27.02.2016, 22:00

Çöplerimiz...

Modern çağda, modern çöplerimizle beraber yaşıyoruz.

Oldukça karmakarışık bir ilişki içindeyiz çevremizle insanlık olarak.

Şimdi bir bakalım çöplerimize...

Bir bir karıştıralım...

Ayrıştırıyor muyuz düşünelim?

Ayrıştırmayana ceza var mı bizde?

Düşünelim.

Sanırım yok.

*

Peki Avrupa’da durum ne?

Birçok ülkede atıklarını doğru dürüst ayırmayana ceza var mı? Var. Örneğin plastik atığın içine kağıt atamazsın, cezası var.

Bizde ise, Bakanlık çöpünü ayrıştırmayana ceza kesmiyor ama toplayanı, ayıranı cezalandırabiliyor çeşitli uygulamalarla.

Sayılarının 500 bini bulduğu tahmin edilen kağıt toplayıcıları var ülkemizde, bedava ayrıştırma yapan. Ve sigortasız, sağlıksız koşullarda, çöp tenekesi başında.

Kağıt, plastik, metal ve cam atıklarını toplayan bu işçilerin ayrıştırmaya katkısı yadsınamaz. Ancak her yıl toplanmayı ve ayrıştırılmayı bekleyen 40 milyon tondan fazla kentsel atık sadece toplayıcıların mı elinde olacak?

İlk evlerde başlaması gereken ayrım işlemi bir insanlık görevidir. Bizim attığımız tuvalet atıkları ve plastiklerleri ayırmak için torbaları karıştırmak zorunda mı çöp toplayıcıları?

Bunun hastalığı da var unutmayalım.

Çevreye dağılma boyutunu da siz biliyorsunuz tabii.

 

*

Bir diğer konu ise atıkların yeri.

Avrupa Çevre Ajansı’na verilen 2013 yılına ait bir raporda, 2009 yılında geri dönüşüme giden ambalaj atığı 2.5 milyon ton. 2016’da, o yıl üretilen plastik atıkların yüzde 52’sinin geri dönüşüme gitmesi gerekiyor.

Ancak geriye kalan nerede?

Nerede olacak, denizde.

Gezdiğiniz, piknik yaptığınız dağda.

Sokakta, duraklarda, yollarda.

Şimdi siz geri dönüşüm kotalarını her yıl yüksettiniz diye sandınız mı ki bu millet yere değil de çöpe atma alışkanlığı kazanıyor?

*

Makyajı süper güzel olan o plastik şişelerin denizde yüzdüğünü görmek hele ki bir rüzgar estiğinde Göztepe sahilinde buram buram kokunun içinde dalgalandığını görmek beni üzse de, bir çok kişiyi üzmediği kesin.

Çünkü ne kadar temizlenirse temizlensin her yer çöp.

Gelişmeyen bilinçler tıkılmış kalmış o pet şişelerin içine.

Sokakta karşınıza çıkıyor o plastik şişeler.

Yerlere atılan janjanlı ambalajlar akıp akıp gidiyor önümüzden.

Hele ki dolmuş taşmış çöp kontenyırlarının hali ise anlatılmaz yaşanır.

*

Şartlar iyileştirileceğine kötüleştiriliyor galiba bizde. Çünkü, Türkiye’de ciddi yaptırımlar yok.

Ve her yeri evimiz gibi temiz bırakmak, ciddi ciddi adamakıllı toplamak aslında görevimiz ise, her yere geri dönüşüm kutuları koymak da belediyenin görevi.

Türkiye’de evindeki atıkları çöpe atmadan önce ayıran, ayırdıklarını da gıda atıklarının olduğu çöpler yerine geri dönüşüm için konulmuş kutulara atan kaç kişi var? Veya var mı?

Bir elin parmakları kadar mı ki? Düşünürüm...

*

 

Bu konuda fedakarlık yapmalıyız.

Nasıl mı?

Ufak bir şey için bir naylon poşet almak yerine eskiden olduğu gibi filenizi, bez torbanızı kendiniz taşıyın.

Pet şişelerde su içmek yerine cam şişenizi taşıyın.

Karton kutu gibi sandığınız, aslında plastik ve alüminyum olan ambalajlardan uzak durun.

Bunlar bizim yapacaklarımız. Ve üreticilerin ise yapması gereken, pahalı olan cam şişeyi depozito zorunluluğu ile ucuzlatabilmektir.

Ve en önemlisi de devletin önlemi. O da cam şişe kullanmayan, pet şişe ve kutu ambalaj kullanan firmalara çevreği kirletmeye ön ayak olduğu gerekçesiyle ek ‘çevre kirletme vergisi’ getirmelidir.

Yani, cezai yaptırımlar da içeren uygulamalar artık hayata geçmeli.

Pet şişeyi üreten, satan çevreyi kirlettiği için vergisini de paşa paşa vermeli...

 

 

Dip notlar;

 

Artvin direnişi...

‘Yayla’da direniş bir holdinge karşı...

‘Yayla’da direniş hırsa karşı...

Bu direniş tüm doğa severlerin direnişi...

Artvin Cerattepe Bölgesi'nde bakır ve altın madeni çıkarmak isteyen bir holdinge bağlı şirkete yönelik gibi görünse de bu direniş, doğasına sahip çıkan halkın direnişi...

Bir holdingin kar hırsına karşı; ağaçlarına, toprağına, suyuna, sahip çıkan halkın direnişi...

“Artvin Halkı Yenilmez, Cerattepe Geçilmez", "Her Yer Artvin, Her Yer Direniş" sloganlarıyla Artvin halkının haklı direnişi...

Haklı mücadelesi...

 

Küçümsemeyin...

 

Yazı yazmak için okyanus sahillerine giden bir yazar, sabaha karşı kumsalda dans eder gibi hareketler yapan birini görür.

Biraz yaklaşınca, bu kişinin sahile vuran denizyıldızlarını, okyanusa atan genç bir adam olduğunu fark eder. Genç adama yaklaşır:

-Neden denizyıldızlarını okyanusa atıyorsun?

Genç adam yanıtlar;

-Birazdan güneş yükselip, sular çekilecek. Onları suya atmazsam ölecekler.

Yazar sorar;

-Kilometrelerce sahil, binlerce denizyıldızı var. Ne fark eder ki?

Genç adam eğilir, yerden bir denizyıldızı daha alır, okyanusa fırlatır.

-Onun için fark etti ama...

Küçümsemeyin...

Hiçbir işi küçümsemeyin...

Kendinizi, hayallerinizi ve çabalarınızı küçümsemeyin...

Evet belki bir çok kişi için çok önemsiz gibi görünen bir iş, başkaları ve sizin için çok çok değerli olabilir.
 

 

Fıkra;

Temel zamanında otelde kalıyormuş.
Bazı yabancılarla tanışmış. Bunlardan birisi İngiliz, birisi Alman, Birisi Japonmuş. Temel bir gün bu yeni tanıştığı arkadaşları ile otelin bir yerinde toplanmış. Sohbet ediyorlarmış.
Bir ara Almanın telefonu çalmış ve telsiz gibi bir telefon çıkarıp konuşmuş.
Sonra İngilizin telefonu çalmış ve daha küçük el kadar bir telefon çıkarmış konuşmuş.
Sonrada Japonun telefonu çalmış. O da parmağıyla konuşmuş.
Bizim Temel de altta kalmamak için bir kaç sefer yellenmiş.
Temel’e yabancı arkadaşları "Ne yapıyorsun" demişler.

Temelde "Fax çekiyorum” demiş.

 

Günün sözü;

Her şey üstüne gelip, seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde, sakın vazgeçme, çünkü orası kaderinin değişeceği yerdir... Mevlana

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@