17.08.2020, 06:42

Çıkar gitsin...

Dünyanın çivisi çıktı.2020 bize olmadık senaryolar sundu ve sunmaya devam ediyor.Dünya genelinde yaşanan son olaylar zor dönemlerin bitmediğini gösteriyor bize.O nedenle yerküremizi bu hale getirenler temizlensin artık.Dünya arınsın.

Dünyanın çivisi çıktı.

2020 bize olmadık senaryolar sundu ve sunmaya devam ediyor.

Dünya genelinde yaşanan son olaylar zor dönemlerin bitmediğini gösteriyor bize.

O nedenle yerküremizi bu hale getirenler temizlensin artık.

Dünya arınsın.

*

Laçka laçka sistem...

Kadınları aşağılayan toplum...

Şiddet yanlıları...

Lüks sevdalıları...

Yeşil düşmanları...

İmar delileri...

İnsanlığı sona doğru sürükleyen güç düşkünleri...

Katledenler...

Zulmedenler...

Üç kuruş para kazananların üstünden parsayı toplayanlar...

Temizleyelim içimizden bunları birer birer.

Temizlenin birer birer.

*

Hayatımızdan çıkarmamız gereken ne varsa öfke, mutsuzluk, hüzün, keder, elem, bizi üzenler, sırtımızdan beslenenler vs. vs. kanatır kalbi.

Kalbi kanayanlar yaralıdır.

Ne varsa temizleyin gitsin.

Dağ dağ olan kederleri.

Hüzünleri.

Hepsi göl olup gönlümüze akacağına, bir avazda çıkaralım içimizden ve atmamız gerekenleri bir nefeste temizleyelim.

Temizleyelim ki o gönül tüm güzelliklere yelken açsın.

Dünya temizlensin ki yeniden doğuş başlasın.

*

Meşhur bir filozofa:

"Servet ayaklarınızın altında olduğu halde neden bu kadar fakirsiniz?" diye sorulduğunda:

"Ona ulaşmak için eğilmek lazım da ondan" demiş.

Gördüklerin içinde eğilen kim var?

Milyonlar arasında bir kaç kişi.

O kadar.

Fazla arama.

Diyojen gibi gündüz vakti fenerle adam ararsın sonra.

*

O nedenle acil arınmak şart.

Kişisel gelişim alanında uluslararası bir üne sahip yazar Wayne Dyer'in çok sevdiğim bir hikâyesi var. Adı "Portakal Hikâyesi."

Aslında tam hikâye değil. Ancak o tadı fazlasıyla veriyor.

“Amerikalı konuşmacı ve yazar Wayne Dyer bir gün sahneye elinde bir portakalla çıkmış.

Ön sırada oturan on - on iki yaşlarında bir çocukla sohbete başlamış.

'Bu portakalı bütün gücümle sıksam, içinden ne çıkar?' diye sormuş ona.

*

Oğlan, 'Bu adam da deli mi ne' der gibi bakıp 'Ee, suyu tabii' diye cevap vermiş.

'Sence içinden elma suyu çıkabilir mi?' demiş Dyer.

'Hayır!' diye bir kahkaha patlatmış çocuk.

-Greyfurt suyuna ne dersin?

-O da olmaz.

-Ya ne çıkar içinden?

-Portakal suyu tabii ki!

-Neden? Neden bir portakalı sıkınca içinden portakal suyu çıkar?

- E yani o bir portakal; içinde olan da o.

Dyer başıyla onaylamış.

*

Varsayalım bu portakal bir portakal değil de sensin.

Birisi gelip seni sıkıyor, üzerine baskı uyguluyor, hoşuna gitmeyen bir şeyler söylüyor ya da seni suçluyor.

Senden de öfke, nefret, sertlik, korku çıkıyor.

Neden?

Genç arkadaşımızın söylediği gibi, çünkü içinde olan budur.

Yaşamın öğrettiği en temel derslerden biridir bu.

Hayat seni sıktığında içinden ne çıkıyor?

Birisi seni incittiğinde, gücendirdiğinde içinden ne çıkıyor?

Öfke, acı, korku çıkıyorsa bil ki içinde olan budur.

Seni sıkanın kim olduğu önemli değil, annen, baban, çocukların, patronun ya da devleti yönetenler olabilir.

Birisi sana hoşuna gitmeyen bir şey söylediğinde, içinde ne varsa dışarı da o çıkar. İçinde ne olacağı ise sana bağlıdır. Seçim senindir.”

*

Seçimler bizimdir.

Temizlenmek istediğimizde temizleniriz.

Lütfen artık sevgi yolunda tercihinizi yapın.

Yapın ki o portakalı sıktığınızda tüm güzellikler açığa çıksın.

Mutlu kalın...

Dip notlar;

Bilge bir kadının tavsiyesi

"Günışığı ve ay ışığı ile iyileş kızım,

Nehrin ve şelalenin sesiyle

Denizin gelgitleri ve kuşların kanat çırpışlarıyla.

Nane yaprakları, nem ve okaliptüs ile iyileş kızım.

Lavanta, biberiye ve papatya ile süslen.

Kakao taneciği ve bir tutam tarçın dokunuşu ile sarıl.

Şeker yerine çaya sevgi kat ve yıldızlara bakarak iç.

Rüzgârın sana verdiği öpücüklerle iyileş kızım ve yağmurun kucaklamasıyla.

Sezgilerine dikkat ederek, her gün daha akıllı ol. Dünyaya gönül gözün ile bak.

Zıpla, dans et, şarkı söyle ki daha mutlu yaşayasın. Güçlü ol, çıplak ayakların toprakta ve topraktan doğan her şeyle birlikte.

Sevginin güzeli ile iyileş kızım ve şunu da hep hatırla, derman sensin."

‘Maria Sabína’

Çeviri:Yasemin Yasu Alparan

Maske oldu günlük giysi...

Kadınlar gibi erkekler de, toplumun her kesiminde günlük hayatlarını maskeleriyle yaşıyor artık.

Pandeminin getirdiği maskeler sadece görüntü.

İçeriden dışarıya yansıyan maskeler var birde. Dillere şayan. 'Çünkü istediğimiz hayatları yaşamıyoruz' diyen çok. İşte bu nedenle; maskelerimiz, her gün giydiğimiz kıyafetlere dönüştü artık. Kadınlar hüzünlerini annelik maskesi altında gülüyormuş gibi yaşarlardı.

Erkekler de artık maskeli. Hayat telaşı içinde, evine ekmek götürme derdi içinde, hüznünü gizlemek için maskeli.

İşte bu roller yapıştı üstümüze.

Mış gibi yapmaktan artık yoruldu bu halk.

Rol kesmekten artık yoruldu bu halk.

Dürüstlük istiyor ve samimiyet istiyor.

En acil ihtiyaçları karşılanabilsin istiyor. Hayallerini gerçekleştirmek istiyor.

17.08.1999...

Marmara Bölgesi'nde sabaha karşı 03.02'de deprem oldu.

Richter ölçeğine göre merkez üssü Gölcük olan 7.4 şiddetindeki deprem 45 saniye sürdü.

O 45 saniyede dünyanın en aktif fay zonlarından bir olan Kuzey Anadolu Fay (KAF) hattının batı ucu yıkıldı.

Bayındırlık ve İskân Bakanlığı'nın verilerine göre 18 bin 373 kişi öldü, 48 bin 901 kişi yaralandı, yüz binlerce kişi evsiz kaldı.

Resmi olmayan bilgilere göre ise yaklaşık 50 bin ölüm, ağır-hafif 100 bine yakın yaralı olduğu söylendi. Tarihte bugün 133 bin 683 çöken bina ile yaklaşık 600 bin kişi evsiz kaldı.

Rahmetle anıyoruz.

Ülkemizin yakın tarihini derinden etkileyen en önemli olaylardan biri olan bu yıkım gerek ölüm oranı, gerek büyüklük, gerekse etkilediği alan ve maddi kayıplar açısından son yüzyılın en büyük depremlerinden biridir.

Ancak hassas konu şu: Depremin bu kadar çok can kaybına yol açmasının sebebi olarak kaçak yapılar, standartlara uygun olmayan binalar ve daha ucuza mal etmek için malzemeden çalan müteahhitlerdir.

Peki, sorarım size.

Şimdilerde ne değişti?

Akıllandılar mı?

Sanmam.

Her yer beton, her yer depremi düşünmeden yapılan yapılaşmalar ile dolu. Bir deprem anında toplanılacak yeşil alanlar bile yapılaşma kurbanı. Anlayacağınız yerimizde sayıyoruz...

Fıkra;

Bir gün Nasrettin Hoca, çırağı ile kurt avına gider.
Bir kurt ini görürler ve içeri girerler. Kurt içeride yoktur.
Bir süre sonra Nasrettin Hoca dışarıya çıkar.
Çırağı hâlâ kurdun inindedir.
Daha sonra Hoca, kurdun geri gelip inine girmeye çalıştığını görür.
Nasrettin Hoca, içerideki çırağını düşünerek kurdun kuyruğuna yapışır.
Ortalık toz dumana karışmıştır.
Tozdan ortalığı göremeyen çırak içeriden:
-Ne oluyor, bu toz da nereden çıktı şimdi, deyince,
Nasrettin Hoca:
-Kurdun kuyruğu koparsa sen o zaman görürsün
tozu, dumanı!

Günün sözü;

İyi şeyler inandığında, daha iyi şeyler sabrettiğinde ve en iyi şeyler ise hiç vazgeçmediğinde gelir... La Edri...

Yorumlar