Av. Ahmet Tamer'in 13 Temmuz 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Küçücük kızının mezarı başında hüngür hüngür ağlayan bir anne... Canından çok sevdiği kızının son sözleri hala kulaklarında;

'Anne, askerler çocukları küçük kurşunlarla öldürürler değil mi?'

Kurşuna dizilmeyi bekleyen, birazdan öleceğini düşünen bir anne ve kızının son anları... Tüyleri diken diken eden, yediğimiz yemekten, aldığımız nefesten alıkoyan bir soru. Bırakın o anları yaşamayı, kendini o annenin yerinde hayal etmeye dahi cesaret edebilen var mı? Aslında çok şey var söylenecek, çok şey var yazılacak; hepsi bir alay isyana dair ama gözyaşları izin vermiyor bu kez. Okuyup hissedip hüzünlenmeyecek bir yürek var mıdır acep? İnsanlığın unutulduğu Bosna'da, Srebrenitsa'da yaşananları, insanlık dramını ve soykırımı özetleyerek yazıp özellikle yeni nesillere de sürekli aktarmak en iyisi galiba;

Yugoslavya'nın çöküşü ile 1992 yılında faşist Sırpların Bosna'da başlattıkları Türk ve Müslüman kıyımı, adeta soykırıma dönüşerek sürekli büyümekte iken, nüfusunun yalaşık % 75'ini Müslümanların oluşturduğu 25 bin nüfuslu Srebrenitsa, Sırpların elindeki bölgelerin oldukça içlerinde kalmış ve Sırplar tarafından kuşatılmış idi. 1993 yılının Nisan ayında ise Birleşmiş Milletler tarafından güvenli bölge ilan edildi ve böylelikle Avrupa'ya güvenen ve savaştan kaçan binlerce insan bu kente sığınmaya başladı ve nüfusu 60 binleri aştı.

 Her ne kadar BM Barış Gücü askerleri kenti Sırplardan korusa da kentin Sırplar tarafından ablukaya alınması nedeniyle, yaklaşık iki yıl boyunca insani yardım konvoylarının kente girmesine izin verilmedi. Su, gıda ve tıbbi malzeme kıtlığı nedeniyle zor günler yaşayan sivil insanlar açlıkla, sefaletle mücadele etmeye başladı. Özellikle, kente tuz girişi bilinçli bir şekilde engellendi. Bu şekilde Boşnak soydaşlarımız güçsüz bırakıldı.

Şehirde kalan Boşnakların elinde bulunan tüm silahlar ise Birleşmiş Milletler yetkililerince, koruma gerekçesiyle toplatıldı. Şehirde eli silahlı tek bir Boşnak kalmadı...

Ve sonunda malını, canını, namusunu, silahını emanet ettiğin o Birleşmiş Milletler'e bağlı, medeniyetin timsali kimseler ne yaptı biliyor musunuz???

9 Temmuz 1995 günü şehre başlayan Sırp bombardımanı ve saldırıları üzerine kendilerini korumak için teslim ettikleri silahlarını geri isteyen Boşnaklara bu imkanı tanımayan BM Barış Gücü Komutanı Hollandalı Thom Karremans, kendisine sığınan 25 bin mülteciyi ve şehri Sırplara teslim etti ve Birleşmiş Milletler askerleri kenti terk etti. Daha sonraki günlerde ise Hollandalı Komutanın şehri teslim etmesi üzerine Sırp komutanlardan hediye alırken çekilen görüntüleri ortaya çıktı.

Kenti teslim alan Sırp general Ratko Mlapiç ise kameralara aynen şu ifadeleri kullanmıştı: “Bugün 11 Temmuz 1995. Sırplar için kutsal bir günün yıl dönümünü kutlamadan önce Sırp Srebrenitsa'dayız. Bu kenti Sırp milletine armağan ediyoruz. Osmanlı’ya karşı gerçekleştirdiğimiz ayaklanmanın anısına, Türklerden öç alma vakti gelmiştir.”

Türklerden öç alma denilen ise tam beş gün sürecek bir katliam ve soykırımın başlangıcı idi. Yaklaşık 9 bine yakın sivil Boşnak Türk, kent merkezinden dağlık arazilere götürüldü. Teker teker hepsi kurşuna dizildi, öldürüldü. Naaşların kimlikleri tespit edilemesin diye, birçoğu parçalanıp toplu bir şekilde arazilere gömüldü. Sonraki yıllarda onlarca toplu mezar bulundu. Hala naaşına ulaşılamayan yüzlerce kayıp soydaşımız var...

Tam beş gün sürdü bu katliam ve soykırım... İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa'da yapılan en büyük katliam ve soykırım olarak kabul edildi ve insanlığın öldürüldüğü günler olarak kayıtlara geçti.

Öz cümle ve nihayet; Son sözümüz, Allah bir daha böyle bir katliamı ve soykırımı, hangi milletten olursa olsun insanlığa yaşatmasın, diyerek Zekeriya Çiftçi'nin mısralarından gelsin;

Büyümek istemiyorum anne,

Hedef seçmektense, hedef olmayı kurşunlara,

Vurmaktansa, vurulmayı seçiyorum.

Doğdum ve irkildim büyüklüğünün karşısında dünyanın,

Gördüm ve şaşırdım açgözlülüğüne insanların.

İnsan insanın düşmanı mıdır anne?

Kim kırar gönülleri,

Korkmaz mı ve bilmez mi insan,

Bir gönül kırıldığı zaman onarılamayacaktır.

Ve vurduğu silah er geç dönecektir kendine,

Ve insan vurduğu kadar vurulur bilmez mi bunu düşman?

Nedameti olmayana merhamet değil,

Lanet edilir ancak anne.

Çocukları anne, küçük kurşunlarla mı vururlar?

Oysa çocuk merhamet demektir biraz, oysa çocuk merhamet demektir anne.

İnanmaktır, bir uçurtmanın değerli olduğuna bir füzeden,

Bütün bilyelerimi versem, resimlerimi, topacımı,

Yetmez mi anne, yok etmeye yeryüzündeki bütün silahları?...