15.03.2014, 22:00

Çırpındık durduk...

Sevgi...

Sevgi, insanın içini ısıtır mı?

Isıtırdı önceden...

Şimdilerde nefret yerini aldı...

Oysa ‘o sıcacık bir duygudur’ diyerek kalbimizi açtığımız her anımız şimdilerde acılarla, nefretlerle, bölünmelerle çevrili...

Çocuklarımız sevgiyi temsil etmez miydi?

Ederlerdi...

Şimdilerde ideolojilerimizi süsler oldular...

Biz bunu hak edecek ne yaptık?

Neler yaşandı ki, minicik bedenlerimiz heba oluyor?

O sevgileri şimdi melek olarak bize ulaşıyor...

Biz ne yaptık ki, yaşamak için, su gibi, nefes gibi temel gereklerimiz olan içimizin neşesi sevgimiz söndü?

Sevgi hani hiçbir bedeli olmayan bir hazineydi?

Nerede kaldı?

Nerede gizlendi?

*

‘Berkin’ler ölmesin...

‘Burak can’lar ölmesin...

‘Ahmet’ler ölmesin...

‘Çocuklar solmasın’ diye çırpındık durduk...

Solan çocuklar değil sadece...

Solan geleceğimiz...

Solan yaşamımız...

Solan içimiz, günümüz, gecemiz, güneşimiz...

Sevgi içten gelir, kişinin yüreğinin en derinlerinden seslenir insanlara.

Çocuklarımızda ise karşılıksızdır...

Çocuklarımızın saflığı ile yıkanmıştır...

Dünyada en değer verdikleriniz bir kuşkanadı gibi çırpınır durur yüreklerinizde...

Çırpınıp durmasınlar artık...

Itırların kokusunu duyalım onların nefesinde...

*

Yüzyıllardır sevgi üzerine şiirler, şarkılar yazılmış sanat eserleri ruhumuza yansımıştır.

Şimdi yansıyanı göremiyor musunuz?

Sevgi yüreğinizin yansımasıdır, göremiyor musunuz?

Bu ayrım niye?

Bu kin, öfke niye?

Çocuklarımızın kıyımı niye?

Ne zaman bir çocuk sesi duysam o çocukken içinde büyüdüğüm uzun sokaktaki bizim büyük avlulu, bol ağaçlı evimizin sevgi yumağı olmuş hayali gözüme yansır.

Bahçesinde dut, nar, yemiş, güller ve asmanın yanı sıra taşlarla döşeli dış kapısı, kocaman kilitleri içinde ki sevgi aklıma gelir.

Saf düşler aklıma gelir.

Hayaller aklıma gelir.

İlk bisiklet almanın telaşı aklıma gelir.

Tahta arnavut kilitli evimizin sevgisi aklıma gelir.

Annemin ‘ekmek’ almaya göndermesi aklıma gelir.

*

Ancak geçtiğimiz haftada hüzün geldi aklıma...

Berkin giderken mavi önlüklerimizle, okul bahçelerinde çelik çomak, dokuz kiremit, oynarken ki saf sevgimiz geldi aklıma...

İşte Berkin nasıl koştuysa annesinin isteğine, benim de aklıma düştü bir anı.

Şimdilerde ekmek almaya giden çocuklarımızın kaybolma, yok olma anısı.

Dut ağacından sallandığımız heyecanımızın anısı.

Yaşlı teyzelerin ‘bana da ekmek al’ deyip bizi bakkala gönderdiği, anısı...

Anneannemin verdiği harçlıkla aldığım leblebi tozu anısı...

Bayramlarda el öpüp şeker aldığım yılların anısını aldı götürdü Berkin ve Berkin gibi daha nice konulara can vermiş çocuklar...

Bir kumru sesi gibiydi çocuk sesleri...

Bir rüzgar eser, alır götürür sıkıntılarınızı; bir rüzgar eser, toplar bütün sıkıntıyı kalbinize...

 

Dip notlar;

 

Biri bizi hep gözetliyor...

Gelelim internet yasasına

İki yıl boyunca internette ne yapılacaksa her nerede sörf yapacaksanız nerede girecekseniz nerelerde gezdiyseniz işlenecek...

Yani arşivlenecek...

İşte fişleme bu demek...

Bilgisayarınızdan bir yere girmeniz yeter...

Hayalinizi büyütün...

Tweetinizden beğen tuşlarınıza kadar her şeyin server sağlayıcısında arşivlendiğini hayal edin...

Özelinizin artık özel olmaması demek...

Kontrol demek...

Peki, biraz daha hayalimizi büyütelim.

Küçük resmi daha da genişletelim...

Bilgilerin, açıklanmaması gereken bilgilerin başka ellere geçmesi demek...

Her ne kadar hukuk elinde olsa da ülkemizde ki hukuk düzeni belli...

‘Sızdırmak’ kelimesi işleme geçebilecek bir konumda...

‘Ben sade vatandaşım, bana ne bundan’ diyenler çoğunlukta...

Fakat bu sistem de kontrol, her sistemde olduğu gibi işlemeye devam edecek ve kısa süre sonra ‘kendim’ kelimesi ‘kendimize’ dönüşecek...

Büyük resme bir kez daha bakın...

Sokaklardaki kameralardan tutun da, bankalara, uydulara, numaralara, muhtarlara kadar inen özel internet durumu ‘bizden mi’ kaynaklanmakta, yoksa biri bizi gözetliyordan mı?

Dünya gözetleniyor.

Biri bizi hep gözetliyor...

 

Uyanıklar...

Hileli gıda satan, vatandaşların sağlığıyla oynayan, yanıltıcı reklam yapan kişilere para cezasının yanında hapis cezası da var artık...

Güzel...

Çünkü etrafımız uyanıklarla doldu...

Markete girdiğinizde paketlenmiş ürünlere bir bakın ki, bizi yanıltmak için ne oyunlar dönüyor...

Aman kanmayın...

 

Fıkra;

Bir gün Temel’in babası ölür. Eş dost cenazede toplandıkları vakit Temel’e sorarlar:
-'Ha temel, senin baban niye öldi pi söyle pize...'
Temel başlar anlatmaya:
-'Ha evde oturiyudık. Sonra televizyonun ekran karincalanunca pizim peder de çıktu dama. Anteni tüzeltirken tengeyi kaypettiğü gibi doğri aşağu..
Ahali:
-"vah vah.. Düşti öldi ha?"
Temel:
-"Yok daa... Bizim evin altındaki marketin prandasina düşti, firladu karşu apartumana…
Ahali:
-"Vah vah.. Apartumana çarpup öldi demek!"
Temel:
-"Yok daa. Karinun piru çamaşir asmuş, pizim peder de çamaşir ipunu tüşüp firladu yine..."
Ahali sinirli:
-"E oğlim nasıl öldi bu adam daa?"
Temel:
-"Paktum tüşececeği yok, çektim silahı furdim daa!!!"

 

Günün sözü;

Bulunduğunuz odadaki en önemli kişi, bir sonraki adımın ne olduğunu bilendir. 
James L. Webb

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@