Prof. Dr. Adnan Oğuz Akyarlı'nın 4 Temmuz 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Emre Kongar, “Yaşamın Anlamı” isimli kitabında şöyle diyor: “Yaşamın iki işlevi vardır: Üretmek ve sevmek. Severek üretmek, üreterek sevmek. İnsanla ve insanlıkla bütünleşmek ancak böylece anlam kazanır. Bilim de, sanat da, yaşam da bu bütünleşmeye hizmet ettiği oranda olumlu ve işlevseldir”. “Yaşamın anlamı ve amacı bu çerçeve içinde açıktır: soyut insan için bilgi; somut insan için de sevgi üretmek. Bu reçetenin zorunlu sonucu dagünlük yaşam biçimi olarak çalışmak ve konuşmaktır”.

Kongar’ın – bir bakıma - yaşamla özdeşleştirdiği çalışma eylemi, zamana ve yere göre sabit veya evrensel bir anlamı olmayan bir olgu olarak karşımıza çıkmakta; bu yüzden de tanımlanmasında güçlükler bulunmaktadır. Bu noktada, çalışma için verilen çeşitli tanımları ansıtmak istiyorum:

Ø  Çalışma, zamanın üretici faaliyetlerle doldurulmasıdır.

Ø  Çalışma, başka insanlar için değerli hizmetler ve ürünler üreten bir etkinlik veya enerji harcama sürecidir.

Ø  Çalışma, bireyin bedensel, zihinsel ve ruhsal bir çaba göstererek kendisi veya başkaları için değer içeren mal ve hizmetleri üretme etkinliğidir. Bu bağlamda çalışma, ücretli çalışma, ev işi ve gönüllü çalışmayı kapsamaktadır.

Bireyi çalışmaya yönelten güdüleri sistematik olarak inceleyen ilk önemli kuram, Abraham H. Maslow tarafından geliştirilmiştir. Maslow, insan davranışını yönlendiren en önemli etkenin gereksinimler olduğunu savunur. Bu gereksinimler dinamiktir, kişilik özelliklerine ve toplumsal karakterlere bağlı olarak değişebilir. Amaçların doğurduğu gereksinimler, - genellikle- zincirleme bir sıra izler ve- temeldeki bir güdünün gereksinmeleri karşılanmadan - birey üst düzeydeki güdülerden etkilenmez. Bu kurama göre birey: - alt düzeydeki güdüleri doyuma ulaşınca - üst düzey güdülere hazır hale gelmektedir.

Bunlar, sırası ile:

Ø  yiyecek, içecek, barınma, cinsellik, dinlenme gibi - fizyolojik gereksinmeler,

Ø  korunma, bağımlı olma, fiziksel ihtiyaçlar, geleceğin güvence altına alınması gibi - güvenlik gereksinmesi,

Ø  sosyal gereksinmeler,

Ø  saygınlık gereksinmesi

Ø  kendini gerçekleştirme gereksinmesi

olarak sayılabilir.

İlk iki basamaktaki temel gereksinimlerin giderilmesinden sonra, bireyin çalışmadan beklentisi, duygusal ve toplumsal gereksinimleri ile saygı görme gereksiniminin karşılanması yönünde olacaktır. Birey, kişisel doyum gereksinmesini de son basamakta karşılayarak “ekonomik ve sosyal güvencesini sağlamış, toplum içinde belirli bir statüye ulaşmış ve kişisel saygınlık kazanmış olarak” gerçek özgürlüğüne kavuşmaktadır.

İçinde yaşadığı toplumun ekonomik ve sosyal yapısı, bireyin gereksinimlerinin karşılanma düzeyi bakımından oldukça önemlidir. Özellikle gelişmekte olan ülke bireyleri, - büyük ölçüde - temel gereksinimlerini karşılamak için çalışmaya yönelmekte;böylece ulaştıkları yaşam standartları, üst düzey gereksinimlerin karşılanmasına - genellikle - fırsat bırakmamaktadır. Buna karşılık, gelişmiş toplumlarda isebireyin, fizyolojik ve güvenlik gereksinimleri sistem tarafından önemli ölçüde karşılanmakta; bu nedenle birey, - saygı görme ve kendini gerçekleştirme gibi - üst basamaktaki gereksinimlerini karşılamaya dönük çalışma hedeflerine – daha rahat - yönelebilmektedir.

İşte bu noktada “Gereksinmeler Kuramı”nın yerini “Başarı Güdüsü Kuramı” almakta; bireyi çalışmaya yönelten unsurlar,“başarı gereksinimi” ve “çevreyle ilişkide bulunma gereksinimi” olarak ortaya çıkmaktadır. Başarı güdüsünde ücret, kişiyi çalışmaya yönelten bir uyarıcı değil, başarının ölçüsü olan bir geri besleme aracı olarak görülmektedir.

Bireyi çalışmaya yönlendiren önemli nedenlerinden bir diğeri de toplumsal beklentilerdir. "Topluma yararlı insan olmak", bireyin sosyalleşme sürecinde önemini algıladığı bir görevdir. Sonuç olarak çalışma eylemi, ekonomik işlevinin yanında, bireyin toplumsal ve tinsel gereksinimlerini doyuma ulaştırma ve kişiliğinin gelişmesine katkı sağlama gibi yaşamsal işlevler de üstlenmiş bulunmaktadır.

Değişen bu anlayışlar bağlamında çalışma eylemi ve buna bağlı olarak bir işe sahip bulunma niteliği, öncelikle birey ve daha sonra da bireyin ailesi için – aşağıda sıralayacağım nedenlerle - çok daha önemli bir hale gelmektedir.

Ø  İş, gelir kaynağıdır. Emeği karşılığı aldığı ücret, yaşamını sürdürmesini sağladığı gibi, boş zamanını bağımsız ve özgürce değerlendirmesine olanak verir.

Ø  İş, bir kimlik ve statü kaynağıdır. Bireyin bir aidiyet ve kimlik duygusunun oluşmasında işin rolü çok önemlidir. Bir işin yapılabilmesi için gerekli bilgi, beceri ve yeteneklere sahip olma olgusu, bireysel kimliğin gelişmesini sağlayan bir fırsattır. Çalışana ve onun ailesine sosyal bir statü sağlar.

Ø  İş, - aile dışında -arkadaşlık ilişkilerinin ve sosyal iletişimin bir kaynağı olarak, hem – zaman zaman - aile ilişkilerinden duygusal bir kaçışı sağlarhem de kişisel ilişkiler alanını zenginleştirir.

Ø  İş, düzenli ve zorunlu bir etkinlik alanıdır. Bireyin zamanını planlar, böylece belirli bir düzen içinde yaşam gereksinimini karşılamasını ve zamanın periyodik olarak algılamasını sağlar.

Ø  Bireylerin işten almayı bekledikleri şeyler: ücret, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve ödül gibi özdeksel unsurların yanında, becerilerini kullanabilme ve yeteneklerini geliştirme olanaklarına sahip olmak ve başarıya ulaşmak gibi tinsel tatmin duygularıdır.

Çalışma, yaşamın sürekliliğini sağlayan sosyal bir etkinlik olarak geçmişi insanlığın varoluşuna kadar uzananbir olgudur. Çalışma kavramının anlamı ve değeri, tarihsel süreçte ekonomik gelişmeye paralel olarak ve her toplumun kendine özgü anlayışları ve değer yargıları tarafından belirlenmektedir. Dolayısıyla, çalışmanın, tarih boyunca yüklendiği anlam farklı olmuştur. Örneğin çalışma, Aristokrat ve Eski Yunan toplumlarında aşağılanmış ve kölelikle eşdeğerde tutulmuştur. Bu dönemde çalışmak “zorunluluğun esiri olmak” anlamına gelmiştir. Protestanlığın doğuşuyla birlikte ise:“Tanrı için faaliyet göstermenin tek yolu” olarak değerlendirilmiştir.

“Çalışmanın erdemi” konusunu ele aldığım zihinsel serüvenimin ilk bölümü burada sonlanmaktadır. Görüşlerimi bir sonraki yazımla tamamlayacağım.