kimlerin olduğunu düşündünüz mü hiç?” diye soruyor. Bu kadarla yetinmeyip biraz daha ayrıntı veriyor: “Varlığınızı tanımlayan uzak-yakın her şeyi... İnsan, duygu, düşünce, nesneler, kentler... Yani sizi siz yapanlar... Taşıdıklarınıza anlam katıp sizi biçimleyenler...1

Kalem kâğıt ya da şimdilerde bilgisayar, her nasıl yazıyorsak -farkında olalım olmayalım- o harita hep açık oluyor önümüzde. O harita besliyor düşlerimizi, düşüncelerimizi. Kısacası sözcüklerimizin yürüyeceği/ koşacağı yolu hep o tayin ediyor.

Haritalarımızı çoğaltan duygu, düşünce, nesne ve kentleri bugünlük bir kıyıya koyup insandan açalım sözü.

***

Şair Hüseyin Yurttaş’la, hafta içinde Karşıyaka’da, Latife Hanım Köşkü’nün o çok sevdiğimiz bahçesinde bir kahve içimi bir araya geldiğimizde “haritalarımız”ın tozunu aldık, ne var ne yoksa inceden gözden geçirdik, onlara yeni veriler/ değerler ekledik. Kalkar ayak Hüseyin Yurttaş’ın, “Ne zaman bir yazar dostumla bir araya gelsem yeni yazılar uç verir bende. Yazıyla yolculuk yapanlar yazdıklarından öte, bir araya geldiklerinde de besler birbirini...” sözlerini de Andaç’ın aklımıza yazdığı “harita”nın bir zenginliği olarak okumalıyız.

Savrulup geldiğimiz şu kuru mu kuru iklimi düşününce göz alabildiğine serilip giden, kızgınlıkla, hınçla, kederle, açmazlarla dolu, kızgın kum fırtınalarından başka rengin yer bulamadığı “haritalar”ı anımsadım.

Yıllar önceydi. Kemeraltı’da, Ercan Kitabevi’nde, ayaküstü (O da mı bir kahve içimiydi?) söyleşirken yazar Mehmet Uzun, “Bu kentte eksik olan sanat ortamı. Sanat ortamınız yok sizin.” demişti. Onun o sözleri de onca zamandır durur asılı kaldığı yerde. Mehmet Uzun’un bugün hepten çölleşmiş iklimimiz için neler söyleyebileceği bir yana, çağın tanığı yazın sanat insanlarımız tıpkı konu komşular gibi, her geçen gün daha çok insanımızın “harita”sından hem de hızla silinip gidiyor.

Neredeyse kimsenin kimseden haberinin olmadığı günleri yaşar olduk.

Yazın emeğiyle kentimize değer katan insanlarımızın unutulmaya yüz tutması birilerinin işine gelir, gelebilir elbette. “Herkese yeter dünya, herkese yeter ekmek...” düşünü bizim için görenleri bizim unutmamızı ya da hatırlamayışımızı nasıl açıklamalı, anlamalıyız? Birkaçımızın haritasının o renkleri taşıması iyi belki ne ki yeter mi?

Hüseyin Yurttaş’ın “Onları Tanıdım2 dediği dostların çoğunu tanımış, çoğuyla da anları/ anıları paylaşmış olmanın hazzını, sevincini, hep onları toplumca unutmak üzere oluşumuzun hüznü, kederiyle taşırım.

Haydi, boş verin benim yakınmalarıma...

Şöyle bir dolaşalım mı İzmir’in sokaklarını?

***

Denemenin, eleştirinin İzmir’den yükselen son büyük sesiydi Mehmet H. Doğan. İzmir’in her biri birer sanat ortamı olan kitabevlerini de onun denemelerinden okumuştuk.

Şiiri, öyküsü; oyun, roman ve denemeleriyle ağırlıklı olarak Urla’yı, İzmir’i anlatan Necati Cumalı bizi bırakıp gitti ama onca emeğini de bize bırakıp gitti.

Yusuf Ziya Ortaç’ın ünlü Akbaba’sını da unuttuk belki. Orada kalem oynatan, yoklara, yanlışlara başkaldıran kalemlerden üçünün “ev”iydi İzmir. Taşlamanın usta kalemi, öykü kitabını basıl olarak kucaklayamayan Mukadder Özakman’ın; yerginin, gülmecenin de ustası, bütün çocukların dedesi Muzaffer İzgü’nün çığlıkları durur mu kulağımızda? Üçüncüsü, H. Halit Şekerci’nin, güçlü, bir o kadar da zarif çizgileriyle yanlışın, kötünün, haksızlığın karşısında sesini aramızdan yükselttiğini bildiğimizi umuyorum.

Sahi Samim Kocagöz’ün, Tarık Dursun K.nin, Turgay Gönenç’in o birbirinden kıymetli kütüphaneleri İzmir’in çocuklarına armağan edilse güzel olmaz mıydı?

Yolunuz Alsancak dolaylarına düştüğünde düşer mi aklınıza o sokakların beyefendi şairi, düşün insan Nahit Ulvi?

Çocuklar, gençler için yazan Semiha Türkyılmaz kaçımızın haritasından fısıldamaktadır?

Hadi, kucaklayın Şeytan Minareleri’ni,3 takılın peşine Hidayet Karakuş’un, Kemeraltı sizindir artık. Ahmet Günbaş’ın Yitik Göl’ü,4 bugün artık olmayan Halkapınar Gölü’nün kıyısına çağırsa gitmez misiniz?

***

Böyle giderse edebiyat-sanat insanlarımız bir yana, başarılı futbolunun yanında onurlu ve halktan yana tavrıyla da büyük olan Metin Oktay’ı da anımsayanımız kalmayacak.

Her toplumun kıymeti anımsadıklarıyla, aklının duvarına yazdıkları/ yazılmasına izin verdikleriyle ölçülmez mi?

1 Okuma Penceresi, Cumhuriyet Kitap, sayı: 1652, 14 Ekim 2021

2 Onları Tanıdım, Hüseyin Yurttaş, anılar-portreler, Tekin Yayınevi, Nisan 2014

3 Şeytan Minareleri, Hidayet Karakuş, roman, Cumhuriyet Kitapları, 2010, İstanbul

4 Yitik Göl, Ahmet Günbaş, roman, Yakın Yayınları, 2010, İzmir