Ekosistem çöktü!

Türkiye’de 28 Temmuz günü Manavgat’ta başlayan yangınları 30 ilde, 132 yangın takip etti. Beraberinde büyük bir felaket getiren yangınlar sonrası değerlendirme yapan uzmanlar, hızlı bir ağaçlandırma yerine planlı hareket etmenin doğru olduğunu belirttiler. Öte yandan Uzamanlar geçmiş dönemde ormanların korunmasına yönelik önemli kararlar alınmasına rağmen bunların hayata geçirilemediğini vurguladılar

Güncel 03.08.2021 - 07:00 03.08.2021 - 07:01

Nihat AK / YENİGÜN - Yanan alanların koruma altına alınmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Doğanay Tolunay, “Maki bitki örtüsü gövde ve sürgünleri yansa da kökleri yanmıyor. Bir sonraki baharda 1-1,5m boyunda sürgün veriyor. Bu nedenlerle yanan kızılçam ormanları ve maki bitki örtüsünün yerine ağaçlandırma yapılması yerine sadece yanan alanların koruma altına alınması ve bir sonraki baharın beklenmesi durumunda fidan ve diğer çalı ve otsu türlerin yeniden sahaya gelmesi mümkündür" dedi.

Yanan alanlardaki özelliklerin devamına yönelik çalışmalar yapılması gerektiğini bunun da doğal yollarla gerçekleşebileceğini belirten Prof. Dr. Doğanay Tolunay, “İklim değişikliği de göz önünde bulundurularak yanan ormanların hatta diğer ormanların mümkün olduğunca ağaçlandırma yerine doğal yollarla gençleştirilmesi gerekmektedir. Bu uygulama ağaç türlerinin iklim değişikliğine uyumu açısından önemlidir. Çünkü genetik çeşitliliği korunması ormanların iklim değişikliğine uyumundaki en önemli araçtır”şeklinde konuştu.

MEYVE AĞAÇLARI OLMAZ
Yanan alanların meyve ağaçlarıyla ormanlaştırılması fikrine sıcak bakmayan Prof. Dr. Doğanay Tolunay, “Mevye ağaçlarından bir orman oluşturulamaz. Ceviz, badem, zeytin gibi meyve ağaçları ile orman kurulmaz, yapılsa yapılsa meyve bahçesi yapılır. Bu türlerde mevcut ormanlar gibi kendi kendine sürdürülebilen alanlar olmaktan çıkar. Sulama, gübreleme yapmadan gelişemezler. Aynı zamanda geniş aralıklarla dikildiği için erozyon önleme, karbon tutma, oksijen üretme gibi ekosistem hizmetleri de düşük olur. Yaban hayvanlarına habitat oluşturma fonksiyonları da olmaz. Bu meyve ağaçlarının altlarına gelen otsu çalı türleri de meyve verimini arttırmak için kesildiği için bitkisel biyoçeşitlilik de az olur” dedi.

“Yangın için acil eylem planları oluşturulmalı”
Orman yangınlarına karşı sürekli hazırlıklı olunması gereken bir coğrafyada yaşadığımıza dikkat çeken İzmir Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Tevfik Türk, “Bizim açımızdan baktığımız zaman bu alanlarda kırsal yaşam ve kırsal mahalleler var. Doğal olarak buradaki köylerde tarım ve hayvancılıkla geçimlerini sağlıyorlar. Tabi ki bu yangınlar sırasında orman kenarında yer alan birçok tarım havzası da yanarak tahrip oldu. Bölgedeki tarım ve hayvancılık zarar gördü. Bizim bu konudaki görüşümüz açıkçası şu nasıl bir deprem eylem planı varsa aslında oda yok ama sürekli konuşuluyor. Aynı şekilde bu kırsal alanlar ve özellikle yangına hassas bölgelerdeki alanlarda ciddi bir eylem planının oluşturulması gerekiyor. Yani bir afet anında tarım arazilerinin korunması kurtarılması, insanların can güvenliği ve tahliyesi, hayvanların korunarak güvenli alana alınması konusunda bir eylem planı gerekiyor. Şu anki önceliğimiz ise ilk önce bu yangınları bir an evvel durdurmak olmalı. Bunun için elimizden geldiğince afet bölgesindeki insanlara destek vermeye çalışıyoruz. Önümüzdeki süreçte konuşacağımız konular ise bunlar olmalı hem yangına müdahale planları hem de kırsal bölgelerde bu gibi durumlar için acil eylem planları oluşturulmalı, insanlar ne yapacaklarını nasıl koordine olacaklarını bilmeli.

İZMİR DERS ÇIKARMALI
Çünkü biz yangına müsait bir coğrafi konuma sahibiz. Bu nedenle önceden mutlaka eylem planlarımızın hazır olması ve bölge halkının bu konuda bilinçli donanımlı ve hazırlıklı olması gerekiyor. Şu an ilk etap yangın sonrası oluşan zararı net olarak görmemiz gerekiyor maalesef ki hala daha ne kadar tarım arazisi etkilendi hasar tam olarak nedir bilemiyoruz. Yangın hala devam ediyor ve kısmen bazı bölgelerde söndürülemiyor. Ne kadar hayvan telef oldu, kaç hektar tarım ve orman arazisi yok oldu net bir bilgi yok. İlk önce yangının sönmesini beklememiz gerekiyor. Ondan sonra Muğla ve Antalya da bu tür çalışmalar yapılacaktır. Biz İzmir’de de bunda mutlaka ders almalıyız ki bizde yangına hassas bir bölgedeyiz ve yakın zamanda 2019 senesinde bizde bir yangın afeti yaşadık. İzmir’de ivedi olarak eylem planlarımızı hazır edip önümüze koymalıyız. Yangın söndürme ve köylerin tahliyesi ile tarımsal alanların korunmasına yönelik eylem planlarımızı ivedi olarak yapmak zorundayız” şeklinde konuştu.

“Ekolojiyi ekonomiye kurban etmeyelim”
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Helil İnay Kınay, son 15 yılda ortalama 9 bin hektar orman alanının yangınlarla kaybedildiğine dikkat çekti. “6831 sayılı Orman Kanununda, 1956’dan 2003 yılına kadar 15 kez, 2003’den 2021’e kadar 29 kez değişikliğe gidilmiş, toplam 44 kez değiştirilen orman yasası ile ormanları koruma değil, kaybına ve tahribatına yönelik uygulamalar işletilmiştir” diyen Kınay, “Orman alanlarının korunması, geliştirilmesi, yönetimi ve olası yangın vb. risklere karşın gerekli önlem, müdahale çalışmalarının kamu ilgili idareler tarafından yürütülmesi zorunluluğu bulunuyor. Ancak ülkemizde bu sürecin yönetilmemesi; orman alanlarının kaybına ayrıca; yangınla mücadelede gelişmiş ülkelerde araç, teçhizat ve donanım bakımından teknolojik olanakların gelişmiş olmasına rağmen, ülkemizde ilgili idarelerin bu konudaki eksiklikleri, uygulama süreçlerindeki yetersizlikler, liyakate dayalı personel politikasının terkedilmiş olması da, yangınla mücadelede yetersiz kalınmasının sebepleri olarak ağır sonuçları ile karşımıza çıkıyor” dedi.

Kınay şu ifadeleri kullandı: “Orman sadece yanan ağaçlar değil, içerisinde barındırdığı tüm canlılar ile bütün bir ekosistemdir. Yanan ormanların ve kaybedilen ekosistem dengesinin rehabilitasyon ve onarım sürecine yönelik çalışmalar yürütülse de bu çalışmaların sonuçları ve orman ekosisteminin yaratılması için çok uzun zamana ihtiyaç var. Üstelik ülkemizdeki yaşanan örneklerde yanan alanların imara açılması gibi uygulamalar ile geri dönüşü olmayan kayıplar felaketin büyüklüğünü arttırıyor. Son yıllarda ülkemizde yürütülen yağma ve talanın sonuçların ülkemizin her kösesinde yangın, kuraklık, sel, deprem, afetler ile yaşıyoruz.  Ekolojiyi ekonomiye kurban etmeyen, kamu ve doğa yararına politikalara, bu politikaları hayata geçirecek liyakat ve yetkin yönetici ve personele ihtiyacımız var.”

 

Proje çok uygulama yok
Geçmiş dönemde ormanların korunmasına yönelik önemli kararlar alınmasına rağmen bunların hayata geçirilememesinin sıkıntısının yaşandığı belirten Türkiye Çevre Ağı Başkanı Gürhan Savgı, “Geçtiğimiz yıllarda çalıştaylar düzenlendi. Önemli konular gündeme geldi. Gece görüşlü 20 uçaklık bir filo oluşturulmasının faydalı olacağı fikri benimsendi ama hayata geçirilmedi. Yerleşim yerlerinin etrafında tampon bölge oluşturulması ve anız bırakılmasının faydalarının saymakla bitmeyeceği uzmanlar tarafından ifade edildi. Ama tampon bölge oluşturulmadı. Uydu ve dijital sensörlerle tüm ormanların izlenmesi. Alternatif nanoteknoloji söndürme yöntem ve kimyasalların kullanılması çalıştaylarda ifade edildi. Gerekli izleme ve alternatif söndürme yöntemleri yeteri kadar geliştirilemedi. Orman alanlarının içerisinde yangına dayanıklı alanlar oluşturulması çok önemli. Bu konuda dünyada uygulanmış örnekler var. Projenin amacı ‘Yangına hassas ormanlarda yangınlara karşı direnci arttırmak, yanıcı madde miktarını azaltmaya yönelik meşcere bakımlarını yapmak, yangın sırasında açığa çıkan ısı enerjisini düşürmeye yönelik yangın zayıflatma alanları oluşturmak, ağaç, ağaççık ve çalılardan oluşan hatlar tesis etmek, ihtiyaç halinde ulaşım tesisleri yapmak ayrıca yangına direnç gösteren yöreye uygun türler ile karışık ormanlar kurmak’ hayata geçirile bilmiş olsaydı. Sorun bu denli büyük olmazdı” şeklinde konuştu.

Yangın arıcıları da vurdu
Çam balı yetiştirilen alanlardaki ağçların yanmasının sektöre büyük zarar verdiğini belirten İzmir İli Arı Yetiştiricileri Birliği 2. Başkanı Ramazan Keklik, “Bölgede yapılan ağaç kesimlerine karşı tepkimizi koymuştuk. Bir de üzerine bölgede yangınların meydana gelmesi sıkıntımızı katmerlendirdi. Çam balı üretimimiz bu yıl yüzde 70 oranında zarar gördü. 35-40 yaşındaki çamlardan bal alınabiliyor. 70-80 yaşındaki çamlardan en kaliteli bal elde edilebiliyor. Bu yanan alanlar yarın fidanlandırılsa yarım asır sonra bu günkü seviyeye ulaşabilir. Ben kendim 25 yıldır arıcılık yapıyorum. Yapsam yapsam 10-15 sene daha yaparım. Bir neslin yapacağı arıcılık çalışmaları kül oldu gitti. Dünyada farklı balların alternatifleri var. Ama çam balımızın alternatifi yok. Bu anlamda güç kaybetmemiz çok kötü oldu” dedi.

“Gelişigüzel ağaç dikilemez”
Türkiye 1 haftadır orman yangınlarıyla mücadele ederken, vatandaşlardan da yanmış bölgelerde ağaçlandırma çağrıları gelmeye başkadı. TEMA Vakfı Genel Müdür Yardımcısı Dr. Hikmet Öztürk, “Her yere gelişigüzel ağaç dikilemez, doğa size hangi türü istediğini söylüyorsa, o bölgede o ağaç dikilir” açıklamasını yaptı. Öztürk, "Elinizde hazır fidan varsa en erken, yangından ortalama 1.5 yıl sonra ekime başlanabilir" dedi.

Öztürk, "Yanan bir bölgenin ağaçlandırılması için ne kadar zamana ihtiyaç var?" sorusuna, "Bu konu yanan alanın büyüklüğüne göre değişiklik gösterir. Öncelikle bölgede yanan, tahrip olmuş ağaçların çıkarılması gerekir. Ardından bu sahanın ağaçlandırma etüt çalışması yapılması için bir süreye ihtiyaç vardır. Bu işlemlerden sonra ağaçlandırma çalışmalarına dair hazırlıklar başlar. Karşımıza 'Sahayı ağaçlandıracak uygun fidan var mıdır' sorusu çıkar" yanıtını verdi.

“İnsanların artık bu sıcak havaya alışmalı”
Ege Üniversitesi (EÜ) Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü öğretim üyesi klimatolog Prof. Dr. Ecmel Erlat, Türkiye'de aşırı sıcak geçen gün sayısının son 20 yılda en yüksek sayıya ulaştığını ve ülkenin gelecek yıllarda daha sık ve uzun sıcak hava dalgalarına maruz kalacağını söyledi.  Prof. Dr. Erlat, "Türkiye'de her yıl yaz mevsiminde yaşanan sıcak hava dalgalarının sayısı özellikle 1984 yılından sonra belirgin bir şekilde artmış, son 20 yılda en yüksek sayıya ulaşmıştır. Örneğin Türkiye'de 1950-1959 yılları arasındaki 10 yıllık dönemde, yaz mevsimimde ortalama bir kez bile yaşanmayan sıcak hava dalgaları, 2010-2018 döneminde ortalama 4'e yükselmiştir. Bu artık Türkiye'nin her yaz ortalama 4 kez sıcak hava dalgalarına maruz kalması anlamına gelmektedir."

İnsanların artık bu sıcak havaya alışması gerektiğini aktaran Erlat, "Geçmişte nadir bir meteorolojik olay olarak görülen aşırı sıcaklar günlük yaşamımızın bir parçası haline gelecek. Sıcakların sağlığımızı, tarımsal üretimimizi, turizmi, su kaynaklarımızı ve de ekonomimizi tehdit eder şekilde olumsuz sonuçlarının olacağı da öngörülüyor" dedi.

 

 

Yorumlar