20.05.2018, 06:25

'En bilgili insan' olmak...

‘En bilgili insan’ olmak...

İslam dünyası Ramazan ayını karşıladı. 
Kan ile acılar ile feryatlar ile karşıladı.
İnsanlığın nereye gittiğini sorguluyoruz her daim. 
Ama insanlık sanırım bir parmak ucu kadar bile ilerlemedi.
*
Dini malzemeler ile yapılan onca şey her zaman ki gibi sandıklara gizlenir.
Yok yere ölen kişilerin ahları her zaman ki gibi ortada kalır.
Vahşetler hep kınanır, ancak yine de elden birşey gelmez.
Düzen aynı düzendir çünkü.
Düzeni kuranlar da aynıdır.
*
Temelde ‘en bilgili insan olmak’ istenir her zaman. İstenmeli de.
Benlik isteği dinlerde de vardır ve  dinden uzak yaşamayan kimseler genelde kendilerini benden uzak görerek, ‘ben’ diyenleri eleştirir ve dine karşı olumsuz eleştirilerde bulunlara karşı da saldırgan bir davranış sergileyerek tepki verebilirler.
Dinden uzak yaşayanlar da, daha da ileri giderler ve kendi görüşlerini açıklarken, karşı görüşleri hiçe sayabilirler.
*
Ve dinler birbirine karşı tamamlayıcı olsa da maalesef ki o dinlerin mensupları, tamamlayıcılığı bırakın birbirine vahşeti hak sayarlar.
Bu potansiyeller hep vardır.
Dine ve din dışılığa saldırı malzemeleri hep vardır.
Dinler arası savaşta arayı kızıştaranlar hep vardır.
Ve olacaktır da.
Çünkü her yapılanın özünde ‘ayrı din’ dedikleri farklılıklar var.
Oysa bir görebilseler.
Bu evrende hiç birşey birbirinden zerre kadar ayrı değil.

*
Tüm bu potansiylerin içinde yine de hangi dine ve ya din dışılığa mensup olsanız da ‘en bilgili insan’ olmak istersiniz.
Ona ulaşmak istersiniz.
İşte bunu istediğinizde sadece samimi olun. 
Bu isteğin kabulünün ardında samimiyet vardır çünkü.
İşte tam da bu nedenle ‘en bilgili insan’olma yolunda samimiyetin önemi bir kez daha ortaya çıkar.
Samimi olun ki hoş olmayan şeyler yaşanmasın artık, birleşilsin.
*
Her şeyden önce farklılıklara saygı duygusu gelişmemişse ne yapılırsa yapılsın makbul değildir bana göre.
Hangi din olursa olsun nerede kaldı o hoşgörü ve samimiyet?
Yok.
Nerede kaldı farklılıkları hoş görmek?
Yok.
İşte insanlığın temel sorunu da, kaybedilen ‘en yüce duyguyu’ artık hissedememek ne yazık ki. ‘Dünya’ da olup bitenler her ne uğruna oluyor ise artık bitirilmeli ki o yüce duygular akıp gelsin gönlünüze.

*
Şu anda hedef alınan şey aslında insanlık. 
İşte burada, tam da burada ortaya çıkan ‘benlik savaşları’ işte o son kalan insanlığı da yeme bitirme derdinde.
Ve bizim insanlık olarak en büyük eksiğimiz, dini yaşarken, dini görevleri yerine getirirken, o görevlerin ardında ki  gerçek nedenleri göz ardı etmemizdir.
İdrak etmek isteğinin olmamasıdır.
Sistemi idrak edemememizdir.
*
İdraksiz kör düşünceler sebebi ile elimizdeki değerleri bilmiyoruz.
Araştırmıyoruz.
‘Yap geç, sorgulama sakın’ felsefesi hakim.
Sadece duyduklarımızla yetiniyoruz.
Ya da tembelliğimiz daha baskın.
Tüm konulara yüzeysel bakıyoruz.
Tüm insanlık olarak böyleyiz. 
Arada istisnalar olsa da maalesef ki o istisnalar kuralları bozmuyor.
*

İşte bu nedenle savaşlar var.
İşte bu nedenle ölümler var. 
Vahşetler var.
O nedenle gelen her dini ‘ruhsal bilgiler’ açısından değerlendiremeyenler var.
*

Ruhsal bilgilerde ‘iyi  insan’olmak var.
Aslında ne kadar da basit olsa da uygulamak çok zor iyi insan olmanın gereklerini şu yeryüzünde.
Çünkü insan maalesef ki hiç bir zaman yetinemiyor.
Nedense sığamadı o topluluklara, şehirlere, ülkelere.
Nereden ve nasıl geldiğini unuttu bir anda. 
Düşmanlık duydu.
Nefretle doldu.
*
Asıl ondan bekleneni veremedi bir türlü.
İnsan olmanın olmazsa olmazlarını unuttu. Hakir görmemesi gerekirdi kimseyi. Gördü. Tam tersini yaptı hep insanlığa dair istenen özelliklerin.
Ten ayrımına gitti.
Zenginleri besledi.
Saf olanı ezdi.
Yeryüzünü kirletti.
Soykırım yaptı.
*
İnsan hep çoğaldı ve hep işgal etti.
Güçsüz ülkelere el koydu.
Altarnetifler aradı.
Ezdi.
Ezdirdi.
Özgürlük diyerek özgürlükleri kısıtladı.
Sevmeği bitirdi.
Nefreti besledi.
*
Şimdi; ‘en bilgili insan’ olmak istiyor hep özünde.
Ancak bilmeli ki; ‘en bilgili insan’olsa da insan, nasıl yüzleşecek o can acıtan geçmişle?
Nasıl yüzleşecek yapılan vahşetlerle?
Nasıl yüzleşecek vicdanla?

Dip notlar;

Dinden ne anlıyoruz?

Şu dönemde ki dini durum tabii ki ‘oruç’ olduğundan ülkemizde saldırı malzemesi haline gelmemesi, bu ayı en güzel biçimde geçirmemiz temel istek.
Hak ve özgürlüklere saygı temel istek. Ve kimseyi yargılamamak temel istek. Şu güzle günlerde ülkemizde ‘Ramazan ayı’ nda televizyon kanallarında bu aya özel dini yayınlar yapılıyor sürekli.
Ve hep dikkat ettiğinizde o yayınlarda sorulan sorular, ‘dinden ne anlıyoruz ve nereye ilerlemişiz’ bize ayna gibi gösteriyor.
Aradan geçen yüzyıllara rağmen halen din anlayışına bakış açısının aynı olduğunu işte bu sayede görebilirsiniz. 
Korkular ile aynıdır.
Yaptın yapmadın yargıları ile aynıdır.
“Orucu ne bozar?” ifadeleri ile aynıdır. 
Komedi programı gibi sorulan sorular ile aynıdır.
Hatta yargısında yaradan kesilir de bilmezler ile aynıdır.
Ümidimiz  bu ay ‘oruc tuttun, tutmadın’a dair hoş olmayan şeyler yaşanmasın artık bu ülkede.
Cehalet bitsin. Hoşgörü gelsin.

Besinler ve enerji...

Kendimizi dengelemek için bedene giren ‘üç enerji’ türünü belirleyen yiyecekler var ve bu yiyecekler ile ‘orucunuzu’ daha da iyi düzeye çıkarabilirsiniz diye düşündüğümden size küçük bir kaş öneri vermek istedim.
Bu enerji türlerini her daim bedenimize alıyoruz her şekilde. 
Ancak yiyeceklerle de alındığını bilin ki beslenmenizi yine kendi beden durumunuza göre keşfedip düzenleyin.
Her kişide farklılık gösteren ama temel prensibi aynı olan bu enerji türleri:
“Saflık dediğimiz; Sattva…    
Hareket, tutku dediğimiz; Rajas…
Karanlık, ölü, durağanlık dediğimiz; Tamas...”
Şimdi bizim bedenimize bu  enerjileri hangi yiyeceklerde alıyoruz bir dokunuş yapalım.
- ‘Sattvik’ yiyecekler:
 Zihni ve bedeni besleyen organik yiyeceklerdir ve zihninizi saflaştırır, sakinleştirir, enerjinizi dengede tutar.
Bunlar; Yulaf ezmesi, mısır, esmer undan yapılan ekmek, taze meyve, taze sebze, taze süt, bakliyat, bitki tohumları, çimlenmiş tohumlar, kuru yemişlerdir.
- ‘Rajasik’ yiyecekler:
 Bedende tutku, hareket yaratan sıcak, acılı, ekşi, tuzlu ve kuru yiyecekler , zihni  beslemez, zihinle beden arasındaki dengeyi bozarak zihne aşırı hareket ve heyecan verir.
Bunlar; çay ve kahve gibi uyarıcılar, tuz, baharatlar, balık, çikolata, yumurtadır. Ve hızlı yemek yediğinizde de aynı etkiyi alırsınız.
-‘Tamasik’ yiyecekler:
 Durağan, karanlık ve ölü olarak adlandırılan  yiyeceklerdir ve bu tür besinler ne bedeni ne de zihni besler, direnç kırar, zihni aç gözlü yapar, negatif düşünce ve öfke verir.
Bunlar; Alkol, sigara, soğan, et, sarımsak, sirke gibi fermente gıdalar,  çürümüş yiyeceklerdir. Ve çok aşırı yemek yemek de aynı etkiyi yapar.
Bedenin dinlendirilmesi olan oruç ile bu bilgileri harmanlayabilirsiniz.
Bilgi vermesi bizden uygulaması sizden.

Mutlu kalın...

Fıkra; 
Bir zat Ramazan’da hiç evine gelmez, boyuna davetli davetsiz iftarlara gidermiş. 
Bir akşam birisi evine gelerek:
-Bu akşam sizin efendiyi filan yerde iftara davet ediyoruz,  buyursunlar,deyince, 
Evin hanımı: 
-Ramazan neredeyse bitecek, efendiyi gören yok. Siz görebilirseniz söyleyin. Bir gece de kendi evinde iftara buyursun!

Günün sözü; 
“Ben kandan, savaştan, birbirimizle yaşamayı becerememizden, çok yoruldum.” (Kardeş Payı)(film repliği)
 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@