14.10.2021, 15:54

Dikili’ye Varınca

Bugün bir tepeden bakıyorum güzelim Ege’ye! Aklımda Yahya Kemal’in İstanbul’a seslenişi... Dikili’de, Bademli yakınlarında, Hayıtlı’da güneş ilkin ufku sıcak renklerle ağırdan bezemeye duruyor. Sonra sanki ansızın düşüyor denize.

Adalar, yarımadalar, birbirini kovalayan koylar... Kıyıda denizyıldızı kalmamış. Deniz kestaneleriyle arkadaş yengeçler arada bir çevreyi kolaçan etmekteler. Tekneler sessiz, martılar da yok artık. Deniz masmavi; arada bozarıyor, turkuaza, laciverde kesiyor. Yağmurla serinledi ya pek hırçınlık düşmüyor bugün aklına, çarşaf gibi serilip gidiyor. Karşıda Midilli, sırtüstü uzanmış, sakin suların keyfini sürüyor. Sağa doğru yaslanınca Ayvalık, soldan Çeşme-Karaburun’uyla Yarımada gülümsüyor.

Ansızın bir zeytin ağacı yükseliyor denizin en mavi yerinden. Midilli’den bu yana inceden bir esinti taşıyor. Midilli’yi aklımıza, günümüz Yunan çocuk yazınının başarılı temsilcilerinden,iyi insan Fotini Fragouli yeniden yazmıştı. 2015’te. Sonra onca yazın emeğini, dostluğunu ve hasret dolu gülümsemesini, Rodos -İstanbul-İzmir-Salihli anılarını hepimize emanet edip çekildi aramızdan. Hem de epeyce erken. Onun ağacı bu; Denizdeki Zeytin Ağacı (Kuraldışı Yayınları, 2016)! Yeniden okumanın, zeytine yolculuğun vaktidir.

Sözü zeytine düşürünce Ayvalık’tan Orhan Veli’nin “Gemlik’e doğru/ Denizi göreceksin/ Sakın şaşırma!” dediği yöre serilmez mi gözümüzün önüne? Edremit dolaylarında Ahmet Uysal’ı Bülent Güldal’la konuşmaz mıyız?

***

Bir şiir vapurla, Mehmet Rayman’ın “boynu bükük kalmasın/ sokağından geçtiğimiz evler” (Beşik Sırtı, Klaros Yayınları) dediği yerlerden birinde, Ayvalık’tayım işte. Aklımda Ayvalık’a emeği çok Ahmet Yorulmaz, Cunda’ya varıp Turgut Baygın’ı buluyorum. Şiirle karşılıyor beni. Ayvalık için yazılanlardan yepyeni bir güldeste hazırlayan Gültekin Emre de gelmiş Almanyalardan. Bir cebinde şiir, ötekinde denemeler. Sözcük ve dizelerine eş kıldığı desen, renk, leke ve çizgileriyle Bedri Karayağmurlar epeydir orada zaten. Bir de yakasında ses bayrağımız, kucağında öykülerle FeyzaHepçilingirler’i bulmalı ki meclis tamam olsun.

Yarımada’ya, Çeşme’ye seslensek, omzunda fotoğraf makinesi, yanında çizer Murteza Albayrak, koşar gelir Cavit Kürnek. Hem kadrajına alır hepimizi hem de en yenisinden (çoook eskilerden) bir öyküsüne davet eder. Çeşme’den İzmir’e bir tanıklığa ortak oluruz.

Güneş iyiden iyiye hissettiriyor kendini. Sabah, buradayım diyen serinlikten eser yok, hava ısındı. Balkon kapısıyla ana kapı arasında mekik dokuyan kedilere üç beş lokma bir şeyler veriyoruz. Nasıl teşekkür edeceklerini bilemiyorlar. Kediler deyince aklıma bir, her kediye (nasıl yakıştırdığı bilinmez) adıyla seslenen Tarık Dursun K. düşüyor; bir de bahçesinde özellikle engelli kedilere bakan, onlara da şiirlerle seslenen Timuçin Özyürekli.

Dahası da var. Oturacağınız eve, sakini olacağınız sokağa karar vereceğinizde de ilkin onlara bakmalısınız. Kedileri, sizden korkup uzaklaşıyorsa o sokakta karar kılmadan önce bir kez daha düşünün.

***

Dikili; dönemin belediye başkanı Osman Özgüven’in, edebiyatı kılavuz bilerek “emek, barış, demokrasi” dediği, 12 Eylül karabasanında geniş soluklar sunan sığınak.

Dikili’ye gelip de anılar, öyküler eşliğinde Lütfiye Aydın’ın bir kahvesini içmemek olur mu? Çifteler Köy Enstitüsü ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünü bitiren öğretmen Tahsin Yücel birbiri ardınca gelen kitaplarıyla çaya bekliyor. Ferda İzbudak Akıncı’ya da kente varınca ses vereceğime dair sözüm var, unutmadım. Bir öykü boyu soluklanırız orada da...

Çandarlı’da, Muzaffer Sarıgül’ün dizeleriyle koyarız artık güne noktayı.

***

Bir kenti, yöreyi, köyü, mekânı “içeri”den tanımaksa hevesimiz -gezip görmek de kıymetlidir ne ki- orayı yazanlara kulak vermeli, ille ki onlarla yaren olmalı derim. O kurgu/ oyun içinde ne denli yakıştırma olsa da kahramanlar, ora insanının halleri siner kişiliklerine... O kentin sokakları, yapıları, sokak lambaları, kedileri, sokakta kalmışları; terk edilmişliği, bir başınalığı, kalabalığı; hüznü, ağrısı, kederi, sevinci... dolaşır öykünün bir yerinde, romanın her köşesinde. Değilse o yöreye sizi, eviçlerine uzandığını sandığınız yollar götürmez!

Demem o ki bir kentin yüreğine varmak isteyeni oraya ancak sanat, edebiyat taşır. Sanat insanlarıyla anılmıyor, konuşulmuyorsa kentler, onlar için ne duysanız eksiktir.

Ondandır Karaburun’un çiçeklerinin en güzel Berin Taşan şiirinde kokması, Ayvalık’ta en güzel denizin Feyza Hepçilingirler’in öykülerine saklanması. En güzel Bergama hallerinin Ferda İzbudak Akıncı’da, aşkın ayışığının Halim Yazıcı’da oluşu da öyledir.

Yorumlar