29.12.2018, 06:02

Dayanışma...  


İnsanın, hayvanın ya da bitkinin; yani herhangi bir canlının gereksinim duyduğu her şeydir dayanışma.
Amaç bir canlının iyiliği için uğraşmaktır.
İhtiyacı gidermektir.
Hatta aracı olmaktır diğer tabirle.
Ahlaksal temellere dayanır ki saygı olmazsa olmazdır.
*
Bir topluluğu oluşturan bireylerin düşünce, duygu, merhamet ve ortak çıkarlarında birbirlerine karşı sorumluluklarıdır,  birbirlerine destek olmalarıdır dayanışma.
Dayanışma, çaresiz anlarda uzatılan bir eldir.
Hatta, söylenen iki kelimedir belki.
Belki sadece gülümsemedir.
 
*
İşte bu dayanışma için dernekler kurulur.
Vakıflar kurulur.
Sosyal yardım kuruluşları kurulur.
Büyükşehirlerde köylü dernekleri, Anadolu’nun dört bir tarafından gelen insanları bir araya getirir.
Kaynaştırır.
Memleketinden kopup gelenler özellikle dayanışmaya daha çok ihtiyaç duyar.
*
Ancak ekonomik şartlar da ki bozukluluklar artık insan ilişkilerine o kadar kolay yansıyor ki yardımlaşma, dayanışma gitdikçe küçülüyor, gittikçe çekirdekleşiyor.
Uyum sağlayamayan insanlar çareyi genellikle küçük guruplarda arıyor.
*
Dayanışmanın başka örnekleri de var ülkemizde.
Bu örneklerin bazıları aslında ayrımcılığa kadar da dayanıyor. İşyerine aynı köylünü almak, kendinden olanı desteklemek, kendinden olmayanı dışlamak gibi.
Ve o zaman da sorguluyoruz.
Köylünü destekle ama senden olmayanın suçu ne?
 
*
 
Bu nedenle senden olan desteklensin, olmayan desteklenmesin felsefesi ile yürüdüğünüzde çok ayrımlaşma ortaya çıkar.
Örneğin; ‘işçi sınıfı desteklensin, dayanışma içinde olunsun’ diyerek buna gönülden destek verdiğimizde, ‘memur’ da desteklensin diyebilmeli, hatta hatta ‘özel sektörde ezilenler’ de sonuna kadar desteklensin de diyerek tam gönülle çalışmalıyız. Bu olmazsa işte bahsettiğimiz ayırımlar otomatikman oluşur.
*
Ülkemizde ayrıca tek ezilenler işçi sınıfı emekçileri değil ki.
Hizmet sektöründe ki vasıfsız çalışanlar, hatta en fazla mağduriyeti yaşayan da onlar.
Aydınlar en doğru dayanışmanın işçi sınıfının dayanışması olduğunu söyler. Burada takılı kalınmamalı. Hizmet sektörü de es geçilmemeli. Orada ki dayanışma da oluşturulmalı, desteklenmeli, sağlanmalı.
*
 
 
Dayanışmada bize düşen rol ne?
Görev ne?
Bir ata’dan gelen söz vardır. ‘Tek çubuğu kırabilirsiniz. Ancak birbirine bağladığınız çubukları kıramazsınız.’
Biz de dayanışmayı birbirimize vicdanlı olarak sımsıkı yaparsak, birbirimize bağlanırsak zor dönem geçirdiğimizde kırılmayız.
Ayrılmayız.
Birleşiriz.
Bütün oluruz.
*
Herhangi bir problem karşısında ayakta kalabilmek için birleştiğinizi düşünün.
Kaç kişinin varını, yoğunu, güçlerini birleştirmesi darda kalanı hafifletmez ki?
Yürek burkan acılara bütünsel yaklaşımda acı hafiflemez mi?
Fiziksel, ruhsal farketmez.
Acılara birlikte göğüs germek hep beraber dayanmadır.
Kuru kalabalıklar bilemez bu dayanışmayı.
‘Bir elin nesi var, iki elin sesi var’ diyenler bilir.
*
Bir bakarsınız şu hayat çarkında bir yardım eli siz olabilirsiniz, ya da yardım edilen de siz olabilirsiniz.
Dayanışma içinde saygı tohumu vardır.
O nedenle, Türk toplumu bu konuda fazla hassas olmalı.
Eski hoşgörü ve dayanışma ile çevrili öz dünyamıza ancak bu şekilde dönebiliriz.

*
Fakat gerçekleri irdelersek.
Gerçek şu ki:
Yeri gelir yoksullara acır, yeri gelir sosyal medya da mangalda kül bırakmazsınız.
Ancak iş gerçekten bir ipin ucundan tutmaya gelince ortalarda olmazsınız.
Duygular nasıl da değişebiliyor değil mi?
*
Hep birileri hırsızlıkları konuşur, yargılar, söylenir durur.
Her şeyde fikir sahibidirler.
Akıl verirler.
Ancak iş bir şeyler yapmaya gelince kimseyi ortada bulamazsınız. İşte biz buyuz.
*
 
Kendi unutuğumuz yönlerimizi düzeltmemiz gerektiğini asla düşünmeden hareket eden varlıklarız.
Belki de düşünmek işimize gelmez.
Bir şekilde toplumun ferahı için çalışan, paylaşan yardımlaşanları da engelleriz.
Önünü keseriz. 
Ucu sana dokunmuyorsa hep sütten çıkmış ak kaşıksınızdır.
 
*
Zengin kesimden yoksul mahallelere kim gidiyor?
Paylaşım kim duyuyor?
Korkuluyor değil mi?
İşte bu sistem korku düzeni ile o dayanışmayı sildi attı kalplerden. Yerine korku ve güvensizlik bıraktı.
 
*
Bu nedenle; 2019 yılına sayılı gün kala  insanlarımız için en büyük dileğim eski dayanışma, yardımlaşma, hoşgörü ruhuna geri dönmeleri.
Ayrışmamaları.
2019 yılı öyle bir yıl olsun ki 2018 yılının tüm olumsuzluklarını, tüm kötülüklerini, tüm hüzünlerini, tüm ayrıştırmalarını bize unuttursun.
*
Nerede yaşam varsa orada umut vardır. O nedenle o umutla sevginin adını, şevkatini bize sunsun yeni günler.
O sevgi bestesinin tınıları yüreğimizde doyasıya hissedilsin.
‘Doğa’nın insana değil, insan’ın doğa’ya ait olduğunu hiç
unutturmasın.
*
Yüreğimizi her daim temiz ve ışıltılı tutarak bizi biz yapan değerlerimizi, hoşgörülerimizi, yardımlaşmalarımızı, merhametlerimizi, sevdiklerimizi hatırlatsın.
Bu umutlarla yeni yıla adım atalım ki, o umutlar 2019 yılında yeşersin, büyüsün, dallansın, budaklansın ve tek yürek olarak bizi sarsın...
 
Mutlu  yıllar...
 
 
Dip notlar;
 
Sınıf dayanışması...
Tarih aslında bir hatırlamadır. 
Önemli olan simgeler vardır.
İşte o simgeler aslında o safları da belirler.
Tarihin hataları vardır.
Ve ‘gelecek’ tarihin o hataları ile deneyim kazanır.
Zamanların bir çok devrimi  hataları ve sevaplarıyla, işbirlikleri ile  aslında bize dayanışmayı gösterir.
Sınıf dayanışmasını.
Sınıf savaşlarını.
Sınıf kimliğini gösterir.
Ezilen halklarla işbirliğini gösterir.
Çalışan sınıfların işbirliğini gösterir.
Dayanışmanın bir tarafı da budur.
Dayanışmayla ne de güzel şeyler oluyor değil mi?
 
27 Aralık Mehmet Akif Ersoy’un günüydü...
 
Türk şair, veteriner hekim, öğretmen, vaiz, hafız, Kur'an mütercimi ve siyasetçi Mehmet Âkif Ersoy.
Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ulusal marşı olan ‘İstiklâl Marşı'nın yazarı Mehmet Âkif Ersoy.
"Vatan Şairi" Mehmet Âkif Ersoy.
 27 Aralık onun günü.
 Anlamlı dörtlüğü bizi kendimize getirsin.
“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.”
 
Fıkra;
Fadime, Temel’e:
“Ula Temel dolaptan elma aşurduğuni gördüm,” dedi.
“Paylaşalum, hadü.”
Temel:
“Peki ama akşama annemdem işiteceğum azari da paylaşmaya razi olursan.”
 
Günün sözü; "Yoksulları kollayıp gözettiğimde, yedirip içirdiğimde bana aziz dediler. neden yoksul bırakıldıklarını sorguladığımda ise komünist..." Helder Camara
 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@