13.01.2017, 10:50

Bu dönem...

Zor günlerden geçiyoruz. Zor zamanlarlardan geçiyoruz.

Ve bu zorlukları şefkatimizle, vicdanımızla aşabiliriz ancak.

Çok şefkatli olabilmeliyiz çok.

Vicdanı en derinimizde hissedebilmeliyiz.

Dağılmanın, öfkeye kapılmanın zamanı değil bu dönem.

*

Ve öncelikle dikkatli olmakta fayda var.

Artık vicdanlar yeşermeli ki fiziksellikten, ruhsallığa geçelim.

Öfkeden, dinginliğe geçelim.

Bilinçaltımızı saçma sapan anlamsızlıklarla doldurmak yerine, gerçeğe kapımızı açalım.

Peki nedir gerçek?

Karmaşık mıdır ki bu kadar yaklaşamıyoruz dahi yanına?

Gerçek “insan” olmaktır. “İnsan gibi insan” olmaktır.

Çöplüğe dönmüş gönlümüzü temizlemektir.

İşte bu dönem bunun tam zamanı.

Korkuları yenmenin, zincirleri kırmanın ve kendinizi özgür kılmanızın tam zamanı. Çöplerimizi ayıklamanın zamanı.

*

Elbette acılarımız olacak hayatın bizlere sunduğu. Ama pisi pisine ölüme artık acı da denemiyor ki...

Kelimeler yetmiyor tarifine.

Elbet dallar yeşerecek bir gün.

Ve üzerimizde dolaşan şu kocaman kara bulutlar dağılacak. Tek tek dağılacaklar.

Bütün bunlar için elbette bir vakit var. Her şeyin vakti var.

*

Lütfen bu dönem artık aramızdan kahramanlar çıkmasın.

“Kahramanlık” gerektirecek hiçbir olay olmasın mümkünse.

Hiç kimse artık terör ile hayata “veda” etmesin.

Sıradan olsun her şey.

Sonradan acı ile hatırlayacağımız günlerden olmasın.

Öylesine olsun.

Normal gün gibi.

Ailemizle, çocuklarımızla, komşularımızla, arkadaşlarımızla birlikte olacağımız günlerden olsun. Hani;

“Merhaba, nasılsınız?” dediğimiz, karşılığında da;

“İyiyiz canlarım, siz nasılsınız görmeyeli?” dediğimiz günlerden olsun.

*

Yaşıyoruz biz.

Her acıyı içimize bir bir alarak yaşıyoruz.

Bir babanın acısı, bir annenin feryadı, bir çocuğun haykırışlarını, özlemlerini tüm ülke olarak yaşıyoruz.

Duyarsızlık yok bizim özümüzde.

Aslolan merhamet var. Her ne kadar yaralansak da bu dönem kalkacağız hep birlikte ayağa. Güçlü olmak özümüze işlemiş millet olarak.

*

İşte bu gücü, en güzel enerjileri fazlasıyla hissetmeye çalışma, gayret zamanı artık...

Bu dönem çıkarcılığı, bırakma zamanı…

Bu dönem “paylaşma” zamanı.

Bu dönem derdimizi birlikte paylaşıp atma zamanı…

Aldırmazlığın, sinsiliğin ve hoşgörüsüzlüğün bitirilme zamanı...

Saklı kaldı uzun zamandır hayal gücümüz. Saklı kaldı koşulsuz sevgimiz. İşte tam da “bu dönem “o koşulsuz sevgimizi ortaya çıkarma zamanı…

O dönem, bu dönem…

*

Lütfen “toplum” olarak “öfke kontrolümüzü” sağlamak önceliğimiz olsun.

Ani tepkilerden, linç kültüründen kaçınalım. Son günlerde yaşanan olaylar zinciri çok ince çizgide. Kalbimizi derinden yaralıyor. İçten içe kırılgan ve saldırgan olabilmemiz an meselesi.

Acı iliklerimizde. Bu dönem öyle bir dönem ki, bir “alev” için bir “kibrit” yeterli.

İşte tam da bu nedenle “enerjimizi “ öfke yerine kendi ruhumuza aktarmalıyız. Vicdanımıza aktarmalıyız.

Çünkü vicdan en güzel muhasebe yeridir.

*

 

Vicdanınızla baş başa kalmaktan korkmayın dostlar, ağlamaktan korkmayın.

Çünkü “kendine dönemeyen insan” kendinden olmayan insanları üzmekten kaçınmaz. O derin yükün altına girmekten kaçınmaz.

“Vicdanı olmayan insan” her şeyi yapma cesaretine girer ve yapar.

“Vicdanı olmayan insan”ın hışmından korkmalıyız, ancak bu korku “bizi de vicdansız yapabilme” korkusu olmalı.

Çünkü “vicdansızlık” bulaşıcı hastalık gibi hem dünya da, hem de maalesef ülkemizde hızla ve derinden yayılmakta ne yazık ki.

*

Bu yükün altına girmek, zor bir seçim. Biz dürüst, vicdanlı ve hoşgörülü olduğumuz sürece inanın her şey yoluna bir gün girecektir.

Milletimizin en güzel özelliği olan hoşgörüyü bırakmayalım ve korkularımızdan o derin hoşgörü ile arınalım….

Yürekli olalım.

Hiçbir insanın duygularıyla oynamayalım.

Güven ve itimat dersleri içinde her gün yalanlarla sinsice dolaşmayalım ve insanlığın gereği olan en önemli unsuru da unutmayalım.

O da yaşadığımız sürece yaşatmaktır...

Bir karınca da, bir insan da...

Her kim olursa...

 

 

Dip not;

 

Tercih isteniyor...

Son gelişmeler kişileri tercih etmeye çalışmak ile kuşattı.

“Bu şekilde düşünen, davranan tek kişi sensin” ile zorlamalar arttı.

Bir konu açıldığında, sosyal bir olay yaşandığında, “başkaları önem vermiyor, sen niye veriyorsun?” ile eleştirilir olduk.

Ve can alıcı nokta, “herkes böyle yapıyorken sen nasıl farklı yaparsın?” ile farklılıklar çıkarılıyor her seferinde toplumda.

Peki biz niye “herkes gibi normal biri değilsin?” ile savaşmak zorundayız.

Kimse tercih yapmak zorunda değil.

Tercih tercihsizlikte olabilir mesela.

 

Dünya değişti...

 

Teknoloji hızla gelişiyor diye düşünebiliriz.

Hatta en son gelişmeler bize insanoğlunun sınırları zorlayabileceğini çok iyi gösteriyor.

Dünya değişiyor evet, teknoloji gelişse de insanlık olarak sınıfta kaldığımız dönemler yaşıyoruz.

Hatta nasıl daha geriye gidebiliriz onun yollarını arıyoruz.
Ancak bütün bu olumsuzlukların bir son bulması lazım. Çok zaman harcadık insanlık olarak, daha fazlasına artık lüksümüz yok gibi duruyor.

Biz tüm dünya da iç çekişmelerle insanoğlu olarak birbirimizi yerken, çok değil hemen yanı başımızda savaş varken, vahim olaylar peşi sıra oluyor iken cereyan eden şey bir çöküş.

Dünya değişti. Gelişen her şey teknoloji gibi dursa da, aslında gelişen tek şey kaos.

 

Fıkra;

Temel kaptanlık yapıyormuş.

Birgün denizde büyük bir fırtına kopmuş.

Temel yanında çalışan tayfalara bağırmış:
– Ula uşaklar, pusula cetirin hemen daa. Tayfalar pusula olmadığını söylemişler. Temel cevap vermiş :
– O zaman kelime-i şahadet getirin da…

 

Günün sözü;

“Yaşamak görevdir yangın yerinde. Yaşamak insan kalarak.”
Ataol Behramoğlu.

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@