19.07.2013, 21:00

Çuvaldız meselesi...

Son dönemlerde yaşanan olayların en çok zarar görenlerinden bir kesimi de hiç şüphe yok ki esnaflar...¶

Çatışmaların yoğun yaşandığı bölgelerde satışlar durma noktasında ve büyük sıkıntılar baş göstermiş durumda...

Kan kaybeden işletmeler tüm olumsuzlukların bir an önce bitmesini istiyor...

Esnaf ve Sanatkârlar Odası işletmelerini devretmek için yardım isteyenlerle dolu...

Diğer yandan ise çok daha önemli bir sorun var bana göre... Turizm...

Ülkemizde turizmin önemini düşünecek olursak olaylar son derece yıpratıcı...

Geçtiğimiz haftalar boyu nabız yokladığım sahil kesimlerinde turistin olmaması belki bize ‘olaylardan dolayı ülkemize gelmek istemiyorlar’ endişesi yaşatabilir ama daha da büyük sorun bana göre yerli turistin kendini çekmesi...

*

Batı sahil kesimleri meğerse İstanbullu akınına uğradığı için doluymuş...

Örneğin Çeşme...

Özellikle yoğun kalabalık ortamlarına alıştığımız sokakları, çarşısı bomboş ve tamamen üç beş kişinin gezmesi ile sükûnet havasında...

Bir arkadaşımla boş sahil kesiminin durumunu konuşuyor ve endişelerimizi paylaşıyorduk ki aslında birçok kişinin de aklında olan ve dile getirdiği bir cümle ile karşılaştım...

‘Bugüne kadar kazandıklarına saysınlar’...

Aklıma yıllar önce Çeşme çarşıda turistlere 5 bin liradan sattıkları deri ceketler ile kaybedilen turistler geldi...

Ve kazanç adı altında kazıklamak düşüncesinin nasıl da insanlarımızı kuşattıkları geldi...

Hemen akabinde de İtalya’ya yaptığım seyahatimde gözlemlediğim ‘ kazıklamak yerine memnun etmek’, ticaret yapayım derken göz çıkarmak, kese boşaltmak olmayan düşünce geldi...

Sonra düşündüm...

Acaba bugüne kadar ultra ultra fiyatlara sattıklarının ceremesini mi çekiyor ki bizimkiler...

Tabii ki durumun böyle olmasını kimse istemez, ama bir de o büyük çuvaldızı önce kendimize batıralım derim...

*

Sadece gezi parkı olaylarına bağlamayalım sahil kesimlerinde ki düşüşü...

Sadece ‘halk artık akıllandı’ yı görelim...

Sadece cep dolduranların kurnazlıklarını artık gördüğümüzü gösterelim...

Bir düşünce uğruna başlayan içsel ayaklanma evet birçok esnafı mahvetti...

Birçok kazancı alaşağı etti...

Birçok hayat yıkıldı ama bir de şu açıdan bakabilir miyiz acaba?

‘Biz zaten nereye gidiyorduk ki nereden döndük’...

Zaten dolandırıcılığın, düzenbazlığın ve kurnazlığın daha da çok arttığı, sömürünün dağlar kadar büyüdüğü bir düzende değil miydik?

Daha da beter durumlarda olmayacak mıydık?

Şimdilerde AVM’lerin sömürüsünü görmek mi dokundu size?

Bize dokunmadı emperyalizmin kuşattığını görmek bilginize...

*

E gelelim ağır vergi yüküne...

Yüksek işletme giderlerine...

Personelin sorunlarına, onların sömürülmesine...

Ağır para cezalarına...

Popülist politikalara...

Bunları da unutmayalım lütfen...

 

 

 

Dip notlar;

 

 

Evde bakım...

 

İzmir İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde yeşeren ‘Evde bakım koordinasyon kurulu’ ilk toplantısını yaptı ve ağır hastalar öncelikli olacak şekilde ilk etapta son aşamaya gelen kanserli ve kronik hastalara evde bakım hizmeti verilmesi yönünde karar verildi...

İzmir’de evde sağlık hizmeti alan 4 bin 650 kişi var...

Peki, evde sağlık neleri kapsıyor?

Hastane veya toplum sağlığı merkezlerine bağlı ekipler hastalara yatak ayarlıyor ve yürümekte zorluk çeken hastalar evinden alınarak hastaneye getirilecek... Hastalara heyet raporu çıkarılacak.

Ayrıca 112 benzeri bir hat kurularak yardım hızlanacak...

İŞKUR tarafından da hasta yakınlarına kurs verilerek bilinç arttırılacak...

SGK evde bakım yapan ekiplere destek nasıl sağlayacak öncelikle önemli bir konu bu bana göre...

Maddi destek verme noktasında neler yapılabilir?

Ciddi mesafe kaydeden bu çalışma umarım yolunda gider...

*

Torbadan ne çıktı...

Torba tasarıya göre doktorlara meslekten men kararını artık TTB değil, Sağlık Bakanlığı verecek...

Tartışma yaratacak hükümlerin bulunduğu yasa nelere gebe acaba?

 

*

Bahçeyle uğraş mutlu ol

İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre bahçeyle uğraşmak psikolojiye çok iyi geliyor ve mutlu ediyor...

Haydi bahçeye, haydi dikime...

Organik tarımda yanında hediyesi ona göre...

 

Fıkra;

Temel ile Dursun balık avlamaya çıkmışlar. Birinci gün hiç balık yakalayamamışlar, ikinci gün de hiç balık yakalayamamışlar, üçüncü gün bir kova balık yakalamışlar... Bunun üzerine Temel Dursun'a :

- Dursun bu yeri iyi belle, yarın da buraya geliriz, demiş.

Kıyıya vardıkları zaman Temel Dursun'a sormuş :

- Dursun yeri iyi belledin mi?

- Evet...

- Nasıl yaptın?

- Kayığın ucuna çarpı koydum.

- Ulan salak yarın bu kayığı kiralayacağımızı nereden biliyorsun?.

 

Günün sözü;

Sen, keskin ucu arayışında ilerlerken, arkandakiler çok ileri gittiğini düşünürler. Onlar keskin ucun çok gerilerinde kalmışken, sana ‘aşırı’ veya ‘deli’ derler. Oysa sonradan, bir kişinin deliliği, bir başkasının sağduyusu olabilir. -David Icke-

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@