30.04.2020, 21:10

Cuma Gününün Önemi Nereden Geliyor?

Değerli okuyucularım, Bugün, Mübarek Ramazan ayının ikinci Cuma gününü yaşıyoruz. İnşallah 8,15 ve 22 mayıs günleri de bu mübarek ayın diğer Cuma günlerini hep birlikte yaşayacağız.

Değerli okuyucularım,

Bugün, Mübarek Ramazan ayının ikinci Cuma gününü yaşıyoruz. İnşallah 8,15 ve 22 mayıs günleri de bu mübarek ayın diğer Cuma günlerini hep birlikte yaşayacağız. Ve tabi ki bu, C. Allah’ın izin ve müsadesi ile olacaktır. O bakımdan Allah-ü Teâla’ya “Ya rabbi! Bizleri, değerli okuyucularımızla birlikte, en hayırlı şekilde nice nice Cuma günlerine kavuştur” diye duamızı yapıyoruz. Ve Yüce Mevlâmızdan sağlıklar, hayırlı ve huzurlu ömürler diliyoruz.

İslâmiyet’de Cuma günlerinin önemi büyüktür. Kuran’dan ve Hadis’lerden anlıyoruz ki, Cuma günleri Müslümanların bayramıdır. Çünkü Cuma, insanların ibadetlerinin, dualarının kabul olacağı vadinin yapıldığı bir mübarek gündür. Böylesine mübarek bir güne kavuştuğumuz için şanslıyız. Onun için, Allah’a şükrediyoruz. Değerli okuyucularımıza tavsiyemiz, böyle bir mübarek günün faziletinden rahmetinden, merhametinden istifade etme fırsatının kaçırılmamasıdır. Bu fırsatı değerlendirmek isteyen bir Müslüman, eğer Cuma gününe sağlık ve sıhhat için de ulaşmışsa yapacağı ilk iş, Cuma namazlarına giderek, diğer Müslümanlarla birlikte bir araya gelmek, onlarla selamlaşmak, görüşmek, konuşmak, hoca tarafından okunacak hutbeyi dinlemek olmalıdır. Ve böylece, C. Allah’ın da emri olan diğer din kardeşlerimizle birlik ve beraberlik de sağlanmış olacaktır.

Bilmeliyiz ki, Cuma ibadetinin konulmasının sebebi, Müslümanların camilerde bir araya gelmelerini, toplu halde ibadet etmelerini sağlamak, Müslümanların birlik ve beraberliğini temin etmektir. Cumaların halk edilmesinin en önemli amacı budur.

Bilindiği gibi Cuma demek, toplanmak, bir araya gelmek demektir. Kuran Cuma Suresinde, “İşinizi, meşguliyetinizi bırakarak camiye koşun” derken, bu toplanmayı sağlamak ve cuma namazında bir araya gelecek Müslümanların, İslâm topluluğu içinde yer almalarını temin etmeyi istemektedir. İşini bırakarak Cuma ibadeti için camilere koşan kişiler, Allah’ın bu emrini yerine getirmiş olacaklardır.

Bu emre uyarak Cuma namazı için bir araya gelecek Müslümanlar, Cuma ibadeti vesilesi ile bir araya gelmiş ve camilerde birbirlerini görmüş, birbirleri ile tanışmış olacaklardır. Sürekli bu durumun devam etmesi hâlinde de Cuma cemaatı birbirine bağlanacak ve aralarında da bir kaynaşma olacaktır. Zaman geçtikçe hal hatır sormaya, birbirlerinin dert ve sıkıntıları ile ilgilenmeye, birbirlerine yardımcı olmaya başlayacaklardır.

Özellikle büyük şehirlerde İnsanlar birbirlerini hiç tanımazlar. Aynı apartmanda oturup da birbirini tanımayan,selamlaşmayan, komşusu öldüğü zaman haberi bile olmayan bir sürü insan vardır. İslâmiyet işte bunu istemiyor. İnsanlar inanç sahibi olsun, selamlaşsın, birbirine yardımcı olsun, kaynaşsın istiyor. Mesela İslâmiyet’te selamlaşmak sünnettir. Birisi selam verdiği zaman selamı almak, mukabele etmek farzdır. Komşusu aç iken tok yatan günahkârdır. Cumaların esas amacı bu görüş ve bu anlayıştır.

Bütün bunların sonucunda varılmak istenen de, Müslüman birlik ve beraberliğini sağlamak, kişileri topluma, toplumu da devletine, milletine bağlı hâle getirmektir,olması istenen budur. Daha da bir değişik söylersek, Cuma günlerinin, Müslümanların düşünce, inanç ve amaç birliğini sağlaması istenir. Bu bakımdan İslâmiyette, Cuma günlerinin önemi büyüktür. Bir araya gelen Müminlerin toplu halde ve bir bayram havasında Cuma günlerini kutlamaları istenir.

CUMA GÜNLERİ, ALLAH TARAFINDAN MÜSLÜMANLARA HEDİYE EDİLEN BİR GÜNDÜR
Bir yönü ile de Cuma günleri Allah tarafından, Müslümanlara tahsisi yapılan, hediye edilen bir gün olarak görülür. Diğer Semavi dinlerde de bizim cumamız gibi kutsal görülen günler vardır. Tevrat’tan öğrendiğimize göre Cumartesi günleri Yahudilerin kutsal saydıkları günleridir. İnançlarına göre Rableri Evreni altı günde yaratmış ve yorulduğu için de 7. gün olan Cumartesi gününü dinlenme ve istirahat günü seçmiştir. O bakımdan Yahudiler de Cumartesi günlerini kutsal gün sayarlar. Cumartesi günleri çalışmaz ve günlerini Rablerine ibadetle geçirirler. Hristiyanlar da Pazar günleri çalışmazlar ve o gün ibadet için kiliselere giderler. Onların mübarek ve kutsal günleri de Pazar günleridir.

Kur'an-ı Kerim’den, Hadis-i Şerifler'den anlaşıldığına göre Cuma günleri mübarek ve kutsal günlerdir. Ve Müslümanlara tahsis edilen, rahmetinin sonsuz olduğu günlerdir. Dünyada ve ahirette kurtuluşa, hayra kavuşmak istiyorsak, başımızdaki sıkıntıları atmak ve Allah’ın yardımını yanımıza almak istiyoryorsak, Cuma günleri camilerimize koşmalıyız. Cuma namazlarını kılarak Allah’tan yardım istemeliyiz. Varsa günahlarımız, varsa başımızda bir sıkıntımız, bir derdimiz, bunlardan kurtulma imkânını da yakalamış oluyoruz.

CUMA GÜNLERİ NİÇİN KUTSAL GÜN OLARAK GÖRÜLÜR ?
Cuma gününün kutsallığının en büyük nedeni, Cuma Suresidir. Anılan Sure’de, C. Allah, “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için nida edildiğinde Allah’ı anmaya koşun. Alış verişi bırakın. Bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. Namaz bitince yeryüzüne dağılın. Allah’ın lütfundan rızık isteyin. Allah’ı çok anın ki, kurtuluşa eresiniz. (Cuma-9,10) buyurarak Cuma gününün Müslümanlar açısından önem ve kutsiyetini haber veriyor. Yine aynı Surede, her Müslüman’ın camiye koşması istenerek, toplu bir şekilde Allah’ı anmaya, toplu ibadet yapmaya da davet çıkarılıyor. Ve sonuç olarak da bu tutum, kurtuluşa ermenin yolu olarak gösteriliyor.

Kur'an’da zikredilen tek ay, Ramazan ayıdır. Tek gün de Cuma günüdür. Bu bile Ramazan ayının ve tabi ki Cuma gününün önemini göstermeye yetecektir. Kur'an’da durum böyle olduğu gibi Hadisler’de de durum aynıdır. Hadisler’den bir, iki örnekle bunu anlatmakta yarar görüyorum.

Peygamberimizin bir Hadis-i Şerifinde: “Güneşin üzerine doğduğu günlerin en şereflisi, en itibarlısı, Cuma günüdür. Çünkü Cuma gününde, ilk insan Âdem yaratılmış, o gün cennete alınmış ve yine o gün Âdem, cennetten Dünyaya belli bir süre için gönderilmiştir.” (Müslim) buyurduğu ve Cuma gününü, günlerin en şereflisi ve en itibarlısı olarak gösterdiği görülüyor. Aynı zamanda da Cuma gününün kutsal sayılmasının bir sebebini de, Âdem (as)’in bugün yaratılmasına bağladığı görülür. İlaveten de Yine Âdem(as)’in cennete bugün alınması ve sonunda da bir süre için cennetten çıkarılması olaylarının da Cuma gününde olduğu haber verilerek Cuma gününün öneminin nereden geldiği bilgisi veriliyor.

Yine bir Hadis-i Şerifinde peygamberimiz, “Cumartesi Yahudilere, Pazar günleri Hristiyanlara, Cuma günleri de Müslümanlara verilen bir gündür.” (Riyadun-nasıhin) buyurarak, Cuma günlerinin, Müslümanlara ayrılan bir gün olduğunu da bildiriyor

Kur'an ve Hadislerden anlaşıldığı kadarı ile, demek ki Cuma günleri, Müslümanlara tahsis edilen bir gündür. Bu da, Cuma gününün kutsiyetini artıran en önemli nedenlerdendir.

İslâm uleması Cuma gününün kutsiyeti hakkında bu görüşler dışında, bazı Hadisleri baz alarak, kıyametin de Cuma günü kopacağını ileri sürerler. Bu anlayışı da, Cuma gününün kutsiyetini artıran bir neden olarak görürler.

ÂHİRETTEKİ CUMA GÜNÜNE YEVMÜL MEZİT İSMİNİN VERİLMESİ VE O GÜN OLACAKLAR
Bunlar dışında, Cuma gününün kutsiyetini artıran bir neden olarak da, Müslümanlar’ın ahirette Cuma gününün karşılığı olarak görünen ve Yevmül Mezid ismi verilen Âhireti Cuma gününde, C. Allah’ı seyredebilecek olmalarını da, Cuma gününün kutsiyetini artıran bir sebep olarak gösterilir. Yani İslâmiyetteki, halis kulların Cennette Allah’ı, Dünya günü olan Cuma gününe rastlayan o Yevmül Mezid gününde (Ahiret gününün Cuma günü) görebilecek olmaları da Cuma günüğnün önem ve kutsiyeti için bir ayrı sebep olarak gösterilir.

C. Allah Kur'an-ı Kerim’de, “Dünya’da Salih amel işleyenleri, cennetimle cemalimle mükâfatlandıracağım” buyurarak kullarına bir vaatte bulunmaktadır. İşte o vaat günü, Peygamberimizin ifadesine göre Cuma günü gerçekleşecektir. Âhirette ki o C. Allah’ın temaşa edileceği, Cuma’ya karşılık olan güne de, “Yevmül Mezit” günü ismi verilmiştir.

Cuma günlerinin, haftanın diğer günlerinden daha şerefli kılınmasının sebepleri olarak yukarıda zikredilen olaylar gösterilir. Ancak yine de kanaatimizce Cuma gününün kutsiyetini artıran en önemli neden, Cuma Suresinde bildirilen nedenlerdir. Ancak tabi ki İslâm ulemasının görüşlerini de bir tarafa bırakamayacağımız için o görüşlere de yer verilmiştir.

RAMAZANLAR VE CUMALAR SADECE ÂHİRETİ KAZANMAK İÇİN YARATILMIŞ DEĞİLDİR

Sırası gelmişken değerli okuyucularımıza, burada başlığımızdaki bu konuya da, Kur’an ve Hadisler'e dayanarak açıklık getirmek de yarar görüyoruz. C. Allah, Hak yolunda olan bir Müminin dua ile, vereceği sadaka ile, yapacakları iyilik ve yardımlarla pek çok dert ve kederden kurtulabileceklerini hatta ömürlerini bile uzatabileceklerini bildiriyor. Onun için diyebiliriz ki bugünler, Müslümanlara dünyasını da, ahiretini de kazanma fırsatı veren günlerdir. İnsanlar sadece ahireti için değil dünyadaki yaşamı için de hayırlı olanları dileme imkânını yakaladığı günler içindedir. Bunda bir şüphe yoktur. Çünkü insan önce dünyasını kazanmak zorundadır.

C. Allah, insanları önce dünyaya göndermiştir. Önce dünya yaşamı ile karşı karşıya bırakmıştır. Bu, herkesin gördüğü, bildiği bir gerçektir. Bu sebeple de diyoruz ki, ahirette, bu dünyadaki yaşam sonucu kazanılacaktır. Bu herkesin kabul edeceği bir durumdur. Onun için bir Müslümanın öncelikle, toplum içinde, kimselerden farkı olmayacak şekilde bir yaşamı, eş ve çocuklarını yaşatacak gücü bulması gerekir. Müslümanın dünyada iken de, önce itibarlı bir duruma gelmesi, bunun için de çalışması şarttır. Dünyasını Allah’ın istediği gibi kazanamayan, ahiretini de kazanamaz.

MÜSLÜMANLAR RAMAZAN AYINDA SADECE AHİRETLERİNİ DEĞİL  DÜNYALARINI DA DÜŞÜNMELİDİR

Müslüman ülkelerinin hemen hemen tümünde, bugüne kadar Müminler, sürekli olarak ahireti kazanmaya teşvik edilip gelmiştir. Kur’an’a uymayan bu tür yanlış yorumlarla Müslümanlar, dünyayı bir tarafa bıraktırılarak sadece ahiret için çalıştırılır hale getirilmiştir. Ve netice de dünya, dünyadaki gelişmeler gayri müslimlerin eline ve inisiyatifine terkedilmiştir. Sonuç olarak da Teknoloji, sanayi ve önemli ticaret konuları beğenmediğimiz ve kâfir olarak gördüğümüz o insanlara geçmiştir. Ancak bu tutum, Kur’an’a göre yanlıştır. Sadece Âhiret için çalışmak ve Dünyayı bir tarafa atmak, Kitabımıza uygun değildir. Hiç Şüpheniz olmasın ki, C. Allah’ın emri de, peygamberimizin emri de bu değildir. “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalış, yarın ölecekmiş gibi de ahiret için çalış” diyen Hz. Muhammed’dir. Peygamberimizin bu mübarek sözü, Peygamberimizin bu emri nasıl göz ardı edilebilir. Diyelim ki dünyayı, dünyadaki yaşamı bir tarafa attık ve sadece ahiret için çalıştık. Neticede ne olacağız: Dünyada sefil olacağız. Gavur diyerek beğenmediğimiz diğer din mensuplarının kulu kölesi olacak duruma geleceğiz. Akıl ve mantık sahibi bir insan bunu kabul edemez.

İslâm âlemi bugün, böyle yanlış yorumlar sebebi ile Hristiyan ve Musevi olan ülkeleri imrenerek seyreder duruma getirilmiştir. İslâm Dini gibi gerçekten çok yüce bir dinin mensupları olarak, Küffar diye kınadığımız bu ülkeleri taklit eder hâle getirilmiştir. Bu konudaki bütün kabahat, yanlış yorumlar yaparak, İslâm âlemini yanlış yollara sevk eden dini yorumculardadır. Yoksa bazı kasıtlı konuşan İslâm düşmanlarının dediği gibi kusur dinde değildir.

AHİRET DE, DÜNYADAKİ ÇALIŞMALARLA KAZANILACAKTIR

Allah’ın rahmet ve bereketinin bol bol verildiği bu mübarek Ramazan ayında ve içinde bulunduğumuz günler de Müslüman kardeşlerimiz, sadece ahiret kazancını değil dünyamızı kazanmayı, dünyamızda da hayırlarla, güzelliklerle karşılaşmayı düşünmelidir. Çünkü insanlar, Görünür görünmez sayısız kazalarla, dert ve kederlerle daima karşı karşıyadır. C. Allah’ın da, Peygamberimizin de emri bu yöndedir. O bakımdan bir mümin, Allah tarafından önce dünyaya gönderildiğini, yukarıda da bahsettiğimiz gibi, öncelikle toplum içinde sefil olmadan, kimseye muhtaç olmadan yaşayabileceği, eşini ve çocuklarını koruyup kollayabileceği, çalışarak onların rızkını sağlayabileceği yani öncelikle dünyada onurlu bir yaşam seviyesine gelmek zorunda olduğunu bilmelidir. Kur’an’ın emri budur. Ve Kur’an-ı Kerim bu görevi aile reisi olarak görevlendirdiği babalara vermiştir: “Çalışarak evini geçindirmekle de görevli olmaları sebebi ile erkekler, kadınların (Eş ve çocuklarının) yöneticisi ve koruyucusudur.” (Nisa-34) Bu Ayetten de anlıyoruz ki, mümin önce dünyasını düzenleyecek. Beraber yaşadığı diğer insanlar arasında, İşi ile, kazancı ile, mevkisi ile itibarlı bir konumda olacaktır, olmak zorunda olduğunu bilecektir. Yani insan, önce dünyasını sonra da ahiretini kazanacaktır. Erkeğin aile reisi tayin edilmesinin sebebi de, hem kendisini hem de ehlini Dünyada ve Âhirette o seviyeye getirmesi içindir.

Her gün kıldığımız beş vakit namazımızda, oturduğumuz sırada okuduğumuz Rabbena duasında “Rab’bımız bize, hem dünyada hem de ahirette güzellikler ihsan et ve ya rab’bîm, bizi dünyada da, ahirette de güzelliklerle karşılaştır.” diye günde beş vakitte, zikir ve duada bulunmamızın sebebi, dünya yaşamının da en az ahiret kadar düşünülmesi gerektiğinden, Müslümanın dünyasını da düşünmek zorunda olmasındandır.Yoksa Namazların nasıl kılınacağını hangi duaların okunacağını bize gösteren ve öğreten Sevgili peygamberimiz günde beş vakit bu duayı okutur muydu? Her gün 14 kere ”Allah’ım! Bize, Dünyada ve Âhret’de güzellikler ver, Dünyada ve Âhret’de güzelliklerle karşılaştır” dedirtir miydi? (Rabbena Âtina fiddünya diyererek okuduğumuz dua)

Aynı durum Kuran’da da mevcuttur. C. Allah Kuran’da: “Rabbimiz! Bize Dünyada da iyilik ver, Âhiret te de iyilik ver.” (Bakara-201) , “Allah’ın sana verdiği imkânlar içinde âhiret mutluluğunu kazanmaya çalış, fakat dünyadan da nasibini unutma.” (Kasas-77) diye bir ifade de bulunur muydu?

Kısacası hem Ayetler, hem Hadisler, dünya yaşamının bir tarafa atılarak sadece ahiret için çalışılması gerektiği fikrini vermemektedir. En azından her iki cihan için de eşit çalışılması gerektiği ama, diğer ayetleri de düşünürsek, önce dünya yaşamının kazanılması zorunluluğunu ve hatta Ahret’in de Dünyada kazanılacağının anlatıldığını görürüz. Ve yine tekraren söylersek peygamberimizin, “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalış, yarın ölecekmiş gibi de ahiret için çalış!” Hadis-i Şerifi'nin hiç unutulmaması gerektiğini söylememiz gerekecektir.

Böyle olunca, bütün bu duaların, Âyet ve Hadisler’in gösterdiği yol, sadece ahiret için değil, dünyadaki yaşantılarımız için de Allah’tan isteklerde bulunmak gerektiği şeklindedir. İnsanın sıkıntısı, hastalığı, başının belada olması, çok istediği ama bir türlü gerçekleştiremediği istek ve arzuları olabilir. Çocuğu için, eşi için kendisi için düşündüğü, gerçekleşmesini istediği şeyler elbette ki olabilir. Bütün bunların gerçekleşmesinin isteneceği bir aya, bir Cuma gününe, yani isteklerin geri çevrilmeyeceği böyle bir mübarek güne ulaşılmış olması, elbette ki, C. Allah’ın bizlere bahşettiği bir lütfudur. Demek istediğim budur.

Kadınlar niçin Cuma namazı kılmazlar?

Cuma namazı, Cuma suresinin 9. ayetine göre, erkek kadın ayırımı yapılmadan her mümine farz kılınan bir namazdır. Kadınlar, Cuma namazının farz kılındığı o ilk günlerde, bazı İslâm bilginlerinin bildirdiğine göre, Cuma namazlarını kılarlardı. Ancak peygamberimizden sonra, kadınlara Cuma namazlarının farz olmadığı görüşü ile onlar üzerinden Cumalar kaldırıldı. Ortada, Cuma namazının kadınlar üzerinden kaldırıldığına dair bir Ayet ya da Hadis de yoktur. Ancak buna rağmen Cuma ibadeti kadınlar üzerinden kaldırılmıştır.

Halbuki C. Allah’ın, Cuma namazının farz kılınması ile ilgili ayetinde, kadın erkek ayırımı yapılmadan herkese farz kılındığı zikri vardır: “Ey iman edenler (Kadın erkek ayrımı yok. Kadına da erkeğe de hitap var) Cuma günü namaza çağrıldığı (Ezan okunduğu) zaman, hemen Allah’ı anmaya(Cuma namazını kılmaya) koşun. Ve alış verişi bırakın. Eğer bilmiş olursanız elbette bu, sizin için daha hayırlıdır.” (Cuma-9) buyuran C. Allah, Bu ayetinde kadın erkek ayrımı yapmadan herkese farz kılındığını bildirmektedir.

Ayet-i Kerime’deki Cumaya çağrı çok açıktır. “Ey iman edenler” hitabı içinde kadın da erkek de vardır. Hitap hem erkeğe hem de kadına yapılmaktadır. Ancak toplu yapılması gereken Cuma ibadeti, İslâm ulemasınca kadının üzerinden kaldırılmış görünmektedir.

İslâm bilginleri, Kadının üzerinden Cuma ibadetinin kaldırılmasına gerekçe olarak, Arap lisanını göstermektedir. Arapça da kadınlara hitap, sadece kadınlara ait olarak görülür. Bu tür hitapların içinde erkekler bulunmamaktadır. Erkeklere hitabın içinde ise kadınlar da vardır. Arapça lisanının dil bilimcileri, Cuma suresinin 9. Ayetindeki hitabı içine kadınların girmeyeceğini iddia ederek Cumanın, kadınlar üzerinden kaldırılmasına sebep olmuştur.

Bütün İslâm ülkelerinde uygulama bu olduğu için yapılacak ve söylenecek bir şey kalmamaktadır. Ancak İslâm âlimlerinin bazıları bu uygulamaya karşıdır. Bence de bugünkü uygulama yanlış bir uygulama, yanlış bir yorumdur. Ancak bütün İslâm âleminde uygulama böyle olduğu için, değişme imkânı da ortadan kaldırıldığı için daha fazla konuşmak zait olmaktadır. Ancak tekraren söylüyorum ki bu düşünüş ve uygulama doğru değildir.

AYET

Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun; bilin ki O, kalplerin içindekileri bilmektedir.” (Mülk-13)

HADİS

Din güzel ahlaktır.” (Deylemi)

Yorumlar