01.03.2013, 22:00

Bu bedeli kim ödeyecek?

Sağlığımız tehditler altında...¶

Ki bu artık gün yüzünde...

Birçok kişinin ortak şikayeti; hormonlar, sentetik gübre, büyüme hızlandırıcıları ve genetiği ile oynanmış meyve, sebze ve hayvanlar...

Toplum olarak “her şeye her şeyi katıyorlar” haberlerine alıştık artık

Saklısı gizlisi yok... Her şey ayan beyan ortalarda geziyor...

Bu bedeli maalesef çocuklarımız ödeyecek, ama nasıl?

Bizim ülkemizde 70 üniversitemiz var. Biliyor musuz ki 30 ziraat fakültemiz, 50 tarım araştırma enstitümüz ve 10 bin işsiz ziraat mühendisimiz var.

Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı'nda 115 bin kişi çalışıyor.

İşte tüm bunlara rağmen ülkemiz hala bağımlı...

Tarımda hala dışa bağımlıyız...

Amaç nedir?

Tohumlara erişimi kontrol altına almak. 1990'ların ortalarından beri durum böyle...

Biyoteknoloji devlerinin egemenliğini durdurmak adına tohumlar üzerinde patent uygulamasına son verilmesi için bir çok çevre örgütü çağrıda bulunuyor ama sonuç yok...

Kısaca monokültür tarımı teşvik ediliyor... Genetik erozyon artıyor...

Birkaç güçlü şirket tarafından besin zincirleri kontrol ediliyor...

Tohumlar ve çiftlik hayvanları temiz ve hukuki kurallara uyularak bize sunulmalı...

Genetiği değiştirilerek değil...

Dünya toprakları artıklardan kirletildi. Teknolojiden, hormonlardan farklı gübrelemeden kirletildi...

Artık giderek temiz ve biyo yemek imkanlarımız azalıyor...

Sadece günü kurtarmak, karnı doyurmak amaç...

Suni döllendirme ile bir çok iş kotarılıyor...

Zannediyor musunuz ki köylü ilaç kullanmıyor. Aslında ilacın alasını kullanıyor. Ve de tehlikeli bir biçimde ve de bilinçsizce...

Köylü, yetiştirdiği ürünün fidesini hazır, çimlenmiş olarak alıyor ve tarlasına dikiyor.

Her yıl aynı işlem yapılmak zorunda, çünkü o üründen elde ettiği tohum ile gelecek yıl tekrar fide yetiştiremez...

Neden mi? Çünkü ürün genetiği ile oynanmış bir ürün... Bu nedenle köylü, her yıl hazır fide kullanmak zorunda.

Ve gelelim kullandığı ilaca... Birkaç kez ilaç atmazsa ürün alınamıyor ne yazık ki...

Dese ki bunlardan üretim yapayım...

Olmaz, yeni tohum almak zorunda...

Amaç fazla tüketim... Tükettirme...

Sıkıntı sadece bu da değil. Topraklarımız da kirletiliyor...

En iyi besini, hormonsuz besini köylü pazarlarında da bulamayacaksak bizler ne yapalım?

Biz tüketicileri, köylüleri bilinçlendirecek kim?

Devlet ve devlete bağlı kurumlar...

Peki neredeler?

Zirai ilaç satan yerler para derdinde...

Sera üretimi yapanlar para derdinde...

Tarla da üretim yapan köylüler de para derdinde...

Tüketici de kesesine uygun alışveriş yapma derdinde...

Tek dert para...

 

Mutlu kalın...

 

Dip not;

Avrupa'da at eti skandalından sonra şimdi de biyo-yumurta skandalı konuşuluyor...

Almanya'da, birçok çiftlikteki standardın 'eziyet verici' olduğu iddiası ile Oldenburg Başsavcılığı harekete geçti...150 tavuk çiftliği mercek altında...

Kısaca tavuk yumurtalarının organik olduğunu gösteren 'Biyo' damgalarının çoğunun gerçeği yansıtmadığı iddia edildi.

'Biyo', demek mahsulün modern dünyadan ve her türlü sentetik maddeden uzak üretilmesi demek...

Biyo yumurta demek, tavukların serbest alanda dolaşması demek...

'Biyo' tavuk yumurtası üreten çiftliklerdeki tavukların sıkıştırılmış kümeslerde değil, rahat ve geniş bir alanda yaşıyor olması gerek.

Günümüzde birçok ürünün 'Biyo' etiketi bulunuyor.

Ülkemizde de son zamanlarda biyo ürünleri satan bakkallar ve süpermarketler oldukça yaygınlaştı...

Güvenirlikleri nedir, bu da muamma...

 

Fıkra;

Temel ormanda ağaç kesiyormuş, o sırada çevreciler de ormanda yürüyüşe çıkmışlar, Temel'i bu vaziyette görünce bir güzel pataklamışlar... Temel üstü başı perişan halde köye dönerken Dursun'a rastlamış.

Dursun;

- Ula Temel bu ne hal böyle? diye sormuş, Temel de anlatmış;

- Ormanda ağaç keseydum, birden kalabaluk pir grup Doğan'ın yengesini bozmişum diye dövdü peni, halbuki ne Doğan'ı taniyruuum, ne de yengesuni..

 

Günün sözü; Her ferdi, hatta her topluluğu, hoşlandığı yem ile avlarlar... H. Rahmi Gürpınar

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@