05.04.2020, 21:18

Bozulan düzen...

Biz düzeni bozduk ve kendi kurallarımıza uydurmaya çalıştık.

Şimdi, biz bu düzen bozucu konumunda kendimiz kısıldık.

Bizi bu kısıldığımız durumdan kurtaran var mı?

Şimdilik yok.

Olacak mı?

Elbette.

Düştüğümüz bu durum elbette bitecek.

*

Ancak bu süreç içinde ne gördük?

Ne deneyimledik?

Gözle dahi göremediğimiz bir varlık yerle bir edebiliyormuş kurduğumuz o bozuk düzeni.

*

Kısaca;  ‘En büyük benim’ firavunluğu kurtarmıyor gazaptan.

Hükümdarlıklar kurtaramıyor.

Güç savaşları bitiremiyor kaosu.

Milyar dolarla kandırılamıyor virüs.

Ne bankalardaki milyon dolarlarınız korkuyu yenebilir, ne de gücünüz.

*

Anlayın artık!

Tüm maddi düzende ki güçlerin, hırsların, hükümdarlıkların, düzene uymayan süreçlerin, hiçbirinin hükmü kalmadı.

Yoktu zaten, sadece var sanıyordunuz.

Ancak bozulan bir düzen anlatabilirdi bunu size.

Anlattı acıyla, karmaşayla, hapisle.

Sevgi, paylaşma, güzel duygular, yardımlaşma dışında hiç birinin hükmü kalmadı değil mi?

Kalmaz da.

*

Bu süreç içinde nefreti içinizde yok edemezseniz, öfkeyi içinizde saklamaya devam ederseniz, karanlık güçlerin kölesi olmayı sürdürürseniz yine gelir bir ‘musibet’ ve yine kendini hatırlatır ‘mutlak sevgi.’

Mabetleriniz yerle bir olduğunda, evleriniz hapishane olduğunda anlamadı iseniz gerçek ‘sevgi’yi.

Yine bir gün çıkar gelir size kendini ummadık anda gösterir.

‘Ben buradayım, beni unutma’ diye bas bas bağırır.

Sarsar seni en çıplak hali ile.

*

Kendi elinizle yaptığınız ve taptığınız tapınaklarınız elbet düşecek.

Kurduğunuz nefret ve güç içindeki savaş düzeni elbet bitecek.

Ve unutmayın ki, kim nefret duyuyorsa elbet günü gelecek ve o nefret silahı size çevrilecek.

Yine unutursak şayet bu günleri kimyasal atıklar size geri gelecek.

Zehirli gazları hatırlatacak doğa.

Teknoloji de sizi kurtarmayacak.

*

Düne kadar salgının çıktığı yerdeki insanlığı asıp kesen zihniyet kendinde o salgın baş gösterdiğinde neden susar?

Suçu kendinde neden aramaz?

Çünkü yakıştıramaz.

Çünkü bu güne kadar öğretilen her şey kendine şartlanmışlıklardır ve o şartlanmalar ile sadece kendi düzeni gerçektir.

Kendisi doğrudur.

Kendi ananeleri sadece tektir.

Kendi atalarının yaptığı her şey mubahtır.

*

İnsanlık hiçbir zaman kendine dönmez.

Ve sadece, sadece suçlama yolunu seçer.

Tarihte de bu böyle olmuştur ve olacaktır da.

Şimdilerde bizi saran bu korku deryası içinde haklar eşitleniyor değil mi?

Zengini de fakiri de korku ile eşitlendi değil mi?

Çaresizlik ile eşitlendi.

Ancak o ayırım hak katında eşitlense de insanoğlu için yine ayırım düzeyinde.

Zengin en güzel tedavide, fakir yine bırakılmışlıkta.

*

Ancak; unutulan bir şey var.

Hakikat tektir.

Yoktur yanında, sağında, solunda dalları.

Bumerang gibi döner her yapılan kendinize.

O nedenle lütfen kötü konuşmayın.

Kötü düşünmeyin.

Her olayın, her ırkın, her düzenin, her milletin ve her düşüncenin ardında yatan nefreti değil insani sevgiyi görün.

Neale Donald Walsch’a kulak verelim...

 “Eğer sürekli hastalık ya da nefret, kızgınlık ve olumsuzluk düşünceleri taşırsanız, bedeniniz bu düşünceleri fiziksel boyuta dönüştürecektir. Endişe, nefretten sonra insanın kendisine ölümcül zarar verdiği en kötü zihin aktivitesidir…
Endişe, nefret, korku, anksiyete, acı çekme, sabırsızlık, hırs, tamah, anlayışsızlık, yargılama ve suçlama gibi ürünleriyle birlikte bedene, hücresel boyutta saldırır. Bu koşullarda sağlıklı bedene sahip olmak imkânsızdır.
Endişenin hiçbir anlamı, amacı yoktur. Ziyan edilmiş mental enerjidir. Endişe aynı zamanda bedene müthiş zarar veren biyokimyasal reaksiyon yaratır. Hazımsızlıktan, kalp krizine kadar her türlü hastalığa neden olur. Endişe bittiğinde sağlık bir anda düzelir.”

Sonuna kadar katılıyorum.

*

Nefreti, korkuyu, endişeyi attığımızda bedenimize dolacak olan güzellikten başka ne olabilir ki?

Biraz düşünme zamanı.

Bozduğumuz düzeni nasıl tekrar sağlarız onu bulalım.

Düşünelim.

Bol bol vaktimiz var iken düşünelim...

Dip notlar;

Fleming...

İskoçya’da yoksul mu yoksul bir çiftçi yaşardı. Fleming’di adı.

Günlerden bir gün tarlada çalışırken bir çığlık duydu. Hemen sesin geldiği yere koştu. Bir de baktı ki beline kadar bataklığa batmış bir çocuk, kurtulmak için çırpınıp duruyor.

Çocukcağız bir yandan da avazı çıktığı kadar bağırıyordu.

Çiftçi çocuğu bataklıktan çıkardı ve acılı bir ölümden kurtardı.

Ertesi gün Fleming’in evinin önüne gelen gösterişli arabadan şık giyimli bir aristokrat indi.

Çiftçinin kurtardığı çocuğun babası olarak tanıttı kendini.

"Oğlumu kurtardınız, size bunun karşılığını vermek istiyorum" dedi.

Yoksul ve onurlu Fleming, "Kabul edemem!" diyerek ödülü geri çevirdi.

Tam bu sırada kapıdan çiftçinin küçük oğlu göründü. "Bu senin oğlun mu?" diye sordu aristokrat.

Çiftçi gururla "Evet!" dedi. Aristokrat devam etti: "Gel seninle bir anlaşma yapalım. Oğlunu bana ver iyi bir eğitim almasını sağlayayım. Eğer karakteri babasına benziyorsa ilerde gurur duyacağın bir kişi olur."

Bu konuşmalar sonunda Fleming’in oğlu aristokratın desteğinde eğitim gördü.

Aradan yıllar geçti. Çiftçi Fleming’in oğlu Londra’daki St. Mari’s Hospital Tıp Fakültesi’nden mezun oldu ve tüm dünyaya adını penisilini bulan Sir Alexander Fleming olarak duyurdu. Bir süre sonra aristokratın oğlu zatürreye yakalandı. Onu ne mi kurtardı? Penisilin!

Aristokratın adi: Lord Randolp Churchill.
Oğlunun adi: Sir Winston Churchill.
Kurtaran Doktor: Çiftçinin oğlu Sir Alexander Fleming.(Alıntı)

Sihirli on anahtar...

Enerji tedavi metotları öğreticisi uygulayıcısı, danışmanı üstat Moshe Abudaram’dan olumsuzu silen ve bizi o akışa alan sihirli on anahtar elinizde:

Onlar neler mi?

“1- Nefes alın. Ne zaman sıkılırsanız, farkında olun ve nefes alın. Nefes ruhunuzun beden ile bağıdır. Bu bağlantınız hep yerinde olsun.

2- Su için. Vücudunuzda su yoksa ruhunuzun ikamet ettiği beden ne görevlerini ne de sizin arzularınızı gerçekleştirebilir.

3- Endişeye değil, neşeye odaklanın. Ancak neşe karşınızdaki kapalı kapıları açan anahtardır. İçinizden gelmiyorsa bile, gülün, kahkaha atın, frekansınızı değiştirin. İçinizden gelmese de radyonun kanalını değiştirin.

4- Yarının problemlerini bugünün enerjisi ile çözemezsiniz. Size bugün için gerekli tüm güç verildi. Ve yarın, yarın için gerekenler verilecek. Taşıyamayacağınız hiçbir yük size verilmez. Kendinize güvenin.

5- Kendi anne babamızı biz seçtik. Onlara gereken saygıyı gösterin. Ne olursa olsun. Kızsanız da, darılsanız da, üzülseniz de, saygı gösterin. Bazen saygı sevgiden de önemli olabilir.

6- Çocuklarınız size ait değiller. Onlara hak ettikleri gibi, bağımsız ve özgür varlıklar olarak gerekli sevgi ve saygıyı gösterin. Ve bilin ki onlar sizi seçti, sizin kendi anne babalarınızı seçtiğiniz gibi. Yaşamak için geldikleri bir yol. Onlar için bir şey yapmak istiyorsanız bu yolu yürümeleri için onlara destek olun.

7- Ruhunuzun ölümsüz olduğunun farkında olun. Hep vardınız ve hep var olacaksınız.

8- Sözleriniz ile her gün, her an neler yaratıyorsunuz? Kelimeleriniz ile kendinize mahvoldum diyerek, dizlerim bitti diyerek, bu iş beni hasta etti, diyerek gerçekleşecek kehanetler yaratmayın.
Güçlüsünüz, insansınız, inanırsanız başarırsınız.

9- Yapın. Yapmadıklarınıza pişmanlıklarınız her zaman daha çok olur. Yüreğinizin derinliklerine bir dilek olarak geliyorsa ve size neşe veriyorsa, durmayın yapın.

10- Bilmek istediklerinizi sorun. Soru varsa, cevap mutlaka gelecektir. Her zaman ilk gelen cevap en doğrusudur.”

Bu zor zamanlarda bu anahtarlar size bir nebze yardımcı olabilir kanısındayım.

Mutlu kalın...

Fıkra;

Temel ile Dursun konuşuyorlardı…
Temel Dursun’a sorar:

-Savaş çıkarsa yandık galiba.
Dursun düşündü:

 -İki olasılık var, dedi. Ya çıkar ya çıkmaz.
Çıkmazsa mesele yok, çıkarsa iki olasılık var:
-Ya çürüğe çıkarız ya askere alınırız.

Çürüğe çıkarsak mesele yok, askere alınırsak iki olasılık var:
-Ya geri cephe ya ileri cephe.

Geri cephede kalırsak mesele yok, ileri cepheye gidersek iki olasılık var:
-Savaşı ya kazanırız ya kaybederiz.

Kazanırsak mesele yok, kaybedersek iki olasılık var:
-Ya esir düşeriz ya ölürüz.
Esir düşersek mesele yok, ölürsek iki olasılık var:
-Ya gömerler ya kâ
ğıt fabrikasına yollarlar.

Gömerlerse mesele yok, kâğıt fabrikasına yollarlarsa iki olasılık var:
-Ya gazete kâğıdı ya tuvalet kâğıdı.

Gazete kâğıdı olursak mesele yok, tuvalet kâğıdı olursaaak…
-İşte o zaman yandık Temel!

Günün sözü:

"Rüzgâr, güçlü kökleri olan bir ağacı yenemez."(Diriliş, 2015

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@