05.03.2016, 22:00

Budama mı katletmek mi?

Bir yürüyüş esnasında yeşil kalan tek yer ‘İzmir fuarı’ndaki kesilen, budanan ağaçlar ile karşılaştığımda nasıl bir sükut-u hayale uğradığımı size anlatamam.

Verimden düşen ağaçları budama ile gençleştirerek yeniden verimli ağaçlara dönüştürme işlemi maalesef şehrimizde ağaçları katletme şeklinde.

Bu budama işleri narince yapılacağına, zalimce yapılıyor.

Sanki öfke kusar gibi...

İnsanı rahatsız etmesi ayrı bir dert, bir canlıya bu derece zulmedilmesi ayrı bir dert.

İnsan ırkının içinde var eziyet etme dürtüsü galiba.

İnsan insana, bitkiye, ağaca, hayvana, kurda, kuşa hiç fark etmez.

Biz insan ırkı her türlü eziyeti ‘hakkımız’ olarak düşünüyoruz ne yazık ki.

 

*

Özellikle cadde, sokak ve parklardaki hatalı budamalar sonucunda şekli ucubeye dönmüş ağaçları görünce içim acıyor.

Budama; ağaçların şekil ve büyümesine etki yaparak bol, düzenli ve kaliteli meyve vermesini, düzgün ve kuvvetli bir taç oluşturmasını, gençleşmesini sağlamak için yapılır.

Ağacı çıplak bırakmak için değil.

Estetik açıdan yoksun milletiz vesselam.

*

‘Hiç’ gibi davranılıyor ağaçlara.

Oysa her ağaç muhteşemdir, eşsizdir ve her ağaç, genlerinde barındırdığı özel şifrelerle hareket eder. ..

Kendini bilir...

Nasıl biçim alacağını bilir...

Hangi meyveyi ne zaman vereceğini, hangi zaman çiçek açacağını bilir...

Güneşi ne zaman alacağını, ışığını bilir...

Ne zaman yapraklanıp, ner zaman dökeceğini bilir...

Uyumayı bilir...

Uyanmayı da...

Hatta öldüğünde bile minik böceklere, karıncalara yuva olmayı da bilir...

Sanki müdahale edilmez ise, ağaç kendi yapısını oluşturamayacak.

Binlerce yıldır oluşturmadı mı peki?

Budayan, hatta budadığını sanan sen mi vardın?

*

Nedir bu her bahar geldiğinde ağaçları kuşa çevirme merakınız anlamadım?.

Kendini nasıl biçimlendireceğini, ışığa nasıl bakacağını bilen, ancak yaşamasına izin verilmeyen eşsiz ağaçlarımız baharı kucaklarken sevineceklerine ağlıyorlar.

Ağaçlar yaz boyunca serpilip dallanıyor, bahar geliyor kesiliyor.

Bu, budama adı altında yapılan zulümdür...

Her yıl dikkat ederim budanan, pardon katledilen ağaçlara.

Kesildikleri yerden büyümezler. Başka yerden hayat bulurlar kendilerince.

Çünkü küserler...

Rastgele dalları kesilirse, nefes alışverişi kesilir, küserler...

Zulme uğrarlarsa küserler...

*

Peki budama neden yapılır?

Hasta dalı, kurumuş dalı temizlemek için...

Biçim vermek için...

Ürün kalitesini artırmak için...

Ağaçların gün ışığından yararlanmasını sağlamak için...

Trafiği engellememek için...

Ve en önemlisi de ağacı gençleştirmek için...

*

Siz ne yapıyorsunuz?

Dallanmaların hepsini yok ediyor, gövde bırakmıyorsunuz...

Kuru dallar yerine tüm dalları kesiyorsunuz...

Uzmanlar tarafından değil bilinçsiz eğitimsiz işçiler tarafından, ağacı sevmeyen kişilerin ellerinde budama yapılırsa beklenen ne olabilir ki?

Bir de ‘Ağaçlar her yıl budanır’ diye bir kural yoktur bilin.

Bir de bazı uzman kişiler, ‘ağaçlar hasta, o nedenle buduyoruz’ gibi bir bahane ile çözüm bulmayarak sadece keserler.

Bu durum ne kadar sürer bilinmez, ancak bu işlem ağaca iyilik değil kötülüktür.

Kaldırımları ağaçların dibine kadar yapın, toprak bırakmayın, ama iş budamaya geldi mi bitirin güzelim ağacı.

Özellikle de apartmanların şikayeti olan dallanma ve sarkmalarda da çözümünüz, ağacı kökünden kesmek. Ve bu nedenle şikayet eden apartman sakinleri ne yazık ki bilinçsizce ve acımasızca ağaçları tahrip ettiklerinin farkında bile değiller.

Bu mudur sizin modern hapishanelerinizde ki yeşile bakış açınız?

Zemin katın üstündeki çıkmalara izin verilir, ancak ağaçlar düşünülmez.

Bu ağaçlar nereye gitsin?

Peki şimdi siz söyleyin ağaç mı işgalci, siz mi?

*

Ortak bilince ne zaman geçeriz bilemiyorum?

Bu ülkede ağaca, yeşile hiç saygı yok.

İçini acıtan değil; içini açan ağaç görmeyecek miyiz şehrimizde?

Hoş diyeceksiniz ki, kendisine saygısı olmayanın nasıl ağaca veya başka canlıya olur?

Doğru.

Ancak kuraklık kapıyı çaldığında her bir ağaç yaprağı için, yağmur için dua eden de insanoğlu.

Son sözüm;

Ülkemizin her yerinde insanoğlunun hışmına uğramamış ağaç yok, yok, yok...

‘Bakım’ adı altında ne kadar büyük bir zulüm yaptığınızın lütfen en kısa zamanda farkına varın...

 

 

Dip notlar;

 

Yağmur yağdı mı yandık?

 

Bir tip insanımsılar var...

Hava yağışlı ise yandık, hele ki şehrimizde daha da bir yandık, çünkü yollar delik deşik...

İşte bu delik deşik yollarda bu insanımsılar ile araba ve yaya olarak karşılaşırız.

Durakta, yolda, kaldırımda fark etmez.

Geçen arabaların içindeki insanımsılar ıslanma nedir bilmediklerinden boca eder tüm suyu üstünüze.

Nasıl bir hızla geçiyorlarsa tabii.
Ülkemiz insanlarının başkalarına olan müthiş saygısıdır bu.

Gözlerimizi yaşartıyor bu saygı doğrusu.

Arabanın direksiyonunda ıslananın halinden habersiz pişkin pişkin bir de bakışlar var ki, daha da gözlerimi yaşartıyor.

Bir tık ilerisini göremiyorsanız binmeyin o arabalara.

Su birikintilerini gördüğü zaman affetmeyen bu insanımsılar yüzünden bir çok yaya arkadan söylemediği küfrü bırakmıyor bilesiniz. Ülkemizde saygısızlık ve vurdumduymazlık meslek olduğundan dolayı tüm bunlar artık şaşırtıcı gelmiyor bana.

Sürücü olarak ne kadar dikkat ederseniz edin kimi durumlarda yanlışlık veya dalgınlık ile su sıçratabilir, farkında bile olmadan yoldaki çukurda kendinizi bulabilirsiniz.

Ancak geç fark ettiyseniz, ıslattıysanız, nezaketen inip kişiden özür dilemeli hatta kuru temizleme teklifinde bulunmalı veya gerekirse gideceği yere bırakma teklifinde bulunmalısınız.

İnsanlık budur...

Bir de bir gerçek var ki, yaya olunca araba suçlu, arabadayken belediye...

İşte o nedenle de bir zahmet yollarda adam gibi olmalı diyoruz...

Drenaj adam gibi koyulmalı diyoruz...

Kaldırımlar belli genişlikte olmalı diyoruz...

Çukuru gördün mü kapatacaksın diyoruz...

Avrupa'da sistem bu şekilde yürüyor diyoruz...

Duyana tabii...

Hem araç sürücüleri, hem yayalar, hem de yollar ile ilgilenenler lütfen daha dikkat...

Sorumluluk sahibi insanlar olarak insani görevimizi yerine getirirsek, hayatımız daha kolay olmaz mı?

 

Gevrek, boyoz, kukla’ kardeşliği...

 

Yaşasın dünyanın en büyük kukla festivallerinden biri olan ve 10. kez bizimle buluşan ‘İzmir Uluslararası Kukla Günleri’ başladı...

Geçtiğimiz yıl 63 bin seyirci ile buluşan festival, bu yıl 100 binin üzerinde seyirci hedefi ile İzmir'in sembolü olan gevrek ve boyozun yanında 'Gevrek, Boyoz ve Kukla' sloganıyla artık bir simgemiz olarak karşımızda...

Çok çok sevindirici...

İzmir olarak markamızı daha da genişletmemiz gerek.

Festivalin açılış töreninde Bosna Hersek'ten katılan Theatre Of Republic Of Srpska'nın Odysseia adlı oyunu ise tam bir şölendi...

Işık hareketlerinin kuklalarla birleşmesi, eşsiz modern müziklerin tınısında muhteşem bir gösteri sundular bize...

Çocukluğumuzda ‘Hacivat ve Karagöz’ gibi, ‘Pinokyo’ gibi şahaserlerin içinde büyümenin verdiği güzellikle kucaklarım her yıl kukla günlerini...

Ve düşündüm bir an...

Artık çocukluğumuzdaki kuklaların yerini insan kuklaların almış olması gösterilerin daha da renklenmesine neden olsa da, gerçek kuklaların yerini galiba hiçbir şey tutamaz...

Zaten amaç bu değil midir kukla günlerinde?

Geçmişi yaşatmak...

Ancak modern çağın modern kuklaları da olmak zorunda.

Artık sergilenenler sıradan gösteriler değil, başyapıtlar.

İlgilenenlere kısaca belirtmek isterim;

Bu yıl festival programında 32 ülkeden 58 kukla tiyatrosu topluluğu, 64 gösteriyi 45 gösteri mekânında 275 kez sahneleyecek.

Slovenya’dan gelen 5 sergi sanatseverleri ağırlayacak.

Atölye çalışmaları ve ilköğretim okulları arası kukla oyunu yarışması ise ayrı bir güzellik...

Hep çocuk kalmak dileği ile...

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

Temel'in küçük oğlu hayvanat bahçesinde koşarak babasının yanına gelmiş:
-Koş baba, anami kocaman bir goril kapti!..
Temel gayet sakin cevap vermiş:
-Eyi, eyi. Bundan sonrasi gorilin problemi. Kurtulsun bakalum kurtulabiliyosa.

 

 

Günün sözü;

"Gerçek ölüler mezarlarda değil; okullarda, kışlalarda, klimalı ofislerde ve güvenlikli apartmanlarda çürüyor." Aytuğ Akdoğan / Duvar

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@