Av. Ahmet Tamer'in 27 Nisan 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

İzmir’de 30 Ekim 2020 tarihinde meydana gelen depremde 117 kişi yaşamını yitirmişti. Aradan geçen süreçte evleri yıkılan veya ağır hasar alan yaklaşık 80 bin yurttaş, halen dertli, halen sorunlarına çözüm bekliyor.

Bakan Murat Kurum'un yaklaşık 6 ay önce, 2022 yılının Nisan ayına kadar Bayraklı'daki tüm depremzedelere evlerinin teslim edileceğine ilişkin sözleri de havada kaldı.  TOKİ'nin anahtar teslim şeklinde inşa edip teslim ettiği evlerin bir kısmında ise elektrik ve su tesisatının bağlı olmadığı, asansörlerin çalışmadığı, bazı kolon ve duvarlarda çatlaklar ve yarıklar olduğu, bir çok eksikliklerin olduğu iddia edilmekte.

Evleri hasar kaydı sebebiyle yıkılan depremzedeler ise adeta müteahhitlerin insafına bırakılmış durumda ve yüzlerce arsada, binlerce hisse sahibi halen çözüm beklemekte. TOKİ tarafından yıkılan binaların olduğu arsalarda, anayasal güvence altında olan mülkiyet hakkını gasp edercesine, mevcut imar hakları 8 kattan 6 kata düşürülmüş ve inşaatlara başlanmış idi.  Yapılan bu işlem sonucunda, deprem öncesi arsalardaki mevcut apartmanlarda bulunan bağımsız konut ve dükkanların büyüklükleri küçültülerek yakın sayılarda bağımsız bölüm yapılması hedeflenmiş idi. Ancak, depremzedeler yeniden borçlandırıldı. Üstelik, eskisinden daha küçük konut ve dükkanlar için.  Bir düşünün, inşaat yapmak üzere tüm izinleri alınmış, denetimleri yapılmış, inşa edilmiş ve oturma ruhsatı alınarak binalarında ikamet ederken, depremde ağır hasarlı raporu alınan bir binanın kamu gücü ile yıkılmasından doğan zarardan vatandaş nasıl sorumlu olabiliyor?  Zamanında gerekli denetimleri yapmayan idare, depremden etkilenen tüm vatandaşlarımızın uğradıkları can ve mal kayıplarından, binalarda yaşanan her türlü hasardan esas sorumlu değil midir? Gel gör ki kamu ve idare kendi maddi sorumluluğunu vatandaşa yıkıyor, bedelini ödediği binalarına tekrar bedel ödemek zorunda bırakıyor.

DEPREMZEDELER RANTA VE SERMAYEYE TESLİM Mİ EDİLDİ?

 İktidar, İzmir depreminde gerçekten sınıfta kaldı. Anlaşılıyor ki onca konutu yapacak yeterli kaynağımız da yok, diyor. Diyor ama Şehir Plancıları Odası (ŞPO) İzmir Şubesi'ne göre, her bir depremzede yurttaşlarımızdan yeni konutları için talep edilen ortalama 400 bin TL bedel ele alındığında;

 - Osmangazi Köprüsü için 1 yılda ödenen yaklaşık 3 milyar 250 milyon TL garanti geçiş ücreti ile yaklaşık 8 bin bağımsız bölüm,

- İstanbul 3.Köprü ve Kuzey Marmara Otoyolu için 1 yılda ödenen yaklaşık 2 milyar 150 milyon TL garanti geçiş ücreti ile yaklaşık 5 bin 300 bağımsız bölüm

-Avrasya Tüneli için ödenen yıllık yaklaşık 391 milyon TL garanti geçiş ücreti ile yaklaşık 100 bağımsız bölüm

- Şehir hastaneleri için ödenen yaklaşık 8 milyar 700 milyon TL kira ve hizmet bedeli ile yaklaşık 21 bin bağımsız bölüm de yeniden inşa edilebilir.

Geçen hafta İyi Parti İzmir Milletvekili Müsavat Dervişoğlu da mağdur depremzedelerin sorunlarını meclis gündemine taşıdı ve Bakan Murat Kurum'a cevaplaması için 6 soru sordu;

-Sıfır olarak aldıkları evlerde yapım hatası tespit eden depremzedelerin TOKİ’ye şikayet başvuruları ne zaman sonuçlanacak?

-Deprem sonrası TOKİ’nin planladığı kaç bina projesi bulunmaktadır? Bu binaların kaçı bitmiştir? Kaçı yapım aşamasındadır?

-TOKİ’nin depremzedeler için yaptığı kira yardımı ve kredisiz ödeme desteklerinin akıbeti nedir?

-Deprem sırasında ve sonrasında evi yıkılan kaç vatandaşımız vardır? Evi yıkılan kaç vatandaşımızın mağduriyeti giderilmiştir?

-Yıkılan 24 konutlu Saraçoğlu Apartmanı’nın yerine 20 konutlu bina inşa edildiği iddiaları doğru mudur?

-Ev sahiplerinin kentsel dönüşüm kredi talepleri, alınan kredi miktarı, faiz oranları nedir?

Bu sorular cevaplanır mı, bilinmez ama depremzedeler mağdur, depremzedeler dertli…

Öz cümle ve nihayet; İzmir depremzedelerinin sorunları tabi ki bu kadar değil ancak en azından yaralarına bir merhem arıyorlar. Hem yerel hem de merkezi yönetimden mağduriyetlerinin giderilmesi için acil çözüm bekliyorlar. Hem insani hem vicdani hem de hukuki olarak haklı değiller mi?