'Bu yolculukta daima eğlenmeye bakarım'

Sevilen televizyon, tiyatro ve sinema sanatçısı Hakan Bilgin ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Bilinmezleri, merak edilenleri ve hayata dair her şeyi konuştuk

Güncel 19.07.2021 - 07:00 19.07.2021 - 07:01

Peyvend / ÖKSÜZ - Ekranların ve tiyatronun başarılı isimlerinden Hakan Bilgin bu haftaki röportaj konuğuyum. Bugüne kadar yaptığı ve şu anda yer aldığı projelerle ilgili keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Hakan Bilgin de tüm samimiyetiyle bizlerle hayatını ve hayata dair her şeyi paylaştı.

P: Bir kere Hakan Bilgin’i herkes İzmirli sanıyor. İzmir’de yaşıyor sanıyorlar. Gerçekten nerelisin?

H: Ben aslında Artvinliyim. Zaten yandan baktığınız zaman profile anlarsınız. Bizim orada çocuk önce burun olarak doğar sonra diğer organları gelir. Biz de burna göre sıfatlar belirlenir. Karadeniz’de doğdum, büyüdüm, ilkokul, ortaokul, lise hep orada geçti. Üniversiteyi İzmir’de 84 yılında. 9 Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde okudum. Karşıyaka’da cup kapalı yüzme havuzu’nda uzun bir süre çalıştım. Babam savcı, annem öğretmendi. Çok korunaklı bir ailenin çocuğuydum. Yetinebildiğimiz kadar yettirmeye çalışırdık, çok güzel açlıklarımız oldu.

P: Birazcık üniversitedeki eğitim hayatından bahsedebilir misin?

H: Ben sekiz yarıyıl ders gördüm. Bunların zaten yedi yarı yılına girmedim çünkü tiyatro yapıyorduk o zaman. İlk yarı yıla girdiğimde iki dersten kaldım. İkinci yarıyıl hiçbir derse girmedim, bir dersten kaldım. Dolayısıyla girince iki dersten kalıyorsam girmeyince bir dersten kalıyorsam girmemeye devam edeyim diye bir karar aldım. Üniversiteden sonra ikinci yarı yılın son döneminde tiyatro provalarımla beraber çalışmaya başladım. Konak’ta Günaydın ve Tan gazetelerinin reklam bölümünde odaları temizlerken, patron geldi ‘sen bu işi çok iyi yapıyorsun, gel ben sana bir ajans açayım’ dedi. Ben yapmam anlamam derken bir gazete magazin muhabiri olarak beni dışarılara göndermeye başladı. Kervansaray Fuar Göl Gazinosu gibi mekanlara gidiyorum ailelerin fotolarını çekerken ben işi abarttım ünlülerle de röportaj yapmaya başladım. Ben bildiğin havaya girdim sürekli ünlülerle beraberim diye. Öyle gazetecilik işleri yaptım zamanında.

P: Eski ve şimdiki tiyatrolar arasında bir fark var mı?

H: Şu an eskiye göre bir sürü şey değişti. Tiyatroya olan sevda da başka bir kriteri oluşturdu. Televizyonda var olan bir çok dizi oyuncusu tiyatro yapmaya başladı. Bu sefer televizyonda gördüğü adamı izlemek için gelen tiyatro sevdalıları oluştu. Ve tiyatrolar dolmaya başladı bunun çok kaliteli örnekleri var. Sadece biten ve şu an olmayan tek şey kabare, onu da bu dönem yaşadığımız dönemden de kaynaklı eleştiriye çok açık olduğu için yapmakta sıkıntı var tabii. Şu anda kabare yapılamıyor. Ama şu anda Zorlu PSM’deki bir çok ulusal gösteriyi rahatlıkla izleyebiliyoruz. İnsanlarımız sanatsız değil bu kadar kopuk değiller. Daha çok olsa tabii daha iyi olur.

P: Peki sizin döneminizde ki aldığınız eğitim de şu andaki hem devlet hem özel üniversitelerin aldığı eğitimler aynı mı yoksa daha gelişmiş vaziyette mi?

H: Bence fark yok. Mesela usta çırak ilişkisinin olduğu okullar çok başarılı. Mesela Yıldız Kenter, Zeliha Hanım bir ustadır. Ben alaylıyım, Ferhan Şensoy’un öğrencisiyim. Ben hayatımda hiç Shakespeare’i oynayamadım mesela. Oynamaya kalksam başarılı bile olamayabilirim. Onun için biri bana aktör dediğinde estağfurullah demeyi bilirim. Bu yüzden tam olarak oyuncu olduğumu ifade etmedim hiçbir zaman.

P: Bir oyuncu her oyunu oynamalı mı sence?

H: Aktörsen oynamalısın bence.

Ben bu rollerin adamıyım diyerek tiyatrocu olunmaz ya da oyuncu.

P: Hayır bir oyunculuk bazen çok da uzun sürdüğü zaman yapışıp kalıyor ya üzerine bundan bahsediyorum.

H: Ama yapışıp kalması yapımcının hatası. Orada kimsenin suçu yok. Çünkü yapımcı bir sanatçı değildir. Tamamen reklamlar daha çok seyredilsin diye dizi yapıyoruz. Dizi seyrediyorsun diye reklam koymuyorlar. Bunu karıştırmamak lazım. Ahmet çok güzel sarhoşu oynuyor, Hakan çok iyi Lazı oynuyor diyip yapıştıramazsın. Bu yüzden bazı cesur yapımcılar bunun tam tersini yapar. Ben böyle ters köşeler yaptım mesela Urfalı’yı oynadım. Kötü adamı da oynadım bu çeşitlilik beni çok mutlu ediyor. Bazıları bu bana yetiyor diyip kolayına kaçıp otururlar farklı bir iş ve oyunculuk yapmak istemezler. Mesela benim oynadığım bir çok filmde ya da dizide seçilmemin en büyük nedenlerinden bir tanesi insanların Hakan’la rahat çalışıyorum kısmıdır. Ben bir de bir iş geldiğinde senaryodan önce hangi oyuncular var diye sorarım. Ben kimlerle bu yolculukta eğleneceğim diye bakarım. Mesela ben seni beş senedir tanımıyor olsam şu çayırda böyle oturup program yapmam. Ama sen beni tanıdığın için ben seni tanıdığım için samimiyetimiz ve sohbetimiz akıp gidiyor ama tanışmamış olsaydık ilk önce birbirimizi tanımakla bir resmiyetle geçecekti. O yüzden ilk önce herhangi bir projede tanımadığım birisi de olsa karavanda mutlaka bir yarım saat sohbet ederim.

P: Biraz da televizyon sektörüne girelim. Şu anki televizyonlarda ne olmasını isterdin?

H: Ben çok zengin bakış açısı olmasını isterdim, mesela dizinin 1 saati olması haber programının yarım saat olması halkın bu kadar siyasete bulaşmaması eğlencenin tabii ki de olması, Ama her şeyin tadında olması gerektiği düşüncesindeyim. Ve kesinlikle de yarım saatte olsa reklam olması gerektiği düşüncesindeyim. Mesela hatırlarım İzmir’deki evimizde siyah-beyaz bir televizyonumuz vardı, her akşam mutlaka bir film koyarlardı ve biz izlerdik. Bence her şeyin retrosunu yapıyorlar bu işin de retrosuna dönebilirler. Mesela birisi de çıkıp bir televizyon kanalını retro üzerine yapabilir. 1970’ler kafasıyla bir kanal yapsa acaba izlenir mi? Belki bunu birisi deneyebilir eğer dönerse beni belki konuk olarak çağırabilir. Bir programın bir bölümünü değil bir hafta boyunca bir retro yap bakalım nasıl olacak?

P: Pandemi öncesi Hakan Bilgin ve pandemi sonrası Hakan bilgini değerlendirirsen de ne gibi değişiklikler oldu?

H: Kovidden önce ben bir takvimli ajanda sahibi olan ve ajandayı açtığım zaman bütün bir yılı görebildiğim bir yoğun bir programım vardı. Bu kovid hayatımıza girdikten sonra yavaş yavaş bu programları tek tek silmeye başladım. Bu yüzden çok tatsız oldu. Sadece tiyatro değil, seminer, konferans, bayi toplantıları, konserler her şey iptal oldu, dolayısıyla herkes zarar gördü. Sadece yapabildiğimiz tek şey dublajdı. Zaten biliyorsun ekonomisi çok düşük bir iştir ve sayısı da çok az. Kendime hafta içi iş yaratan hafta sonunda dinlenen bir takvim çıkardım. Kendimi bir sisteme sokmazsam kafayı yiyecem diye kendimi programladım. Ve yazdım, “Farkıma takılanlar” diye bir kitap yazdım. Şu an basımda. Kitabım bir ay içinde çıkabilir. İlk altı ay hiç evden dışarı çıkmadım, eşim de çıkarmadı. Diğer dört ay biraz yavaş yavaş hafiflemeye başlamıştı zaten süreç yaz ayı geldi, yaz ayında bir rahatlama oldu ve artık para kazanmak durumunda olduğumu hissettim.

P: Gelelim “Mekanın sahibine geldik” projene… Bu program YouTube programı ve pandemi de ortaya çıkan bir program ve sana başka bir alan açtı. Biraz bahseder misin?

H: Tarihe geçsin diye bir program yapıyorum. Bunu aldığımız konuğun torununun torunu izlesin ve bir anı kalsın diye yapıyorum yoksa sansasyon yaratmak için değil. Örnek olacak hikayeler yaratmaya çalışıyorum. Farklı şeyleri bir araya getiren bir insan olmak istiyorum. Ben farkları sevdiğim için ezber bozan kişileri ve olayları ilgilendiren programlar yapmak istedim olmaz böyle programlar dediler ama ben böyle hikayeleri birleştirmeyi seviyorum. Birisinin siyah birisinin beyaz olduğu bir dünyayı sevmiyorum. Ortada gride buluşmak istemiyorlar. Mesela ben seninle beş senedir arkadaşım ama senin siyasi görüşünün ne olduğunu bilmiyorum umurumda da değil. Mesela bazen aldığımız konuğu taşlamak için bile yazıyorlar. Ne zamanki o kişiye saygı duyup izleme noktasına geldiğimiz gün evet boş vermiş olacağız. Birbirimize saygı göstermeyi bir türlü başaramıyoruz. İnsanlar farklı görüşte olan kişilerle aynı ortama girmiyorlar bile ben de diyorum ki farklı görüşte olan bir arkadaşınız dostunuz olsun. Mesela benim babam savcı olduğu için evde siyasetle ilgili hiçbir şey konuşulmaz gelen misafirlerini farklı bir yerde ağırlar konuşmalarını orada yaparlardı. Bizim hiç haberimiz olmazdı. Sadece bizi etkilemesin diye. Babam haber izler, siyaset izler ama asla yorum yapmaz mı, televizyon karşısında bir insan karşısındaki insana kızınca bir sefer dahi yorum yapmaz mı babam asla yapmazdı. Ben büyüyene kadar babamın hangi partiden olduğunu bilmedim. Bu bende neyi korudu? Partiler üstü bir düşünce oluşturmama sebep oldu, bu yüzden taraflı olarak büyümedim. O yüzden siyasetten hep uzak kaldım, siyasetin bir memuriyet olduğunu biliyorum. Bu memuriyeti yapsınlar bizim için çalışsınlar ama bizim gibi tarafsız olanlara bulaşmasınlar.

P: Projede çok özel konukların oldu. Hangi konuk daha çok tıklanma aldı?

H: En çok izlenen video Semih Saygıner’in videosu oldu, 700 bin izlendi, sonra Gürgen Öz 500 bin, Cengiz Küçükayvaz 400 bin civarı, Behzat ağbinin programı çok izlendi. Çağlar Çorumlu, Alper Kul en çok izlenen programlardandı. Şimdi önemli olan şu ben onların hayat hikayesini merak edip ona göre sorular soruyorum. Benim derdim beni izleyen bütün gençler. Şöyle izlesin bu adamın hayat hikayesi nerede doğmuş, nerede büyümüş, felsefesi nedir, farklı bir alan açmış mı benim derdim bu. Herkese bana abi kolunu biraz daha sıkıştırsana birazcık daha sansasyon yaratsana diyorlar ama benim derdim bu değil.

P: Ama Hakancım zaten senin sıkıştırmana gerek yok rahatlıktan kaynaklanan o sohbet o kadar keyifli ki insanlar sana her şeyini zaten keyifle anlatıyorlar.

H: Farklı görüşteki insanları izlediğimiz, değer verdiğimiz zaman, o zaman dünya çok farklı ve güzel olacak. Farklı düşünceden ve farklardan bir kurtulsak başka bir takımı tutuyor diye, farklı bir görüşe sahip diy,e farklı bir kültürde yaşıyor diye, farklı bir şehirden geldi diye, insanları ötekileştirmeyi biirdiğimizde çok daha güzel bir dünyada yaşıyor olacağız. Bunu diğer insanlara iyilik yapmak için değil kendi vizyonumuzu açmak daha farklı bakmak için, kendiniz için yapın.

P: Çok teşekkür ederim keyifli program için.

H: Ben teşekkür ederim. Burada verilen mücadele İstanbul’da verilen mücadeleden çok daha kıymetli.

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@