Deniz patlıcanından ‘Karnıyarık’ olur mu?

Güncel 11.06.2021 - 09:39 11.06.2021 - 09:40

Küresel ısınma ve iklim tehdidi dünyanın başındaki en büyük bela.

Her geçen gün de başımıza yeni dertler açmaya devam ediyor.

Kendi elimiz ve ‘itina’ ile katlettiğimiz doğa bize sürekli yeni tokatlar vuruyor ama aklımız bir türlü başımıza gelmiyor.

Son olarak malumunuz müsilaj (Deniz salyası) sorunu dünyanın bir çok kıyı şeridini olduğu gibi ülkemizi de etkiledi.

Karadeniz, Marmara ve henüz ‘çok şükür ki’ kısmi olarak Kıyı Ege’yi vurdu.

*

Herkes yine deprem döneminde jeoloji uzmanlarına yaptığımız gibi pür dikkat çevre bilimcileri dinlemeye başladı.

Hepsinin farklı farklı görüşleri olsa da temelde birleştiği konu insan eliyle yok edilen ekolojik sistemin artık kırmızı alarm verdiğiydi.

Dünyadaki canlı çeşitliliğin en yoğun olduğu okyanusların, denizlerin bu salyadan çok olumsuz etkileneceği hatta bazı bölümlerde tamamen yaşamın biteceği endişesi dile getirildi.

SONRASINDA NE YAPTIK?
Buraya kadar her şey güzel işte insanlar bunu okumuş, dinlemiş öğrenmiş diyebilirsiniz.

O zaman soruyorum deprem sonrasında gazetelerin manşetlerine boy boy taşıdığımız, her dakika canlı yayınlarla televizyonda konuk aldığımız deprem uzmanlarından ne öğrendik?

İzmir’in atlattığı yüzlerce insanın hayatını alan, sevdiklerinden koparan 30 Ekim depremi sonrası kim evini depreme uygun hale getirdi? Kaç ev sahibi depreme uygunluk testi yaptırdı? Deprem sonrası hasar alan kaç yapı güçlendirildi?

*

En neticesinde bu müsilaj işi de böyle bir durum.

Okuyoruz, belki dinliyoruz araştırıyoruz ama yine de bir şey değişeceği umudunu ne yazık ki taşıyamıyorum.

Neden bu kadar karamsarım kısaca anlatayım.

Yaşanan bu çevre felaketinden sonra medyayı yakından takip ederseniz gündemdeki herkesin sorduğu suralar şunlar oldu;

Müsilaj olan yerlerde balıkçılık nasıl yapılacak?

Salyanın turizm sektörüne etkisi ne olacak?

Yabancı turist rezervasyonlarını iptal edecek mi?

Sahil şeridindeki lüks ev fiyatları nasıl etkilenecek?

Ben yukarıda aktardığım soruların içerisinde hiç okyanus yaşamı, çevreye etkileri, küresel ısınmanın durumu hakkında bir merak bulamadım.

Yani işin özeti biz konunun nedenini ya da çözümünü merak etmiyoruz yine insan bencilliğiyle işin ekonomisini merak ediyoruz.

UZAKDOĞULULARA ÇORBA
Tam da bu noktada sanki bu sorun yeterince büyük değil gibi işin yönetenler eliyle küresel ısınma ateşine bir kaç odun daha atıldı.

Ekosistemin en önemli canlılarından olan deniz patlıcanlarının avında kota yükseltildi.

Geçen yıl Tarım ve Orman Bakanlığı’nın özel izniyle denizlerden 2 bin 84 ton deniz patlıcanı toplanırken, 2021 yılı için 2 bin 500 ton deniz patlıcanının avlanmasına izin verildi.

TÜİK verilerine göre deniz patlıcanı avcılığı 2014 yılı ile 2018 yılları arasında 4 kat arttı.

Deniz patlıcanları Uzakdoğulular çorbasını seviyor diye usülsüz ve gereğinden fazla avlanıp bitirilmesine Marmara'da ve Ege'de izin verilir hale gelindi.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli geçen yıl 30 milyon Euro değerinde, 2 bin 84 ton deniz patlıcanının Uzak Doğu ülkelerine ihraç edildiğini açıklamıştı.

Yapılan hatalarla yaşanmaz hale gelen denizlerin kurtarılması için harcanacak bedelin de birileri tarafından açıklanması gerekir diye düşünüyorum.

Tıpkı yukarıdaki soruları soranlar gibi bu işin başında olanların da olaya ‘tamamen duygusal’ baktığı gerçeği gün gibi meydanda.

*

Dünyanın dibindeki dinamitin fitili git gide kısalıyor ve aklı başında bir ekolojik çevre yönetimi olmadıkça durum daha kötüye gidecek gibi duruyor.

Anlaşılan o ki deniz salyasıyla canlılar yok oluyor ama deniz patlıcanından ‘Karnıyarık’ olmuyor!

Yorumlar