Bence herkesin bilip ama konuşamadığı sözdür, dil tutsaklığı…

Bu duruma daha önce içerlemiş olacak ki, 20. Yüzyıl filozofu Ludwig Wittgenstein şöyle demiş; “Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır”

Düşünüp yazamamak, konuşamamak tutsaklık değil midir sanki! Aslında tam bir ironi, düşünmeden konuşanlara izin verildiğini düşünürsek bu toplumda…

Telefon çaldı. Telefondaki ses “Gamze Hanım merhaba yazınızı aldım, ama içeriğindeki argo ve bazı kelimelerden dolayı yayınlayamıyorum”

Verdiğim cevabı haklı buluyor ama yapacak bir şey yok, toplum, baskı şudur budur diyor kibarca…

Bunun üzerine başka bir yazı yolluyorum…

Ama sinirlendim.

Hayır, yazı işlerine değil, telefondaki sese değil sinirim.

Toplumsal acizliğimize sinirim, edep ve adabın saptırılmasına, bu kadar çok dinden konuşup dini alet ederek her tür ahlaksızlığı yapan, yaptıran, göz yuman topluma, sana bana ona sinirim…

Totaliter toplumlarda her şeyi ama gizli yap!

İnsanların organ isimleri var herkesin organları var ama adını söyleme.

Hatalar insanlar içindir, ama kralların ve kralcıların hatalarını söyleme.

Küfür etme,

Olur olmaz laf söyleme…

Aklımca bir çözüm buldum yazmak! On üç yaşımdan beri sansürsüz, özgür yazıyorum …

Ama yayınlayamıyorum, yayınlayamıyorlar…

Kimseye hakaret etmem, saygılı ve hakkaniyetliyim.

Ama yok toplum ne der, yok o kelime sert olmuş!

Toplum kim, toplumu kim oluşturuyor?

İnsan! Toplanıp toplumu oluşturuyorlar… Teker teker birleşip karar veriyorlar.

Sessizce …

Ayıba, günaha, sessizliğe, sabuna suya dokunmadan terbiyeli terbiyeli! duruyorlar…

Duruyorlar yaşadım sanıyorlar…

Dindar olunca ahlaksızlığı hoş! görüyorlar…

Özgürlüğü, açık sözlülüğü ahlaksızlık olarak görüyorlar…

Esprisiz.

Kahkahasız…

Argosuz…

Umarsız.

Mutsuz…

Hoşgörüsüz

Yaratmadan, tartışmadan

Düşüncesiz, karanlığa bakıyorlar…

Not: Sevgili okuyucu: yazımın başlangıcındaki telefon görüşmesi, daha önce yazı yazdığım bir gazeteyle olmuştur. Yenigün Gazetesi’yle ilgisi yoktur…

.