20.08.2021, 07:00

Dimağ ve Vicdan

Atatürk "dimağ" ve "vicdan" sözcüklerini yazılarında çok büyük sıklıkla kullanmıştır. Atatürk, dimağ ve vicdan kelimelerini genç subaylığında, üst düzey kumandanlığında, İstiklal Savaşı sırasındaki devlet adamlığına dönüşümünde ve Cumhuriyet döneminde sürekli olarak kullanmıştır. O, bu kelimeleri bu kadar sık kullanmışsa, bu kelimelerin anlaşılması ve kavranması gerekmektedir. 

"Dimağ" bugünün Türkçesinde yaygın olarak kullanılmayan hatta anlamını yitiren bir sözcüktür. Dimağın en iyi tercümesi, bir kişinin kendisini ve çevresini anlamak için kullandığı düşün veya yüksek düşünsel faaliyetler olarak sunulabilir. Atatürk akıl ve fikir terimlerini de çok sık kullansa da bu terimler zaten dimağ ifadesinin kapsamına girmektedir. "Dimağ" derin ve geniş bir terimdir. Aklı ve düşünceyi kapsar; ama bunlardan daha derin bir düzeydedir. Ne yazık ki, dimağın transliterasyonlarının veya tercümelerinin büyük kısmı, modern Türkçede "beyin" olarak karşımıza çıkmaktadır; beyin, dimağın anlamını aktarmaya yeterli değildir. 

Bu nedenle, Atatürk'ün yazdığı eserleri okurken, "dimağ" kelimesinin gerektiği şekliyle değerlendirilmemesi, onun aklının anlayış derinliğini anlamak için yeterli olmayacaktır. Atatürk mütevazı bir geçmişe sahiptir ve kariyerinde ilerlerken, başarılarını başka kişilerle olan bağlantıları veya ailesi sayesinde kazanmamıştır. Sahip olduğu başarıya, askeri okulda erişmiştir. Yaşamı boyunca, aklını, düşününü geliştirmiş bu arada toplumu ve başkalarını da aynı şeyi yapmaları için zorlamıştır. Okuma yelpazesi çok geniştir; askeri, bilimsel, edebi, felsefi her türlü okumada bulunmuştur. Görünüşe göre, ne kadar çok sorumluluk aldıysa, aklının sınırları o kadar genişlemiş, çalışmaları o kadar sistematik hale gelmiştir. 

Öyleyse, "vicdan" nedir? Şemseddin Sami'nin 1899-1900 yıllarında yayınlanan "Kamus-i Türki" adlı sözlüğünde, "vicdan" veya "vicdani" kelimesi şu şekilde tanımlanmaktadır. “Kalpte, iyilik yapmaktan zevk, kötülük yapmaktan ise, az duyan algılanamayan his". Şemseddin Sami, vicdan kelimesinin bu anlamının Türk dilinde nispeten yeni olduğu notunu düşmüştür. Atatürk'ün yazılarına bakıldığında, Atatürk Libya'da savaşırken, Mayıs 1912'de arkadaşı Salih Bozok'a, ünlü mektuplarından birini yazmıştır. Bu kısa mektupta, Atatürk iyi bir subay olmayı istediğinden ve diğer subaylardan, fedakarlıklarından ve vatan için hayatlarını riske atmalarından ne kadar ilham aldığından bahsetmektedir. Bu mektupta, Atatürk "vicdan" veya "vicdani" kelimesini altı kez kullanmıştır. Açıkça görüldüğü gibi, Atatürk kendi benliğine baktığında, vicdan önem taşımaktadır. 

Ancak, "dimağ" ve "vicdan" kelimesinin bize getirdiği zorluk, bu terimlerin soyut olmaları sebebiyle, bireyler tarafından anlaşılmalarının zorluğudur. Buna karşın, bu terimler insan olarak kim olduğumuzu tanımlamaktadır. Dolayısıyla, Atatürk'ü anlamak için, "dimag" ve "vicdan" anlayışının analiz edilmesi gerekmektedir. 

Atatürk'ün Sofya'da teğmen iken kaleme aldığı çok önemli bir eser olan Zabit ve Kumandan ile Hasbıhal'ini ele alan, İngilizce herhangi bir kaynak yoktur. Bununla birlikte Türkçede dört farklı versiyonu basılmıştır ve bunların birkaçında çok ciddi hatalar bulunmaktadır. Oysaki bu Atatürk'ün çok önemli bir eseridir. 1914’de yazılan ve 1918’de yayınlanan "Zabit ve Kumandan ile Hasbıhal" isimli küçük kitapçıkta Atatürk; dimağ ve vicdanın savaş mesleğindeki önemini analiz etmiştir. 

Bir ordunun makineye benzediğini, ama hem büyük hem de küçük birimlerine yönlendirme sağlayanın, bu ordunun canlı üyelerinin dimağ kuvveti olduğunu yazmıştır. Bu nedenle, savaşı öncelikle ve en önemli düzeyde zihinsel, düşünsel bir çaba olarak ele almıştır. Cesaretin, güçlü ve eleştirel düşüncenin yerini asla alamayacağını söylemiştir. Aslında, düşünmeden cesaret gösteren ve hem kendisinin hem de biriminin başını belaya sokan bir ordu mensubunu örnek olarak göstermiştir. 

Zabit ve Kumandan ile Hasbıhal'de Mustafa Kemal, savaşı beklenmeyen ve eşsiz olaylardan oluşan bir büyük olarak görmüş, kanunların ve usullerin her duruma hükmetmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir. Ordu mensuplarının inisiyatif göstermesi gerekmektedir; ancak, astlarını inisiyatifi ne zaman ve nasıl alacaklarını bilecek şekilde eğitmek yine bu kişilerin görevidir. 

Derslikler yeterli değildir; birimlerin içindeki eğitim çok daha önemlidir ve aklı dimağa ulaşacak şekilde eğitme sorumluluğu yüzünden, Atatürk subaylardan bölük babası olarak bahsetmiştir.
Bölük babası kavramının ardında yatan; eğitimcilik, öğreticilik fikridir. Daha sonra ise, Atatürk'ün millet babası olduğu -Türklerin atası- olduğu söylenebilir. Onun eğitimci rolü de burada ortaya çıkmaktadır. Cumhurbaşkanının bir kara tahta önünde, özellikle bir harfe işaret ettiği o ayrıntı çok önemlidir. Hasbihal'de, Atatürk seda-i vicdandan -vicdanın sesinden- ve vicdani kelimesinden -vicdanın görevinden de bahsetmektedir. Vicdan, bir ordudaki bireyleri yüksek ideale doğru hareket etmeye iten bir güçtür. Özelinde, subay Atatürk için Hasbihal'deki vicdan, profesyonel mükemmellik, onur, görev bilinci, cesaret, fedakarlık ve yurtseverlik gibi değerlerden oluşmaktadır. Yaşam, bireylerin hep daha yüksek düzeylere ulaşmasını gerektirir; bir ordu, hayvan sürüsü olarak değil, onurlu bireylerden, ulusun oğullarından oluşan bir grup olarak yönetilmeli ve yönlendirilmelidir. Bölük babasının ardındaki düşünce budur. Bölük babası, onurlu bireyler yetiştirir. Atatürk, kumandanın bölüklerinin ruhunu, isteklerini ve ahlaki niteliklerini kendinde sunarak ve bunlara ilham vererek motive etmesi gerektiğini belirtmiştir. Cumhurbaşkanlığında, o da aynısını yapacaktır. 

Yazının diğer bölümünü haftaya sunacağım. Hepimize sağlam bir dimağ dilerim…

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@