21.06.2020, 21:56

Çile bitmiyor...

Yine arttı hiddetleri.Yine çırpınışları öfke ile saldırmak üzerine kuruldu.Bitmiyor kadınımın çileleri.Sokak ortasında yok edilişleri.Çocukları yanında katledilmeleri.

Yine arttı hiddetleri.

Yine çırpınışları öfke ile saldırmak üzerine kuruldu.

Bitmiyor kadınımın çileleri.

Sokak ortasında yok edilişleri.

Çocukları yanında katledilmeleri.

*

Size yapılan bu yanlış için üzgünüm.

Erkeklerin sergiledikleri cinayetler için üzgünüm.

Kadın olarak üzgünüm.

Çok üzgünüm.

Haksızlıklar için üzgünüm.

*

Doğada hayvanlar, ağaçlar ve hatta mikroplar birbirleriyle bağ içerisinde.

Ve birbirlerini ezmeden hareket ederken biz insanların vahşetine çok üzgünüm.

İnsan olarak bağı koparmamıza çok üzgünüm.

*

Birbirimizden çok koptuk değil mi?

Farkındasınız.

Ve yine farkındasınız değil mi alınan bazı kararlardan sonra kadın cinayetleri nasıl da arttı?

İşte tam da buna çok üzgünüm.

*

Yanlış anında tespit edilemiyor artık.

Ve o sineye çekiliyor.

Yanlış o an tespit edilerek sineye çekilmez ise normalleşme olmaz.

Ancak toplu olarak tepki gösterilmez ise normalleşilir.

Normalleştirildi ya bu cinayetler, kavgalar buna üzgünüm.

*

O kocasına, çocuğuna canla başla hizmet eden kadınlara vahşeti yaşatan bir daha ki sefere yanlış yaparken iki kez düşünecek olabilmeli caydırıcı kararlarla.

Biz görevimizi yaptık’ diye bitmemeli kararlar.

Oysa azalmıyor artıyor.

Hiddetleri de şiddetleri de.

Görün artık.

*

İnsanın hakikatini anlayamamış olanlar insansıdır.

Her türlü hiddet de çıkar dilinden, elinden.

Biz düşünen hayvan diye nitelemedik mi kendimizi?

Demek ki düşünen kısmı az kişiye nasipmiş.

*

Tamamen bedensel düşünen insanlık cehaleti ile namusu ile yargılamada.

Bu yapı ve davranışlar gerçek insan anlayışına uymadığından insana değil insansılaradır lafım.

İnsan görünümlü yaratıklaradır lafım.

Bu tür fiziksel, bedensel müdahaleler evrimini tamamlayamayanların nasibi.

Mutasyon neticesi.

*

Gerçekte hakikat ne?

Yaşamı bilmeyen, tümüyle korkuları ile hareket eden bencil, sadist, işkence dolu insansı mı?

Ruha önem veren, seven, sayan insan mı?

*

İnsansı” adını almayın bir kere de insan olun.

Nefsiniz ile yargılamayın, merhametli olun.

Yaşam içerisinde gelişen olaylara kendiniz adalet biçemezsiniz. Gün gelir adalet biçtiğini zannedene yaradan adalet biçer.

Savundukları her şey namus üzerine, örf adet üzerine kurulu olanın, insan sevgisi, doğa sevgisi, hayvan sevgisi, çocuk sevgisi hayatlarında geçerli midir?

Geçersizdir.

Kadın değersizdir.

*

İşte bu nedenle değersiz sayılan kadınlarımızın çilesi bitmek bilmiyor.

Mapushaneler boşaltıldı.

Zorbalığa kurban olan kadınlar artar oldu.

Nasıl bitmeyen kin.

Nasıl bitmeyen nefret ile kuşatılmış her biri.

*

Ölecek’ diye aylardır plan kuruyorlar.

Hapsediyorlar sizin ruhunuzu.

Ve sizde razı geliyorsunuz istemeseniz de bu çileye, kadere.

Biçilen kadere.

Özgürlükleriniz elinizden alınıyor.

İnanılmaz.

Ama gerçek.

*

Gonca güller tek tek soldu.

Çocuklar anasız kaldı.

Kimin umurunda?

3. sayfa haberi yapıldı geçti gitti.

Ve yine yapacaklar. Bekliyorlar sinsice.

*

Kim olursa olsun. Ünlüsü, ünsüzü.

Fakiri, zengini.

Haklısı, haksızı fark etmez.

Şiddet şiddettir değişmez.

Öfke öfkedir vardır saklı içerilerde bir yerde ve o çıkmadan asla durulmaz.

*

Yüzlerinde çizgiler, kocaman ama yorgun gözleri ile artık takati kalmamış kadınlarımızın. Görün.

Yamulmuş bedenleri ile hayat seansının sonuna gelmiş bulunmaktalar.

Korkuyorlar.

Artık duyulsun sesleri.

Bitsin çileleri.

Kara film bu.

Sonu gelmeli.

*

Kadınlarımız.

Çilekeş kadınlarımız.

Roller biçilen kadınlarımız.

Öpülesi elleriniz var. Yaralı bir yüreğiniz var.

İnandığın tüm doğrular için sonuna dek mücadele edersin sen ve haksızlığa karşı hep ‘dur’ dersin.

Kalbinden de sök artık ‘kader’ dediğin bu izi...

Sök kalbinden sana biçilen o değeri...

Dip notlar;

Verdingkinder...

Verdingkinder İsviçre’nin köle çocukları ve Heidi’nin gerçek hikâyesidir.

Verdingkinder diye anılan çıplak ayaklı çocuklar gerçektir.

Heidi’nin ağlatan bu gerçek hikâyesi yani köle çocuklar hala yok mu?

İsviçre’de gayri meşru olarak dünyaya gelen, anne babası hapiste olan, suç işlemiş yahut kimsesiz kalmış çocuklar kilise papazları tarafından onlara bakabilecek kişilerin yanına yerleştiriliyor yada bir başka deyişle satılıyorlardı. İşte Heidi’nin gerçek hikâyesi budur.

Şimdilerde adı değişti. Çocuk tacirleri oldu.

Bir film var. 2011 yapımı. Adı Der Verdingbub. Markus Imboden imzası taşıyor.

Filmin ilk sahnesinde sessizce taşınan bir tabut görürsünüz.

Bu tabut her gün ağır işlerde çalıştırıldıktan sonra birde ev sahibinin oğlu tarafından tecavüze maruz kalan küçük bir köle kıza aittir.

İzleyin.

Zaman değişti mi?

Değişmedi.

En zengini değişti mi?

Değişmedi.

Sömürülen değişti mi?

Değişmedi.

Hala dünyada ve ülkemizde adı değişen her tür sömürüyü kadınlar ve çocuklar yaşıyor.

Hala şiddeti onlar yaşıyor.

Varın siz düşünün.

Kadın...
Tüm hanımlara gelsin

Altıncı gün dolmak üzereydi ve Yaradan hala kadını yaratıyordu.
Bir melek çıkageldi.
Yaradana;
- Ötekini, erke
ği çok daha çabuk yaratmıştın, buna niye bunca zaman ayırıyorsun? diye sordu.
Yaradan yanıt verdi:
- ‘Çünkü buna çok değerli, çok farklı özellikler katıyorum’ dedi.
- Örneğin yüzlerce parçadan oluşturuyorum. Ama yine bir bütün olmasını sağlıyorum.
Bu yarattığım birçok çocuğa aynı anda sarılabilmeli, dünyanın her yerindeki çocukları kucaklayabilmeli.
Düşen bir çocuğun kanayan dizini de, yaralı bir yüreği de iyileştirebilmeli.
Melek sordu:
- Kaç eli, kaç kolu olacak?
- Sadece iki.
-
İki el, iki kolla mı yapacak bu dediklerini…
- Hepsi bu değil…
Kendi yaralarını da kendi sarabilecek...
Ayrıca günde 18 saat çalışabilir durumda olacak…
Melek yaklaşıp kadına dokundu…
- Onu çok yumuşak yapmışsın.
- Yumuşak ama aynı zamanda çok güçlü.
Gücünü ve kald
ırabileceklerini hayal bile edemezsin…
- Düşünmeyi de bilecek mi?
- Yaln
ızca düşünmeyi değil, hem sağduyusunu kullanmayı, aklıyla ve yüreğiyle muhakeme etmeyi, hem de mücadele etmeyi, düşüncelerini savunmayı, sorun çözmeyi de biliyor…
Bunların yanı sıra, uzlaşmayı da biliyor…
Melek, kadının yanağına dokundu. Eli ıslanınca bu nedir diye sordu.
Rabbim yanıtladı:
- Buna gözyaşı denir.
- Neye yarar?
- Kendini ifade etmeye yarar.
Ac
ıyı, kuşkuyu, aşkı, yalnızlığı, onuru, ama aynı zamanda sevinci ifade etmesine yarar…
-Kadının kendini ifade biçimleri sonsuzdur: o, sevinci, mutluluğu ve aşkı yakalayıp, sımsıkı sarılmayı bilir…
Haykırmak istediği vakit susabilir...
Sustuğunda çığlığını duyurabilir...
Öfkelendiği vakit gülümseyebilir...
Ağlamak isteyince tefekkür edebilir...
Mutlu olunca ağlayabilir...
Korktuğu vakit gülebilir…
O inandığı doğrular için sonuna dek mücadele eder;
Haksızlığa karşı savaşır.
Çözüm yolunu biliyorsa, ‘hayır’ yanıtını asla kabullenmez...
- Amma çok marifeti varmış!
- Arkadaşı doktora yalnız gitmesin diye ona refakat edendir...
Korkan birini gördü
ğünde, ‘tut elimi korkma’ deyip, elini uzatandır…
Her düğün her doğum haberine mutlu olandır...
Tanıdığı ya da tanımadığı amma kendine yakın bildiği her ölüm haberine kalbi kırılandır...
Ama yine de yaşamı sürdürme gücünü kendinde bulandır…
Çocuklar
ı daha çok yesin diye ‘ben zaten toktum’ diyendir…
-Bir öpüş, bir sarılış, bir kucak açışla kırık, ya da yaralı bir yüreğin onarılacağını bilendir…
- Peki, bunun hiç mi eksi
ği ya da yanlışı yok?
- Hiç olmaz olur mu?
Var bir hatas
ı:
‘Ne kadar değerli olduğunu unutur...’( Can Yücel 'den alıntı)”

Mutlu kalın...

Fıkra;

Evliliklerinin üzerinden 40 yılı aşkın bir zaman geçmişti.

Bir sabah Fadime, kocası Temel’e:

-'Ula hiç uyutmadın da beni gece gece… Sabaha kadar horladin durdin.' diye sitem etti. Nüktedan olduğu kadar hazır cevap olmasıyla ün yapan Temel, eşinin bu sitemi karşısında kıs, kıs güldükten sonra şöyle yanıt verdi:

-‘Ey gidi ey ey… Habu benim horlamalarim esciden saya hep muzik cibi celurdi… Eskiduk değil mi da?

Günün sözü;

Aşk arzu etmekle hayale, cesaret etmekle mücadeleye, güçlenmekle sahipliğe, doyumsuzlukla esarete dönüşür. Atakan Korkmaz

Yorumlar