14.09.2019, 06:20

“Damızlık Kızın Öyküsü...”

Margaret Atwood romanı...
 “Damızlık Kızın Öyküsü...”
“Biz iki bacaklı rahimleriz...”
 “Kadın, ‘bunaltıcı düşlerden uyandığı’ bir sabah, hiçliğe dönüşmüş olarak buldu kendini. Artık bir adı yoktu, düşüncesi, benliği, arzusu yoktu ama bir rahmi vardı.
Yaşamını kolonilere sürülmeden, öldürülmeden, damızlık kız olarak sürdürmesini sağlayan rahmi. Artık âşık olmayacaktı, sevmeyecekti, onaylanmış bir dilin ötesine geçmeyecekti. Duvarlara asılmış sıra sıra cesetler, tek gerçeğin savaş ve üreme olduğunu hatırlatıyordu. Özgürlük hatırlanmayacak kadar uzaktaydı.”
*
Margaret Atwood’un başyapıt niteliğindeki romanı.
Damızlık Kızın Öyküsü, onun feminist distopyası.
Bu distopya hep içinde yaşadığımız gerçekler.
Bu distopya geleceğe dair değiller.
Şimdiler.
*
Bu distopya içinde yaşadığımız durumlar...
Erkek egemen toplumlar...
Mahremiyeti kullananlar...
Muhafazakâr bir rejim içinde saklı kalanlar...
Üreme ile eşleştirilen kadınlar…
*
Örtüler...
Örtüler...
Örtülerin altına gizlenen kadın gerçekleri...
Kadın bedenleriyle egemen olan egolar...
Hepsi toplumda.
Hepsi içimizde.
Hepsi var.
Ve hepsinin gerçeği de bu romanda şekillendiği gibi bir öykü.
*
Nice öyküler taşır bu coğrafya.
Nice öyküler ile acılar şekillenir.
Saymakla bitmez.
Bize aşina gelen tüm gerçekler dillenir.
Ama saymakla bitmezler.
*
Hastalıklı kafalarla gezerler.
Hep ezerler.
Övünerek gezerler.
Nice gönül yıkıp geçerler.
Ama hep varlar.
Hep de acı verirler.
*
Bitmez bu coğrafyada sitemler.
Bitmez bu  coğrafyada iç çekişler.
Acı ağlayışlar.
Ağıt da yaksanız, çocuk evlenmesine sizler yine de sessiz çığlıksınız, çünkü meşrulaştıran zihniyetler daim atakta.
Bitmezler.
Bitirilmezler.
Çıkar biri dokuz yaşında evlenilir der hortlarlar.
*
Kadın damızlık gibidir gözlerinde.
Biz o damızlık kızın öyküsünü çok çokkk uzun zamandır yaşamıyor muyuz bu coğrafyada?
Biz bu öyküleri ekledik de ekledik. Satırlarca, düzinelerce.
*
Nice ‘Emine Bulut’lar, nice ‘Özgecan’lar yitirildi bu coğrafyada.
Nice bebeler ‘bebe’ aldı ellerine.
Onlar için özgürlük hatırlanmayacak kadar uzakta.
Ayakları daha sandalyeden yere değmeyen bebeler beyaza sarılarak ellere verildi. Ana kucağından ağlatarak, alınarak ellere verildi.
*
Ama ‘onlar’ yine övünerek gezerler.
‘Onlar’ yine övünerek söverler.
Cebi dolular, tek bildiğiniz kendiniz.
Tonla yanlış cebinizde.
*
Kimse bilmez başına gelmedikçe ‘acizliği.’
Kimse bilmez ki, kendini korumak zorunda kalmadı bir çaresiz ‘kadın’ gibi.
Kimse bilmez ki tacizle yüzleşen ‘çocuk’ gibi ezilmedi.
Kimse erkek egemen toplumda odalara hapsedilmeden bilemez ki şiddeti.
Ve kimse anlayamaz ana yurdundan, ana kucağından alınan ‘bebenin’ halini. Kimse anlayamaz okulundan alınarak koca eline verilenin dramını.
*
Dünya…
Dön, dön ama dönerken şiddeti, nefreti yakarak dön…
Dön, dön ama dönerken esen fırtınan dalları koparır iken, minik bedenleri koparmasın ana kucaklarından.
Dön, dön ama dünya, dönerken kadınlarımız, çiçeklerimiz solmasın.
Ölmesin.
*
Ve uyan ana!
Sen değiştireceksin ‘rahimiyetinle’ bu dünyayı…


Dip notlar;


Varoluş…
“Delirmekten korktuğunu söylüyor, varoluş, duruyor, vücut duruyor, durduğunu düşünüyor.
Nerden geliyor o?
Ne yapıyor?
Gidiyor, korkuyor.
Çok korkuyor, ahlaksız, istek. Bir sis gibi, istek, tiksinti, var olmaktan tiksindiğini söyledi.
Tiksiniyor mu?
Var olmaktan tiksinmekten yorgun.
Koşuyor.
Ne umuyor? Kaçmak için, kendini göle atmak için mi koşuyor?”

“Bulantı” eserinde, Jean ne güzel anlatmış varoluşun bir kısmını.
Bu anlatılan kısım kadınımızın korkusunu ve yaşanılan her ne ise kendine mal edip kendinden nefret etmesini bize ayna gibi göstermekte.


Ahlak...
Düşünün!
Hukuk ne ile var?
Hukuk felsefe ile var. Hukuk ahlak ile var. Ahlak, felsefenin bir alanıdır aslında.
Ahlaka neden vurgu yaptım?
Çünkü ülkemizde kadına, çocuğa, hayvana yapılan şiddet, taciz eylemleri içinde ‘ahlaksızlığı’ barındırdığından dolayı hukukun ahlakı ile olaylara bakabilmek gerekir.
Hukuk neden var?
Ahlak olduğundan.
Ahlak güce mi bakar?
Ahlak güçlüyü mü korur?
Zayıfı korur.
Âcizi, ezilmişi korur.
Kadınlar, çocuklar, hayvanlar, yaşlılar ve pek çok zayıf sınıftakiler ahlak ile hukukun üstünlüğü ve ahlakın değeri sayesinde korunabilmekte.
O nedenle, korunamıyorsa burada bir soru çıkar karşımıza. Soru da şudur:
Hukuk ahlaken nerede?
Ahlak sayesinde ancak şiddet ve kaba kuvvetten korunabiliriz.
Yani hukuk.
Beklediğimiz hukuk.

 Mutlu kalın…

Fıkra;
Nasreddin Hoca, kadılık yaparken bir gün bir ahbabı burnundan soluyarak gelmiş. Hasmı için söylemediğini bırakmamış. Sonra:
– Hocam, Allah aşkına söyle, demiş, haklı değil miyim?
Hoca ne yapsın?
– Haklısın, demiş.
Ahbabı sinirleri yatışmış olarak gitmiş. Onun hemen arkasından hasmı gelmiş. Bu defa da o başlamış atıp tutmaya, yok bana şöyle, yok böyle yaptı demeye. O da Hoca’ya sormuş:
– Haklı değil miyim?
Hoca:
– Vallahi çok haklısın, demiş.
Adam da sakinleşerek gitmiş. Tüm bunlara tanık olan Hoca’nın karısı bile bu işe şaşırmış kalmış.
– Senin kadılığında bir garip Hoca Efendi. İkisine de sen haklısın dedin. Hiç öyle şey olur mu?
Nasreddin Hoca hanımının yüzüne bakıp:
– Hatun, demiş, sen de haklısın!

Günün sözü;
"Kadınlık korunmaya muhtaç bir varoluş olmaktan çıkınca her şey olabilir" ‘Kendine Ait Bir Oda’, Virginia Woolf...

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@