E. Helil İnay Kınay'ın 13 Mayıs 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

İzmir Fuar alanında, 12-14 Mayıs 2022 tarihlerinde Çevre ve Geri Dönüşüm Teknolojileri Fuarı gerçekleştiriliyor. Belediyeler, atık firmaları, üreticiler, tüketiciler, sektörün tüm paydaşları, Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi de fuar boyunca standlarında olacaklar ve çeşitli programlar ile atık sektörüne yönelik değerlendirmeleri paylaşacaklar. Bu kapsamda bardağın dolu ve boş taraflarını da paylaşalım istedim.

Çevre ve yaşam sorunları giderek büyüyor. Atıklar ve oluşturduğu çevre kirliliği yaşamlarımızı, sağlığımızı tehdit eden önemli bir problem. Kirlenmiş alanların çevresel rehabilitasyonu, atıkların bertarafı konusunda yaşanan sıkıntılar ve çevresel maliyetler de işin ekonomik boyutu olarak karşımıza çıkıyor. Kentlerimizde mevcut atık alanlarındaki olumsuzluklar, yeni atık tesisleri ile ilgili de toplumsal tepkiyi beraberinde getiriyor.

Atıkların kontrolsüz biçimde doğaya bırakılması; toprak, su, yeraltısuyu, hava kirliliğine yol açıyor; içerisindeki kimyasal ve tehlikeli maddelerin doğal ortama karışması ile yaşam döngüsü içerisinde canlılar üzerinde olumsuz etkiler yaratıyor. Yarattığı çevre kirliliği ve halk sağlığı probleminin yanı sıra; çöp değil, kaynak olarak değerlendirilmesi gereken atıkların kontrolsüz atılması ile önemli bir ekonomik değeri olan kaynağı da heba etmiş oluyoruz. Bu noktada; hammadde olarak kullanabileceğimiz atık kaynağı yerine; ilave maliyetler ile yeni kaynak kullanımı yoluna gidiyor, aynı zamanda atıklar ile kirlenmiş hava, su ve toprağı sağlıklı kullanabilmek adına ilave arıtma ve rehabilitasyon gibi çevresel maliyetleri ile karşı karşıya kalıyoruz. Bu da ekonomik bir yük olarak karşımıza çıkıyor.

Atık Yönetimi süreçlerini gerçekleştiremeyen ülkemizde; evlerimizde oluşan çöpleri sağlıklı toplayamıyor, değerli bir ekonomik kaynak olan çöpü kullanamıyoruz, oluşan atıklar kontrolsüz biçimde çevreyi kirletirken, hammadde olarak dışarıdan atık ithal etmemiz de tehlikeyi büyütüyor. TÜIK verilerine göre ülkemizde,  2018 yılında 32 milyon ton belediye çöpü oluşmuş. Bu miktarın çok büyük bir kısmı düzenli/ düzensiz depolama ile gömülüyor.

Kendi atığımızı doğru toplayarak, içerisindeki geri dönüşebilir malzemeleri hammadde olarak kullanması gereken sektör ise, bu süreç yürütülmediği için dışarıdan daha ucuza hammadde olarak atık ithalatı yapmayı tercih ediyor. Bir taraftan kendi çöpümüzü sağlıklı toplayamıyor, bertaraf edemiyorken, Avrupa’dan ithal edilen çöpün hammadde olarak kullanılmayan bölümü de atık yükümüze ilave olarak ekliyoruz. Atık Yönetimi süreçlerini gerçekleştiremeyen ülkemizde, evlerimizde oluşan çöpleri sağlıklı toplayamıyor, değerli bir ekonomik kaynak olan çöpü kullanamıyoruz. Oluşan atıklar kontrolsüz biçimde çevreyi kirletirken, hammadde olarak dışarıdan atık ithal etmemiz de tehlikeyi büyütüyor.

Avrupa İstatistik Kurumu (Eurostat) verilerine göre, Avrupa Birliği(AB)'nde  plastik ambalajların yüzde 78,5'i ayrı toplanıyor ancak bu miktarın yalnızca yüzde 41,5'i AB sınırları içinde geri dönüştürülüyor. Geri kalan bölüm, geri dönüşüm amacı ile farklı ülkelere gönderiliyor. Ancak geri dönüşüm amacı ile gönderilen ülkeler ve uygulamaları değerlendirildiğinde bu sürecin sonunun geri dönüşüm olmadığı ve atıkların kontrolsüz biçimde kirlettiği sonuçlarla  karşı karşıya kalıyoruz..

Dünyanın en büyük plastik atık ithalatçılarından Çin'in, 2017'de çöp ithalatını yasaklaması ile birlikte plastik atık ithalatında Türkiye öne çıkmaya başladı. AB verilerine göre; 2019 yılında Türkiye 11,4 milyon ton atık ile AB den en çok atık ithal eden ülke olmuştu. Ülkemizi, 2,9 milyon ton atık ile Hindistan takip ediyordu. 2020 yılında  AB ülkeleri, ürettikleri 32,7  milyon ton atığın 13,7 milyon tonunu ülkemize gönderdi. Türkiye, 2021 yılında da atık ithalatında liderliği kaybetmedi. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) verilerine göre; Türkiye'de geri dönüşüm oranı yüzde 12. Atık ithalatında lider olan ülkemiz, geri dönüşüm konusunda ise Avrupa'da son sıralarda.

Atık yönetimi ve geri dönüşüme dayalı hammadde üretim sektörü, çevresel ve ekonomik maliyetler açısından önemli bir süreç. Ancak kendi atığını toplayamayan, geri dönüşümü sağlayamayan ülkemiz, bu sektörün hammadde ihtiyacını sağladığı atık ithalatını giderek büyütürken, Bu noktada denetimsizlik ve yetersizlik, ülkemize giren atık miktarı, içeriği ve ortaya çıkan örnekler ile atık çöplüğü etiketimizi de büyütüyor.

Bu atıklara ait denetim süreçlerinin nasıl işlediği, atık olarak gelen malzemenin ne olduğu, neler içerdiği, hangi yöntemlerle nereye gittiği, nasıl kullanıldığı, tehlikelilik süreci ile ilgili verilere sahip değiliz.

Ülkemizde, sektörde hammadde olarak kullanılmak üzere ithal edilen atıklar ile birlikte nelerin ülkemize girdiğinden emin olabiliyor muyuz?

Atık geri kazanım tesislerinde yaşanan şüpheli yangınlar, sayılardaki artış kuşkuları büyütüyor.

Greenpeace'in  yayınladığı raporda, İngiltere'nin 2020'de Türkiye'ye ihraç ettiği plastik atıkların 210 bin ton civarında olduğu ve bunların bir kısmının yollara, tarlalara ve su kaynaklarına atıldığını veya yakıldığını tespit ettiği Adana ve Mersin’den görüntüler paylaşılmış; Çevre ve Şehircilik Bakanı tarafından, bu görüntülerin ortaya çıkması üzerine 152 tesiste denetim yapıldığını, 29 işletmenin faaliyetinin durdurulduğunu ve 32 işletmeye 8 milyon TL ceza uygulandığını açıkladı.

Söylenecek çok söz var. Atık yönetimine, İzmir’e, Harmandalı Depolama Alanı'na, çöpümüze bakmaya, konuşmaya, mücadele etmeye devam edeceğiz…

Mevzuatımıza göre; her türlü denetimi yapılmış, çevre ve insan sağlığı için risk oluşturmayacak önlemler alınmış, tehlikesiz nitelikteki atıkların ithalat, ilgili denetim süreçleri ile mümkündür. Ancak, bu sürecin sağlıklı işlediğini söylemek, yaşanan örneklere baktığımızda mümkün değil.

Ülkemizde yıllardır zorunlu olan Atık Mevzuatı kapsamında, atıkların kaynağında ayrı toplanması ve bertarafı sürecinde evlerimizde oluşan atıkların ayrılması noktasında yaşanan problemler, altyapı eksikliklerinin giderilmemiş olması, evsel ve endüstriyel atıkların ayrıştırılması, toplanması, geri kazanımı ve bertarafı noktasında sorumlu idarelerin gerekliliklerini yerine getirmiyor olmaları noktasında gerekli uygulama ve denetim süreçleri yürütülmediği sürece, Atık Yönetimi ve sağlıklı bir çevrede yaşam sürecinden söz etmek maalesef mümkün olmamaktadır.  Ne yazık ki bu noktada atık yönetiminin uzman meslek disiplini olan çevre mühendislerinin de istihdamı ve süreçlerdeki rolü çok yetersiz kalmaktadır.

Bu süreçlerde kişisel tüketim alışkanlıklarının yönetilmesi, atık azaltımı, kaynağında ayırma gibi çalışmalarda toplumsal farkındalık çalışmaları önemli bileşenlerden. Ancak toplumsal farkındalık ve uygulamalar tek başına yeterli olmuyor. Atık Yönetimi, konunun uzman meslek disiplini olan çevre mühendislerinin içerisinde olduğu bir planlama ve yönetim uygulamasının sisteminin diğer bileşenleri ile birlikte sağlıklı uygulanabilmesi, bu noktada da atığı üreten, yöneten her bileşene sorumluluklarını yerine getirmesi ile başarılı olacaktır.