14.06.2020, 21:36

Büyümek...

Büyüdüğümüzün farkına varamadık.

Her olayda büyüdük demiştik oysa büyümemişiz.

Bu başka bir büyüme, bu başka bir yabancılaşmaymış.

Covid ile yaşadık gördük ve devam ediyoruz yaşamaya.

Büyüdük ve biz büyüdüğümüzün farkına varamadık.

Sorumluluklarımız arttı.

Yüklerimiz çoğaldı.

*

Bencilleşmiştik, belki de düşünceli oluruz demiştim.

Büyüdük büyümesine ama yine de düşünemedik.

Lüks tüketim ile karşı karşıya olan bizler durduk.

İşte o zaman büyüdüğümüzü anladık sandım.

Yanılmışım.

*

Arsızlaşmıştık, açgözlü olmuştuk yetinmeyi öğrendik belki de demiştim. Ancak daha da beter olduk, saldırdık.

Doymak bilmeyen bir bencillik vardı kapımızda. Şimdi gördük ki paylaşım en güzeliymiş.

Ancak gerçekten hala paylaşabiliyor muyuz? Çok endişeliyim bu konuda.

Kıt anlayışlarımızın değişmediği görüşündeyim.

*

Olumsuzlukları sindiremedik.

Her yeni yaş, her yeni oluşum aslında büyüdüğümüzü bize anlatıyormuş ama biz anlayamıyormuşuz. Bir virüs geldi çaldı kapımızı ve anlatmaya çalıştı.

Biz onca zaman büyüyememişiz demek ki.

Ya da anlayamamışız.

Büyümek bu olsa gerek.

Anladık mı?

Sanmam.

*

Uzaklaştık.

Önceleri çat kapı girdiğimiz dostlarımızın evlerine şimdilerde adım atamıyoruz.

Korkar olduk.

Çekinir olduk.

Uzaklaştık.

Dost sohbetlerine hasret kaldık. İşte büyüme size.

*

Arkadaşımızla her seferinde kavga edip tekrar barışmak bize haz verirdi.

Şimdilerde en ufak alınganlıkları arar olduk.

Koca dostluklar hiçe sayılır oldu korkudan.

Öyle dijital, akıllı telefon, kamera uygulamaları bir karşılıklı kahve içme keyfini yaşatabilir mi hiç insana?

O duyguyu ekranlardan geçirebilir misiniz?

*

Başımız sıkıştığında en yakın komşu kapısı çalınıyordu. Şimdi sosyal mesafe ile günler geçiyor.

Şimdilerde yeni sağlık sistemine bile uyum sağladık.

Maskelere alışmaya çalışıyoruz da toplum olarak hazır değiliz galiba alışamıyoruz.

*

Evet, bir virüs kapımızı çaldı.

Tembelleştik.

Bazı kötü durumları daha da artırdı o kapımızı çalan.

Teknolojinin kolaylığı bizi hareketsiz hale getirdi.

Obezleştirdi.

*

Akabinde en yasaksız döneme adım attığımızda şaşırdık. Saldık kendimizi, tedbirleri hiçe saydık.

Hücum ettik sahillere.

Aslında yeni normali anlayamadık.

*

Hayatın farkına varamamışız.

Sonra geride bırakılanlar bize anlattı o farkı, hayat sayısal değerler ile vurdu, başa gelmedikçe kimsenin umurunda olmadığı yitirilenler ile vurdu bizi. Derken izleri hep kalacak olan düşüncesizliklere kapı araladık.

Şu dönemlere ait o kadar çok şey var ki izleri kalacak olan.

*

Önce insanımızın umursamazlığı.

Saygısızlığı.

Karantinalardan sonra sokağa çıkanların pervasızlığı.

Sokağa bir çıktık ayların acısını da çıkardık.

Her yer darma dağın, her yer çöp, her yer pislik.

Her yer de ‘hiç bir şey yok’ edası.

Sorumsuzların getirdiklerini sorumlu, duyarlı kişiler mi çekecek?

Ne yazık ki hiç bir şey öğrenememişiz.

*

Bitmedi sınanmamız.

Şimdi en kötü şekilde dönüşümlerin kapımızı çalmaması için bilinçlenmeliyiz.

En kötü tehlike dayatmalardır unutmayın.

Dayatmalar baskıyı.

Baskılar yeni düzeni.

Yeni düzen ise hangi kapıları açar kim bilir?

Dip notlar;

Adam olmak...

İnsanmış gibi davranmakla ruhi bir derinliğe ulaşılamayacağına dair Bayezîd-i Bistamî'den şu kıssa meşhurdur:
Müritlerinden biri sorar;
"Kürkünüzden bir parça verseniz de teberrüken üzerimde taşısam!"
Bayezîd cevaben:
"O
ğlum, sen adam olmazsan, Bayezîd'in kürküne değil, derisini yüzüp, içine girsen fayda vermez!" buyururlar.

İnsan olmak, adam gibi adam olmak ayrı bir meziyet...

İş adam olmakta, olabilmekte...

En iyi ben olmalıyım...

Öğretmen sınıftaki zeki fakat kıskanç öğrenciye:
– “Niçin arkadaşlarını çekemiyor, onların yaptıklarını bozup kavga ediyorsun?” diye sordu.
Ö
ğrenci, bir süre düşündükten sonra,
– “Çünkü onların beni geçmelerini istemiyorum” dedi. “En iyi ben olmalıyım. ”
Öğretmen, masasından kalktı, eline bir parça tebeşir aldı ve yere 15 santimetre uzunluğunda bir çizgi çekti, kıskanç öğrenciye bakarak,
– “Bu çizgiyi nasıl kısaltırsın?” dedi.
Öğrenci bir süre bu çizgiyi inceleyip içinde çizgiyi birçok parçaya bölmek de olan birkaç yanıt verdi.

Öğretmen, yanıtları kabul etmedi ve yere ilkinden daha uzun bir çizgi çekti.
– “Şimdi birinci çizgi nasıl görünüyor?” diye sordu.
Ö
ğrenci utana sıkıla,
– “Daha kısa” diyerek başını öne eğdi.

Öğretmen bu yanıt üzerine öğrencisine unutmaması gereken şu öğüdünü verdi:

Bilgini ve yeteneklerini artırarak kendi çizgini uzatman, rakibinin çizgisini bölmeye çalışmandan daha iyidir…

Zaman...

Ah be zaman.

Ne zaman bize gerçeği fısıldayacaksın.

Bekliyoruz.

Bir gün İbn-i Haldun'a zamanı sormuşlar: ‘Bekleyince yavaşlar, Gecikince hızlanır, Üzülünce can yakar, Mutlu olunca kısalır, acı çekince bitmek bilmez, sıkılınca uzar.’ demiş.

Bekliyoruz ve yavaşlıyor.

Mutlu kalın...

Fıkra;

Nasreddin Hoca bir köye konuk olmuş. Yatsı namazını kılmışlar. Biraz hoşbeşten sonra, yatma zamanının geldiğini hatırlatmak için:

- "Hocam, insan neden esner?" demişler.

Hoca:
- "Ya açl
ıktan, ya da uykusuzluktan" demiş. Kendini zorlayıp esnedikten sonrada eklemiş! "Amma benim henüz uykum yok."

Günün sözü;

Size yol gösterilebilir fakat yalnız yürümek zorundasınız. Şang H. Kim

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@