Bugün bir aile ekonomisi bütçesinden bir kesit hayal edip, hep beraber kafamızda canlandıralım.
Düşünün ki 3 kişilik bir aile, bütün senenin gelir ve giderlerini hesaplamak üzere bir evin salonunda toplanıyor. Anne, baba ve çocuk. Anneyle baba başlıyor hesaplamaya. Maaşlar toplanıyor. Çok zor olmasa gerek, iki maaş. Kolayca hesaplama yapıldıktan sonra sıra zor olan kısma geliyor. Ev kira demeyeceğim, hadi ev kira olmasın. Öyle bir ev ki aidat da olmasın. Elektrik, su, doğalgaz, mutfak masrafları, çocuğun okul giderleri, yol masrafları, telefon, internet  derken liste uzadıkça uzuyor. Bu aile ne sinemaya gidiyor ne tiyatroya. Dışarıda çay-kahve içmeye de çıkmıyor. Sıfır aktivite, sıfır sosyal hayat, evden işe işten eve.
Sıra yapılan hesabı anlatmaya geliyor. Baba çıkıyor konuşmaya: ‘Eyyy ev ahalisi. Bütün sene yapmış olduğumuz harcamaların hesabını sizlere vermeye geldim. Bu sene de her sene olduğu gibi sizlere layık ve geçen seneki hedeflerimize çok yaklaştığımız bir bütçe ile karşınızdayım. Öncelikle bütçemizin büyük bir kısmını; evimizin koridorundan geçip salona gidebilmek için, evimizi yapan müteahhite ödeyeceğiz. Ayrıca tahminimizden daha az geçiş yapmamızdan dolayı garanti ettiğimiz geçiş kadar ödeme yapacağız. Diğer bir önemli gider de; bu sene kendime almış olduğum mont, ayakkabı ve beş adet takım elbise de harcamalarımızın başka bir kısmını oluşturuyor. Yeni keşfetmiş olduğum ejder meyvesi de benim sağlık ve keyif giderim olarak bütçede yerini aldı. Bir de kapıcımızda bile araba varken(!) 2017 model arabaya binecek halim yoktu. Yeni arabamız da hanemize hayırlı olsun. Kemer sıktınız, et yemediniz, süt içmediniz, sinemaya gitmediniz ve sayenizde bu sene kendi mental sağlığımı korumak için haftada bir olmak üzere ayda dört kere Bali Masajı yaptırabildim. Hepsi sizin sayenizde, sizlerle gurur duyuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum' diyerek kürsünden iniyor.
Sıra ailenin diğer bir ferdi olan anneye geliyor ve çocuğa hitaben başlıyor konuşmaya: ‘Öncelikle bu sene de her sene olduğu gibi öngördüğümüz bütçe hedefimizi tutturamadık. Babanın gereksiz harcamaları, evi alırken koridor geçişinin işletmesini müteahhite vermesi, orantısız alışveriş yapması ve üstüne bir de Bali Masajı hevesinden dolayı kurşun kaleminin bir parmak kadar kalması doğaldır. Ne spor ne sinema ne de arkadaşlarınla dışarıya çıkamaman bundandır. Hal böyle olunca da istediğin bisiklet için bu sene de bütçemizde yer kalmadı. Bizlerden fedakarlık yapmamızı isteme ‘çakallığını’ yaparak bütçemizin büyük bir kısmını kendi ihtiyaçları için harcamıştır" diyerek sözlerini tamamlıyor.
Kendisine ayrılan bütçe ile ilgili lafları duyan Bali Masajı yapan masörler bir anda evin salonunu girip anneye doğru koşmaya, çılgına dönmüş gibi  bağırmaya başlıyor ve görüşmelere 10 dakika ara veriliyor.
Yazarken gülmekten kendimi alamıyorum ama devam ediyoruz.
Aradan sonra sataşma olduğunu söyleyen ve cevap hakkını kullanmak isteyen Baba;  Annen, benim sizler için yaptığım şeylerin farkında değil. Çalışıyor ve anca evin harcamalarını karşılayabiliyor. Eğer ki ben yeni mont, ayakkabı almazsam ve masaj yaptırıp rahatlayamazsam bu eve nasıl ikinci maaş girecek? Annen bu harcamaları kendime yaptığımı söylerek seni yanıltmaya çalışıyor. Ben kendime ne alıyorsam senin geleceğini düşünerek alıyorum’  der ve kürsüden iner.

Bir de çocuk var değil mi? Demokratik bir aile bu ailemiz. En son sözü çocuk alıyor.
Çocuk: ‘Öncelikle iyisiyle kötüsüyle bütün sene çalışıp ev ekonomisine sunduğunuz katkı için teşekkür ederim. Malumunuz yaşım küçük ve okula gidiyorum. Bu yüzdendir ki ev ekonomisine bir katkı sunamıyorum. Ama unutmayın ki 3 kişilik bir aileyiz ve 5 senede bir yaptığımız ‘Ev Reisi’ seçimlerinde benim de bir oyum bulunuyor. Sizleri dinlediğim kadarıyla birbirinizi ikna etme şansınız yok. Bu da demek oluyor ki benim vereceğim oy, Ev Reisi seçimlerinde Reisi belirleyecek. Bu yüzdendir ki; 2023 yılında yapacağımız seçimde bu sene bana alınmayan bisiklet, arkadaşlarımla gidemediğim sinema, okula beslenme çantasız gitmem gibi hususları göz önünde bulunduracağım. Bu bütçe; kendi tabiriyle ekonominin kitabını yazan babamın bütçesidir. Bu bütçe Bali Masajcılarını sevindiren bütçedir. Bu bütçe ikinci eli sıfırından pahalı arabayı satan galericinin bütçesidir. Benim bu bütçeye red oyu vereceğimi bilmenizi isterim. İkinizi de saygıyla selamlıyorum'  der ve kürsüden iner.
Güldüğünüzün farkındayım.
Malumuz bir haftadır mecliste bütçe görüşmeleri yapılıyor. Çok yakın takip ediyorum. Kim ne diyor? Kim ne dememek için neler diyor? Ve bence en talihsiz olanı ise; kimler sorulan sorulara, sorulmayan cevapları veriyor. Adı üstünde bütçe. Hesap göreceksiniz. Mecliste görüşülenin halka hesap vermekle bir alakası olduğunu düşünmüyorum. Şu anda yapılansa; hesap görmeden ziyade siyasi söylemlerle bir bilek güreşini andırıyor. Bir taraf galibiyete daha yakın görünüyor. Her zamankinden daha kendinden emin, ne konuşacağı daha çok merak edilen bir hale gelmiş durumda. Peki sizce bu söylemleri merak edilen taraf bizim hikayemizde Baba mı Anne mi? Bu sorunun cevabını size bırakarak bizim hikayemizde çocuğun kim olduğunu söyleyeyim. Çocuk; her gün zamlar altında ezilen, yarın neye zam gelecek diye çaresizce bekleyen ve alışarak akışına bırakan, yastık altında bir şey olmamasına rağmen sürekli yastık altı yoklanan vatandaş. Bizim hikayemizdeki çocuk vatandaş. Ah çocuk ah. Sen belirleyeceksin.