Çok enteresan günler yaşıyoruz. Döviz kurları bir anda çıktı ve sonrasında çakıldı. On dört Aralık’ta 14,38 olan dolar 16 Aralık’ta 16,27’ye, 20 Aralıkta 18,28 çıktı ve 27 Aralık’ta 11,40’a düştü.

Bu nasıl bir seyir böyle. İnsanın başını döndüren bir durum. Bir ülkenin ulusal parası bir günde böyle asansör gibi iner çıkar mı? Bu hareketlenmelerden kimler kazandı, kimler kaybetti? Kimlerin haberi vardı? Madem dolar 11,40 olacaktı da neden 18,00’e çıktı ve sonra düştü? Bu soruların yanıtlarını muhtemelen kamuoyu şimdilik alamayacak.

Şimdi bazıları ve bir kısım medya dolar 18’den 11.40’a düştü diye seviniyor. İsterseniz son bir yılın bilançosunu bir çıkaralım.

Geçen Aralık ayında 7.58, Temmuz’da 10,38, Kasım’da 11,13 olan dolar geçen yıl Aralık ayına göre lira karşısında 3 lira 82 kuruş yani yüzde 50 oranında değer kazanmış, doğru bir ifadeyle lira bu miktarda değer kaybetmiş.

Döviz kuru tüm yıl boyunca özellikle de Aralık ayında yukarı doğru bir seyir izlerken tarımda kullanılan gübre, tarım ilaçları, veteriner ilaçları, tohum, yem, mazot gibi girdilere kur ve enflasyon artışının üzerinde zamlar yapıldı. Kur ve enflasyon oranında zam yapılması Türkiye tarımı için normal. Çünkü çiftçilerin kullandıkları mazot, gübre, tohum, ilaç, yem katkı maddeleri, veteriner ilaçları genellikle yut dışından ithal ediliyor. Ancak üretim aşamasında girdi maliyetlerinin yüksek olması, tarımsal üretimi en çok tehdit eden unsurlardan biri olarak karşımıza çıkıyor.

YA GİRDİLER...

Gıdalardaki fiyat artışları dolar 18 değil, 12 lira seviyelerindeyken yapıldı. Dolayısıyla gıda fiyatlarının düşmesi beklenmemeli. Ancak kamuoyunu teskin etmek için bazı gıda ürünlerinin fiyatlarında bir takım göstermelik düşmeler görülebilir. Asıl gıdaların üretildiği bitkisel ve hayvansal ürün girdilerinin düşürülmesi ve döviz düştüğü için azalan akaryakıt fiyatlarının pompa fiyatlarına yansıtılması gerekiyor ki fiyatlar azalsın.

YANLIŞ KALKINMA MODELİ…

Gıda fiyatları ile de ilişkili olduğu için söyleyeyim, şu anda yaşanan krizin 2001’deki ile ilişkisi bulunmuyor. Bugün Türkiye’de yaşanmakta olan ekonomik kriz, 2001’den farklı olarak birçok “camdan sütunun” hepsinin birden devrilmesiyle meydana geldi. Dış borçla ve sıcak parayla dönen ancak “üretime değil inşaata dayalı” ekonominin sonucunda gittikçe artan cari açık, yüksek enflasyon ve yüksek orandaki işsizlik bu krizi yapısal hale getirdi.

Kısacası dışarıdan gelen para ve içeride satılan kamu mallarının ederi yüksek teknoloji ve buradan elde edilecek ürünler ile başta tarım-tarıma dayalı sanayi olmak üzere üretime yatırılsaydı bugün bunlar yaşanmazdı. Kısacası başkalarının parası harcandı ve şimdi de ödeme zamanı geldi.

GÜÇLÜ YANLAR…

Aslında iyi ulusal politikalar uygulayarak; tekstil-deri, süt ve ürünleri, et ve ürünleri, salça, konserve, dondurulmuş gıdalar, un ürünleri, zeytin-zeytinyağı, diğer yağlı tohumlar, arıcılık ürünleri, meyve suları, kurutulmuş-yaş sebze ve meyveler konularında Türkiye’nin dünyayla rekabet edebilme şansı bulunuyor.

Bir de konuyu sadece rekabet etmek ve ülkeye döviz kazandırmak olarak da okumamalıyız. Daha da önemlisi üreterek, ülkenin gıda egemenliğini ve üretim hafızasını yitirmeyeceğini de düşünmemiz gerekiyor.

Bu derece önemli olan tarımın anlattığım fonksiyonları yerine getirebilmesi için çiftçilerin ne olursa olsun desteklenmesi ve devlet politikası olarak kooperatif-birlikler şeklinde bir araya getirilmesi gerekiyor.

Bizden söylemesi.

Bu arada yeni yılınızı kutlar, yeni yılın dünyaya barış, sizlere huzur, esenlik ve mutluluk getirmesini dilerim…