Deprem uykudan uyandırdı ama aydınlanma, bilinçlenme, ataletten uyanma anlamında değil, bildiğiniz uykudan uyandırdı.

Dün sabah saat 7'de yataktan adeta fırladım, uyku sersemliğiyle rüya mı görüyorum acaba dedim, yok depremdi bu. Acaba artçı mı, devamı gelir mi, zaten günlerdir hava bir tuhaf, Afrika’dan gelen toz bulutu, lodos, rüzgar, fırtına, yağmur ne yapacağımızı şaşırdık, bir de üstüne deprem.

Şimdilik ucuz atlattık, artık bir dahakisine Allah Kerim. Böyle diyeceğiz ve yine uyumaya devam edeceğiz!

1999 büyük depremin üzerinden 22 yıl geçti, bir arpa boyu yol katetmedik. Bunu ben demiyorum, devletin kayıtları diyor, yerel ve genel yetkililer, yöneticiler söylüyor. Bir arpa boyu yol kat ettik diyenler bana örneğin İstanbul’un veya İzmir’in depreme dayanaklı olmayan kaç konutunun deprem yönetmeliğine  göre güçlendirildiğini veya kentsel dönüşümle yenilendiğini söyleyebilir. İstanbul’da veya İzmir’de bir tane bile dayanıksız bina kalmadı, diyebiliyor musunuz? 22 yılda bu dönüşüm yapılamaz mıydı? Bakın 30 Ekim 2020 İzmir Depreminden hemen 1 yıl sonra depremzedelere yeni konutları verilebiliyor. 22 yılda bütün Türkiye’de kentsel dönüşüm yapılabilirdi!

Halk arasındaki adıyla Kentsel dönüşüm yasası çıktığında İBB başkanı sayın Aziz Kocaoğlu’idi ve kültür merkezine dönüştürülen Havagazı Fabrikasında bu konuda geniş bir toplantı düzenledi. Ben de söz alarak yasadaki bir kelimeye dikkat çektim. Dikkat çektiğim kelime ‘veya’ idi. Kanunda ‘ve’, ‘de’, ‘veya’ kelimeleri çok önemlidir. İki cümle arasını ve ile bağlarsanız başka veya ile bağlarsanız başka anlam çıkar. Kentsel dönüşüm kanununda dönüşümü yapacak kurumlar sayılırken devlet yani Toki veya Belediye diye yazmıştı. Oysa buradaki bağlaç ‘ve’ olmalıydı. Toki veya Belediye dedin mi iki kurumu karşı karşıya getiriyorsun, görevi ortada bırakıyorsun, kim kaparsa onun olsun anlayışına terkediyorsun, birbirini desteklemek yerine siyasi mülahazalarla engellemek imkanı tanıyorsun. Oysa ve ile bağlasaydın cümleyi her iki kuruma da birlikte hareket etme görevi vermiş olurdun ve birbiri ile çatışmasını önlerdin.

Maalesef haklı çıktım. Yıllardır merkezi idare kimi yerleri ben kentsel dönüşüme sokacağım ama  yerel yönetimler engelliyor diyor, yerel yönetimler de ben kentsel dönüşüm yapacağım ama merkezi idare engelliyor diyor. Nasrettin Hoca gibi iki yetkili ve etkili çözüm kurumuna ‘Sen de haklısın, sen de haklısın’ diyelim  ama ortada bir gerçek var depreme dayanıksız konutta oturan vatandaş da haklı!

Oysa Anayasamızın da amir hükmü gereği devlet kurumları birbiri ile uyumlu, ahenkli, koordineli çalışmak zorunda, hizmetlerde engelleme değil çözüm merkezli olmalı, yasaların ardına dolanma değil özüyle ve ruhuyla uygulama yapılmalı.

Deprem ve kentsel dönüşüm konusunda vatandaşın da sorumluluğu var. Dünkü deprem bizi uyandırmadı, bir dahaki depreme kadar da uyanmayacağız.

Geçenlerde bir kentsel dönüşüm toplantısına katıldım, bakın anlatayım da vatandaşın konuya bakışını anlayalım.

Müteaahitlik bürosunda 5 katlı binanın sakinleri toplandı. Mühendis alternatifli hazırladığı iki projeyi projeksiyonla sundu. Yeni yapılaşmada belediye ticari imar ve bir kat daha veriyordu. Müteaahit son katı alıyor ve diğer katlar için hak sahiplerinden inşaat maliyetinden bir miktar istiyordu. Vatandaşın istemi neydi biliyor musunuz? Hem müteahhide hiçbir şey vermeyelim, hem de aynı metrekare konutu sıfır yapı, birinci sınıf malzeme ve anahtar teslimi alalım, mealinden istemde bulunuyordu.

Evet, konut hakkı Uluslararası İstanbul Habitat Kongresinde temel insan hakkı olarak tanındı. Devletler vatandaşına başını sokacak güvenli yapılar sunmak zorundaydı. Vatandaşın da bunu istemesi ve elini taşın altına sokması gerekiyordu.

Deprem uykudan uyandırdı ama, vatandaş uyanmadan, yani bilinçlenmeden, aydınlanmadan deprem sorunu çözülemez.