Prof. Dr. Harın Raşit Uysal'ın 31 Mayıs 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Bunu neden yazdım? İroni olsun diye. Aslında o kadar konuşacak şey var ki... Konuşulacak ve yazılacaklar, maalesef yetiştiricinin hep aleyhine. Yıllardır sorunları birikerek yumak olmuş, çözülemiyor  ya da çözülmek istenmiyor.  Aslında çözülür ancak bunun için irade gerekiyor.

Sorunların anası, bütün tarım ürünlerinde olduğu gibi maliyetlerin yüksekliğinde. Maliyetler içerisine giren yem katkı maddeleri, veteriner ilaçları, sağım ekipmanları, hijyen malzemeleri ithal ediliyor ve fiyatları döviz kuruna bağlı,  yani döviz artınca yükseliyor düşünce azalmıyor.

ÇİĞ SÜT ZAMLARI MALİYETLERE YETİŞEMİYOR…

Mazot ve elektriği yazmadım farkındaysanız. Bunlar tarımdaki en büyük maliyet kalemleri oldular artık. Son bir yılda mazota yaklaşık yüzde 400, elektriği de yüzde 300’lere varan zamlar yapıldı. Dolayısıyla bu maliyetler altında, hayvan yetiştiricisi zor günler geçiriyor. Bu zamlara 2022 yılında her ne kadar üç kez güncelleme yapılmasına karşın çiğ süt fiyatları bu oranda artmadı. Bu da sektörün en büyük sorunu olarak karşımızda duruyor.

Süt üretiminde sürdürülebilirliğin sağlanması için yem ve çiğ süt fiyatları arasında bir dengenin olması gerekiyor. Bu nedenle kalıcı çözüm için maliyet ne olursa olsun, üreticinin 100 litre süt sattığında bununla en az 130 kilo yem alacağı şekilde piyasanın düzenlenmesi gerekiyor. Son yem fiyat artışlarıyla bir kilo sütle bir kilo yem dahi satın alınamıyor. Bire 1.3 ile yetiştirici geçimini sağlarken yatırım yapması için oranın bire 1,5 olması gerekiyor. Yani 100 kilo süt sattığında bununla 150 kilo yem alması gerekiyor.

NEDEN SAĞSIN Kİ?

Sahaya baktığımızda bu durumu göremiyoruz. Nasıl ki bitkisel üretimde köylüler “üretmemenin maliyetini” hesaplıyorlarsa hayvancılık için de aynı durum geçerli.

Bir kısmı üretimi bırakırken ne olursa olsun devam etmek zorunda kalanlar ayakta kalabilmek için faizli kredi kullanmak zorunda kalıyor. Daha sonraki dönemlerde fiyatlar düzelse bile geçmişte kullanılan kredilerin faizleri ödenemez hale geliyor ve üreticinin kazancı kredilere gidiyor. Bu durumda ineklerini satıp kurtulmak istiyorlar ancak alıcı da bulamadıkları için yavru veren ineklerini kesime gönderiyorlar.

DEPOLAR DOLU…

Sanayicinin penceresinden bakıldığında da çiğ süt maliyeti arttığı için ürün maliyetleri de artıyor ve süt ürünleri fiyatları yükseliyor. Bu durumda, şu anda zaten dolu olan depolar yakında taşmaya başlayabilir. Tüketici gelirleri düşük, süt ürünleri fiyatları yüksek olduğu için yani gelirler süt ürünleri fiyatları kadar artmadığı için talepte daralmalar olabilir ve sanayicinin çiğ süte olan talebi azalabilir. Bu da süt sanayicilerini krize sürükleyebilir.

Diğer yandan, ürün fiyatlarının artması talebi azaltacağı gibi hileli süt ürünlerinin de artmasına neden olabilecek. Yüksek fiyatlı ürünlere erişemeyen tüketici bilmeden ucuz sahte ürünlere yönelebilecek. Bu da gıda güvenliğini ve tüketici sağlığını tehdit edecek.

               SEKSEN MİLYAR LİRALIK MALİYET…

Çünkü süt ürünleri en çok hile yapılan gruplar içerinde yer alıyor. Çiğ sütten başlayarak peynir, ayran, yoğurt, tereyağına akıl almaz hileler yapılıyor. Bunları ben kafadan atmıyorum. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın sayfasına girenler yüzlerce süt firmasının adını görecekler. Kimi peynirlere, kimi yoğurt ve ayrana, kimi tereyağına hile yapıyor. Hatta hiç süt kullanmadan peynir yapanlar bile bulunuyor. Bunlar piyasalarda ucuza satılıyorlar. Halkın satın alma gücü de düşük olduğu için hileli süt ürünlerine acayip talep bulunuyor. Tüketici hileli olduğunu bilmeden bu ürünleri satın alıyor. Sonucunda da hileli gıdalar nedeniyle olan hastalıklara bireyler ve devlet yılda yaklaşık olarak 80 milyar lira para harcıyor. Tüketicilerin ve özellikle de çocukların sağlıkları bozulurken, sektör hastalanan kişilerin emeklerinden de yararlanamıyor

BİR KİLO KAŞAR KAÇA? 

Buna bir örnek verecek olursak; Bir kilo kaşar peyniri on kilo sütten üretiliyor. Sütün işletmeye maliyeti 8 lira olsa sadece süt maliyeti kilo başına 80 liraya çıkıyor. Hani bunun mayası, tuzu, suyu, tenekesi, bezi, işçiliği. Bütün bunların üzerine kaşarlar olgunlaşmak üzere soğuk hava depolarında bekletiliyorlar; hani bunun elektriği, kaşarların marketlere taşınması için enerji kullanılıyor hani bunun mazotu.

Bütün bu sorunların kaynağında aslında örgütlenememe problemi yatıyor. Her zaman söylediğimiz gibi yetiştiricilerin kooperatifler şeklinde örgütlenmeleri halinde sorunların önemli bir kısmının çözüleceğine inanıyorum.