Dr. Turgay Bozoğlu'nun 3 Ağustos 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Ekonomi gündemi çok hareketli. Ülkemiz birçok sorunla boğuşuyor. Aslında hepsinin nedeni enflasyon ve dövizde yaşanan sıkıntılar. Toplumun birçok kesimi de bunlardan farklı olarak etkileniyor. Geçen hafta cuma günü İstanbul Sanayi Odası'nda Merkez Bankası Başkanı Şahap KAVCIOĞLU ve sanayiciler arasında gerilimli bir toplantı yaşandı. Gerilimin konusu da faizlerin yüksekliği ve stokçuluktu. Değerli iktisatçı Uğur GÜRSES, T24’de bu konuyu analiz eden nefis bir yazı yazdı. “Herkes sonuçları konuşuyor ama nedenleri görmezden geliyor” dedi. Tamamıyla katılıyorum. İnsanlarımızı hızla yoksullaştıran bir enflasyon sürecine girdik. Bu bir yangın ve biran önce söndürülmesi gerekiyor.

Bu yazıda yangını söndürmek için alınması gereken para ve maliye politikalarını yazmayacağım. Bunu daha önce yazdım. Birçok önemli iktisatçı bu konudaki düşüncelerini kamuoyuyla paylaşıyor. Giderek yoksullaştığımız ve orta sınıfın yok olduğu bu süreçte, kamu harcamalarında şeffaflık ve denetim süreci de izlenecek diğer politikalar kadar önemli.

Demokrasi seçimden seçime sandığa gidip oy vermek değil. Yaşamımızı ilgilendiren birçok konu oluyor. Bu konularda, seçilmiş veya atanmış otoriteler karar veriyor. Onların aldığı kararlar da bizi doğrudan etkiliyor. Vergiler, kamu harcamaları, yapılacak yol, okul ve hastaneler.. Yerel yönetimlerin aldığı kararları da buna eklemek lazım. Mahallemizde boş olan alana çocuk parkı mı yoksa halı saha mı yapılması iyi olur? Pazar yerine mi yoksa yeşil alana mı ihtiyaç var? Bu soruları ve alınması gereken kararları çoğaltabiliriz.

Gelişmiş demokrasilerde artık kamu harcaması ile ilgili her alanda katılımcılık öne çıkmaya başladı. Bazen halkın tercihlerini anketlerle sorabilirsiniz. Bu önemli ancak halkın yönetime katılması için yeterli değil. Burada sivil toplum kuruluşları devreye giriyor. Özellikle kamu harcamalarının takibi ve denetlenmesi  ile ilgili sivil toplum örgütleri. Bunlar,  gelişmiş demokrasilerde kamu otoriteleri tarafından da kabul görüyor. Özellikle bütçe ve kesin hesapların denetimi konusunda etkin rol oynuyorlar.

Biliyorsunuz, Ankapark konusu bugünlerde çokça konuşuluyor. Ankara’ya bir temapark yapılması gündeme geldiği zaman bunun, Disneyland projesi olarak yapılacağı söylenmişti. Yer olarak da Eskişehir yolu üzerindeki Ballıkuyumcu bölgesi işarete edilmiş. Bu söylentiyle birlikte o bölgede arsalar çok değer kazanmış. Epeyce de rant sağlayan olmuştu. Sonrasında nedense buradan vazgeçildi. Proje Atatürk Orman Çiftliği'ne taşındı.

O zamanki Büyükşehir Belediye Başkanı Melih GÖKÇEK, projeyle ilgili şunları söylemiş: “Disneyland, Ankara’nın en önemli projesi. Bu projeyle Ankara’da taksicisinden simitçisine kadar herkes kazanacak. Oteller dolacak. İş merkezleri hareketlilik kazanacak. Yıllık 6 milyon turist gelmesi bekleniyor. Disneyland’ın İstanbul ve Antalya’ya kayması için gayret sarf edenler var. ‘Biz zaten Disneyland yapacağız’ diyerek bizi ürkütmeye çalışıyorlar. İlk davranan Disneyland’ı alacaktır. Bir yer Disneyland’ı yapmaya başlayınca ikincisine kimse cesaret edemez. Disneyland’ı bir an önce yapmak ilk önceliğimiz olmalı”.

Bunun neresinden tutalım,  Disneyland diye başlayan proje standart bir tema parka dönüşmüş. Çok kıymetli bir yeşil alan katledilmiş. Kente hiçbir ekonomik katkısı olmamış. Halkın cebinden 801 milyon dolar harcanmış. Bu proje yapılırken halka sorulmamış. Çünkü siyasetçi halkın yararını halktan daha iyi biliyor. Hâlbuki kazın ayağı öğle değil. Almanya‘da Kiel diye  bir liman kenti var. Tarihi yüzyılı aşan bir deniz festivaline sahip. Olimpiyatlara talip olma fırsatı ortaya çıktığında kent halkına olimpiyatları isteyip istemedikleri soruluyor. Halk hayır diyor. Benim festivalim olimpiyattan önemli, bunun gölgede kalmasını istemiyorum, şeklinde bir tercih ortaya çıkıyor. Halkın tercihi siyasetçiden farklı, siyasetçi de halkın tercihine saygı duyuyor.

Bir de Ankapark’a harcanan paranın boyutu var. Bu sadece ülkemiz için değil, dünyanın her yerinde çok büyük bir para. Şu anda burası terk edilmiş ve söz konusu para çöpe atılmış durumda. Kamu kaynaklarının bir daha böyle hoyratça ve hesapsızca israf edilmemesi için bazı önerilerde bulunmak istiyorum. Aslında önerilerim Ankapark proje ve yapım aşamasında yapılması gereken ama yapılmayan hususları içermekte.

     *Kamu kaynakları ile yapılacak bu tür büyük projelerde dernekler, odalar vb. sivil toplum kuruluşlarının olabildiğince sürece dahil edilmesi gerekli. Birçok gelişmiş ülkede VAVEK (Vatandaşın Vergisini Koruma Derneği) benzeri kuruluşlar, hem bütçe sürecinde özellikle de harcamaların denetlenmesinde etkin görev almaktadır.

*Projelerde halkın talepleri dikkate alınmalı.

       *Avrupa Birliği Mevzuatına uygun bir Kamu İhale Kanunu kabul edilmeli (Kamu İhale Kanunu defalarca değişikliğe uğradı ve Kanun çıkarılma amacından uzaklaştı.).

       *Projelerin Sayıştay denetimi dışında da bağımsız denetime tabi tutulması ve raporların şeffaf bir şekilde halk ile paylaşılması sağlanmalı.

Yukarıda saydığımız önerilerimin yerine getirilmesi durumunda yeni Ankapark facialarının önleneceğine inanıyorum. Dünyada gerçekleştirilen yolsuzluk algı endekslerine göre ülkemizin sırası yıldan yıla düşüş göstermektedir. Temel nedeni olarak da şeffaflık, hesap verebilirlik ve dürüstlük ilkelerinden uzaklaşma olarak gösteriliyor. Bunun önüne geçmek ve taleplerimizi daha güçlü olarak kamu otoritelerine iletebilmek için, bireylerin ödedikleri vergilerin toplumun çıkar ve yararlarına uygun olarak harcanıp harcanmadığını takip etmeleri ve denetlemeleri gerekir.