20.10.2018, 13:11

Düşük hayat kalitesi...

TÜİK’in Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırmasına göre, ülkemizde gelir uçurumu maalesef ki  2017 yılından bu yana oldukça artış göstermiş durumda.  Türkiye’deki en zengin yüzde 20’lik grubun geliri, en yoksul yüzde 20’lik grubun gelirinin 7,5 katı oldu ne yazık ki.
Bu ne demek?
En yüksek ve en düşük gelire sahip gruplar arasındaki fark 7,5 kat demek. Son 3 yılda en zengin yüzde 1 çok zenginleşirken alttaki yüzde 50 ise daha da dibe batmakta.
*
Rakamlar gösteriyor ki çözülemeyen en ciddi sorun şu anda gelir adaletsizliği. Yani refaha yönelik en büyük tehditlerden biri olan eşitsizlik.
 Ve ülkemizde ekonomik büyümelerden söz edilirken ne yazık ki gelir dağılımı giderek daha adaletsiz hale gelerek bu eşitsizlik arası hızla açıldı.
 
*
Türkiye'de özellikle İstanbul,İzmir ve Ankara gibi büyük şehirlerde çok düşük hayat kalitesi var artık.
Büyük şehrin nimetlerinden faydalanıyor gibi görünüyorsun ama faydalanmıyorsun.
Orta direğin kazandığı para çok değil, sosyalleşmeye ne kalacak?

*
Stres gerçekten bel bükerken, yüksek ekonomik ve kültürel aktivitenin de olmaması, alt yapı kötülüğü, trafik çilesi, doğasızlık dengesiz yaşamı da şehirlerde ne yazık ki körükledi.
*
Son zamanlarda orta halli aile kavramı bitti kalmadı.
Alım gücü inanılmaz şekilde düşmüş durumda.
Gördüğünüz gibi tüm insanların temel ihtiyaçları olan beslenme, barınma, giyinme; bu ülke şartlarında ancak minimum düzeye geriledi.
*


 
Az yaşam standartı ile fazla para farkı.
Ne kadar kafa bulandırıcı değil mi?
Çünkü öğle bir sistem kurulmuş ki; bu sistemden çıkarmamak için her türlü yol mubah.
O nedenle son zamanlarda hızla artan karşılaştığımız gerçek tam da karşımızda yükseldi.

*
Çevremizdeki format şimdi bu.
Düşük hayat kalitesi üzerinde hala neden
Konuşulmuyor.
Hakikaten merak ediyorum.
Anlayamıyorum.
Biz ne için çalışıyoruz?
*
 
Ülkemizde düşük hayat standartının hızla artacağının sinyalleri,  krizin ayak sesleri çok önceden gelmişti.
Ancak tüketim çılgınlığı önlenemediğinden, ithallik özendirildiğinden, uzun dönemli borçlanma sağlandığından önemsenmedi.
Sosyal medyaya fazla takılan insanlarımız önünü göremedi.
Girilen borçlar ve yapılan harcamaların sonu görülemedi.
Altan kuyu kazanları göremedik.
O nedenle de hayat sıtandartları düştü de düştü.
 
*
Ve daha da önemli bir konu var ki oda şu; ‘fakirliğin alın yazgısı olduğunu kabul edip ona göre davranma’ hali.
Ki; ülkemizde de durum maalesef ki tam da bu.
İnsanların büyük çoğunluğu bu şekilde düşünüyor.
Oysa ki fakirlik zorunluluk değildir.
*
Ve son gelişmelerde aslında bize farklı kapılar açmakta.
Türkiye’de dolar milyarderi sarısı 28’den 36 çıkınca işlerin rengi değişir nazarımca.
Ve bir çok kişi tarafından sorgulanan soru kafamızda. ‘Gelir adaletsizliği neden büyüyor?
 
*
İşsizlik 1980’den bu yana sürekli artıyor.
Neden?
Hatta çalışma sınıfları arasında, özel ve kamu sektörü arasında, etnik gruplar arasında, aynı işi yapanlar arasında oluşan adaletsizlik neden durdurulamıyor?
*
 Saçma gelir dağılımı adaletsizliği çarpık sistemin bir sonucu mu?
Gitgide artan, üreyen meslek gruplarının haksız kazançları mı asıl sorun?
Yoksa kişisel ve bencil yaklaşımlar mı?
*
Bu sorulara cevaplar arıyoruz.
Ancak isteklerimiz belli:
Yoksulluğun azaltılmasında ve gelir dağılımının iyileştirilmesinde düşük gelir gruplarına yönelik sosyal koruma harcamaları yapılsın.
Yoksulların fırsatlara erişimleri kolaylaştırılsın.
Ülkemizde yaşam kalitesi yükseltilsin.
Gelir dağılımında ki uçuurmlar giderilsin.
Yoksulluğun azaltılması için alt gelir gruplarına yönelik eğitim alanındaki sosyal yardımlar artırılsın.
*
Umarım yeryüzünü hızla saran eşitsizlik bir an önce değişir ve çocuklarımız zenginle yoksul arasındaki uçurumda bocalamazlar.
İyi yaşam koşullarını o şansı hakederler.
 
 

Dip notlar;
 
Düldül...
Zengin bir köy ağası vefat eder.
Vasiyeti açılır.
Mallarının yarısını(1/2) büyük oğluna, dörtte birini(1/4) ortanca oğluna ve beşte birini(1/5) küçük oğluna bırakmıştır.
Bütün mallar paylaşılır ancak Ortada 19 tane de "at" vardır. 19'u ne ikiye, ne dörde, ne de beşe bölmek mümkündür. Köyün en akıllı adamına gidip akıl danışırlar.
Adam da onlara yardımcı olabileceğini söyler.
Der ki: -"Benim de bir atım var. Alın bunu size veriyorum. Oldu mu 20 at? Yarısını sen al bakalım (10). Dörtte birini de (5) ortanca kardeşin alsın. Beşte birini de (4) en küçüğünüze verelim. On, beş daha onbeş. Dört daha ondokuz. Verin bakalım şu bizim geriye kalan düldülü...
 
Meme Kanseri Bilinçlendirme Ayı ...
Ekim ayı Dünya Sağlık Örgütü tarafından meme kanseri hakkında bilinçlendirme ayı olarak kabul edilir.
Ve bu ayın 26’sı pembe kurdele takma zaanıdır.
Unutmayın hanımlar!
Meme kanserini sembolize eden pembe kurdele takarak ayın önemini daha da vurgulamak elinizde.
Bilelim ki: Her 8 kadından birinde görülen ve bu kanser türü ile Dünyada her yıl 1 milyondan fazla kişi bu mücadeleye girmekte. ABD %30-50 , Avrupa’da % 63 oranında erken tanı hayat kurtarmakta.
Mamografi ile tarama programları hayat kurtarır, erken tanı hayat kurtarır.
O nedenle unutmayalım, unutturmayalım!
 
21 Ekim Gazeteciler Bayramı...
21 Ekim 1860 tarihinde, Tercüman-ı Ahval Gazetesi Agah Efendi ve İbrahim Şinasi tarafından ilk özel fikir gazetesi olarak çıkarıldı.
Ve dolayısıyla, 21 Ekim  “Gazeteciler Bayramı' olarak kutlanmakta. Hür, aklı selim, fikirlerini korkmadan ve bıkmadan dile getirebilen güdümsüz, beklentisiz ve mesleğini en iyi şekilde icra edebilen tüm arkadaşların, büyüklerin, mesleğe yeni adım atanların bayramını kutlarım.


 
Mutlu kalın...

Fıkra;
Temel Çımacı olmuş, ilk kez yurt dışına gitmişti. Gemi Liverpool Limanı’na yanaşırken, Temel iskeledeki İngiliz’e bağırdı:
-Tut la şu halatu!
Tabii ki İngiliz anlamadı bir şey.
Temel yine bağırdı:
- Tut la şu halatu!
İngiliz’de gene hareket yok.
Temel ortaokuldaki ingilizcesi ile bağırdı:
-Do you speak English?
-Yes.. Yes.. dedi İngiliz.
Temel öfkeyle bağırdı:
-O zaman Tut la şu halatu!
 
 
Günün sözü;
”Sürekli geçmişe dönüp bakarsan boynun tutulur.”
Murathan Mungan
 
 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@