William Hurt’u kaybettik. Çok üzüldüm. Çocukluğuma, gerçek sinema ile ilk tanıştığım yıllara uçurdu bu haber beni.

DOÇ. DR. KORKUT ÖZTEKİN/ Pek düşünüyorum bu aralar o dönemleri ne yalan söyleyeyim; Bu küresel pandemi boyunca sanat dünyamızdan gelen her kayıp haberi beni alıp o yıllara götürüyor, her ölüm ile ne çok yaş aldığımı hatırlatıyor bana zaman. Gencim ben, yaş kırk beş. Öyle Cahit Sıtkı Tarancı edebiyatı yapmayacağım ama yıllar çok hızlı akıp gitti be! Özellikle bu son beş sene… Neyse, seksenler, malum Özal dönemi, benim çocukluğumun İzmir’i: Efendime söyleyeyim. Yarın cumartesi, sinemaya gidilecek. 9:45 seansına Çınar sinemasına! Akan sular durur. Ben kimim? Neredeyim? Bir de bakmışım saat sabah altıda gözler fal taşı. Yattığım yerden, pencereden duvara vuran ilk güneşin hüzmelerini izliyorum. Kalbim pırpır.  Sayıyorum içimden, bu gittiğim kaçıncı film diye. Oooo, tam on bir kez sinemaya gidilmiş. Aman da aman!

apidrfztx__05689.1625622993

İşte buraları, benim Oscar sözcüğü ile de ilk tanıştığım yıllardı ancak ben o Oscarlı filmlerden anlamıyordum. Neymiş? Varsa yoksa Yıldız Savaşları, Jedi’nin Dönüşü, Örümcek Adam, Pembe Panter, Kamçılı Adam Indiana Jones… Her gün ağabeyimle çıkıp İnönü Caddesi üzerinde bulunan bütün gazete bayilerini tavaf eder, arka kapılarına asılı olan çizgi romanların kapaklarına bakarak takip ettiğimiz karakterlerin yeni serüvenleri piyasaya düşmüş mü, öğrenmeye çalışırdık. Hayatımız biteviye sonsuz bir gezinti, kaygısız bir maceraydı.

KISS-OF-THE-SPIDER-WOMAN-Re-release-1985-ORIGINAL-CINEMA-POSTER__24066.1550071876

BAŞKA TANRININ ÇOCUKLARI

Sene 1986! Gündemimizde artık Commodore 64 ve Michael Knight/Kara Şimşek var. Vizyona ise iki Oscarlı film girmiş: Biri Jeremy Irons ve Robert De Nero’nun (ve o sıralarda bizim için hiç kimse olan Liam Neeson) başrolünde oynadıkları Misyon ve diğer film de William Hurt ile Marlee Matlin’in oynadıkları Başka Tanrının Çocukları. Marlee Matlin bu filmdeki performansı ile sadece En İyi Kadın Oyuncu Oscarı’nı kazanan en genç aktör olmakla kalmamış işitme engeli olduğu halde bu şerefe nail olan tek kişi olmuştu (sanırım halen de öyledir). Ancak Matlin’in bu akıl almaz performansı ne yazık ki ona ışıltılı, şan şöhret dolu bir kariyer sunmadı. Kadın Kokusu filminde hepimiz Al Pacino’nun kör olduğuna inandık belki, ama duyma engeli olan bir karakteri zaten duyma engeli olan birine oynatmak, oyuncunun yetkinliğinin menzilini ortaya koyan bir şey değildi, sadece akılcı oyuncu seçimiydi. Hele ki popüler ana akım sinemada bir rol, aktörünün üstüne yapışmaya görsün, kendisini zor kurtarır, ölüm gibidir bu: Mark Hammil, Harrison Ford, Roger Moore… On yaşımdaki aklımla ben bunu düşünebiliyordum işte. Başka Tanrının Çocukları, yıllar sonra yeniden izlediğimde tadını alabileceğim bir lezzetti benim için. Benim çocuk halim, kılıçlı, dövüşlü, Amazon yerlili, İspanyol Conquistador’lu Misyon’u daha çok beğenmişti. Ancak benim için üzülmeyin veya bana acımayın. Büyüyordum, sorun değil. Aşk ve iletişimsizlik gibi karmaşık soyut kavramlarla tanışacağım ve anlayış dağarcığımın genişleyeceği zamanlar çok uzak değildi. Hem bu vesile ile William Hurt gibi aktörle tanışmıştım, fena mı?

altered states

Kralın Adamları oradaysa biz neredeyiz? Kralın Adamları oradaysa biz neredeyiz?

 

DÜNYANIN SONUNA KADAR!

William Hurt, kendisi için izlediğim, ancak sonra hikayeleri ve anlatım tarzları yüzünden benim için vazgeçilmez olan bir takım mihenk taşı filmler kazandırdı bana. Mesela Wim Wenders’in dingin bilim-kurgusu ve eşsiz bir yol filmi olan Dünyanın Sonuna Kadar! Fedora şapka, tüm dünya sinema tarihinde gerçekten sadece iki oyuncuya böyle yakışmıştır. Biri, malum Harrison Ford, öteki de William Hurt: İnsanların yaşadıkları anı, onların duygularıyla, onların bakış açısından ve onların algıladıkları biçimde kaydedebilen bir cihazla rüyaları kaydetmeyi akıl eden, yalnız, gezgin bilim adamını duru bir bardak su kadar temiz canlandırır oyuncu. Dünyanın dört bir köşesinden engin yol manzaralarının izinden Avustralya çöllerine kadar bizi gezdiren bu filmi hararetle tavsiye ediyorum.

Sonra insanın rüyalarına giren bir fantastik korku ve bilim-kurgu filmi, Ken Russell’ın Gerçeğin Ötesinde/ Altered States’si! Tam dönemin filmi, yeni dünyacı, bilinç ötesi ve boyutlar arası mevzular: Duyusal yoksunluk tankında kendi bilincinin karanlığında gördüğü sanrıların peşinden ilkel kökenlerine doğru bir yolculuğa çıkan sorunlu bir psikofizyoloğun maceralarını anlatan beyin yoran bir film. William Hurt’e yıllar yıllar sonra J.J. Abrams’ın Fringe dizinde yine benzer bir rolü, Nina Sharp karakterini canlandıracak olan Blair Brown eşlik ediyor.

GorkyPark_1983_40x60_original_film_art_5000x

GORKY PARK: OLSA DA İZLESEK

Demir perde dönemi Moskova’sında Gorky Park’da bu kez dehşet verici seri cinayetlerin katilini bulmaya çalışan Arkady Renko’yu canlandırıyor William Hurt. Bu kez Hurt’e dalgaların yıkadığı kayalar kadar yaşlı bir Lee Marvin eşlik ediyor. Kötü adam karakterlerinden aşina olabileceğiniz muhteşem Brian Dennehy (Hani şu Rambo’daki şerif) ve bu filmde canlandırdığı adli tıp heykeltıraşı tiplemesi ile şaşırtan Ian McDiarmid de filmin sürprizleri. Gorky Park, Türkçe’deki adıyla Moskova’da Cinayet, bir olsa da izlesek filmi.

Katleen Turner’lı, aşırı sıcak Body Heat/Sıcak Bedenler, bir Femme Fatal’in tuzağına düşen çaresiz ve bir o kadar akılsız adamın kliması bozuk macerası; Tekrar izlendiğinde, başka bir Türkiye ve başka zamanlar da yaşadığımızı bence herkese hatırlatacaktır.

Randa Heins’in Doktor’u mütevazı bir televizyon filmi. Ama sağlık çalışanlarının seslerini duyurmak için mücadele verdiği bu günlere uygun düşen bir yapım. William Hurt bu kez gırtlak kanseri olup aynanın öte yanına geçen başarılı bir hekimi canlandırıyor.

Bir de 1976 tarihli Manuel Puig’in aynı adlı romanından uyarlanan Örümcek Kadının Öpücüğü var. Diktatörlük Brezilyası’ndaki bir hapishanede, aynı hücreyi paylaşan iki mahkumun birbirlerini tanıma serüvenini anlatan eşsiz bir insan hikayesi. William Hurt’e, yine artık aramızda olmayan, muhteşem Raul Julia eşlik ediyor. Bütün bu filmler, sinemanın süper kahramanlar ve ışın kılıçlarından ibaret olmadığı, gerçek, samimi ve inandırıcı karakterleri betimleyen bir sinema anlayışının var olduğu, kabul gördüğü bir dönemi anlatıyor.

until-the-end-of-the-world-aka-bis-ans-ende-der-weltaltered_states_1980_aust_1sh_original_film_art_5000x

SİNEMA TARİHİNİN UNUTULMAZI

Tabii Paul Auster’in yazdığı Wayne Wang’ın yönettiği Duman’ı unutursam beni Allah affetmez. William Hurt ve Harvey Keitell; Auggie Wren ve Paul Benjamin! Ne muhteşem bir film, ne büyük bir kortej! Çizgi roman ve el altında Havana purosu satan mahallenin tütün dükkanının sahibi, amatör fotoğraf sanatçısı Auggie ve sessiz, gizemli köşe yazarı Paul ve bizlerle paylaştıkları hayat bilgisi dersleri; Paul karakterinin filmin girişinde anlattığı, dumanın ağırlığına ilişkin hikaye bence sinema tarihinin unutulmaz anlarından biridir. Ancak, bu filmi izlerken lütfen tütün ürünlerinden uzak durun, tütün sağlığa zararlıdır ve sigara öldürür, unutmayın!

WILLIAM HURT VE ÇOCUKLUĞUM

Aldığım bu son dakika ani haberiyle birlikte, rotamı çevirip bu hafta sizlerle çok severek izlediğim, oynadığı filmlerle benim kişisel tarihime damgasını vurmuş bir sanatçıyı anmak istedim. Sanatın ve özellikle sinemanın gücü böyle bir şey işte. İnsanın kumaşı, kültürler ve coğrafyalar üstü bir malzemeden dokunmuştur, sağlamsa eğer yüreğinizi böyle sıcacık sarmalar. William Hurt ile birlikte kendi çocukluğumun bir bölümü de böylece kayıp gitti ya da Jules Verne’nin Karpatlar Şatosundaki hayalet makinasının içinde solgun bir hortlak olarak sonsuza dek yaşamaya devam edecek. İyi haftalar ve saygıyla!