Türk Kızılay İzmir Şube Başkanı Kerem Baykalmış: “En büyük insani yardım kuruluşu; Türk Kızılay”

Türk Kızılay'ının çalışma şeklini ve çalışma sürecini detaylı olarak anlatan Türk Kızılay İzmir Şube Başkanı Kerem Baykalmış, İzmir Kızılay’ının şube birinciliği konumunda yer aldığını söyledi.

Güncel 06.09.2021 - 13:15 19.10.2021 - 14:49

Peyvend ÖKSÜZ/YENİGÜN - Ailesinden eğitim hayatına, iş hayatından Türk Kızılay'ına kadar bilgi veren Türk Kızılay İzmir Şube Başkanı Kerem Baykalmış, Türk Kızılay'ının insan odaklı projeler ürettiğine dikkat çekti.

peyvend ile iş dünyası gazete yenigün

Kerem Bey kimdir? Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Hep İzmir genelinde konuşuyoruz ama İzmir yaşamaktan çok gurur duyduğumuz, çocukluğumuzun geçtiği, doğasıyla, iklimiyle, insanıyla müthiş bir kent. Esasında 150 yıl önce Balkanlardan göçmüş bir ailenin 4. kuşak üyesiyim. 1977 yılında doğdum. Mithatpaşa semtinde dünyaya geldim. Babam İkiçeşmelik, dedem Tepecik doğumlu, bunu böyle ifade etmemin sebebi İzmir çok göç alan bir şehir ve İzmir’de yaşamaktan dolayı gurur duyuyorum. Sevdiklerimizle beraber ticaret yapmaktan dolayı çok mutluyum. Geçmişte olan siyasetle ilgili olan mesaimizde İzmir’e ve insanlığa hizmet etme aşkı vardı. Ticaret alanında yarattığımız insan istihdamıyla bir fark yaratmaya çalıştık. Kızılay ile ilgili yaptığımız çalışmalarda vatandaşlarımızın özelinde onların ihtiyaçlarını giderebilmek için gece gündüz çalışan gönüllülük esasıyla, sivil toplumlarla, kadın kollarıyla ve sizler gibi çok değerli basın mensuplarıyla İzmir’e bir katma değer vermeye gayret ettik. Atatürk’ün de çok güzel bir sözü var, 'ülkesini en çok seven vazifesini en iyi yapandır' bu gayretle çalışmalarımızın en iyisini yapmaya gayret ediyoruz. Çünkü İzmir güzel bir şehir ama gerek doğal güzellikleriyle gerek koylarımızla gerek gastronomisiyle İzmir kolay bir şehir. Bugün İstanbul’da bir yerden başka bir yere gitmek istesek günümüzün yarısı yollarda geçer, ama bugün 30 ilçesiyle Beydağ’dan Kınık’a Kemalpaşa’dan Menderes ovasına kadar dolaşılabilir. Onun için İzmir’de yaşamak bir ayrıcalık. İzmir’i İzmir yapan markalar var, ben Doğanakat’ta okudum. Akabininde Dokuz Eylül ortaokulu vardı. Atatürk Lisesi geçmişimiz var. Sonra yerel yönetimler ve kamu yönetimi üzerine eğitimlerimizi tamamladık. Yoğun bir hayatımız var. Bir de sporcu geçmişimiz var. Uzun süre okul takımlarında hentbol ve futbol oynadım. Türkiye’de derecelerimiz var. Yaklaşık 2013 yılından beri de Türkiye Futbol Federasyonunda Süper Lig temsilcisi olarak kurumumuzu da temsil etmekteyiz. Süper lig maçlarına gidiyoruz. Altay’ın da Süper Lig’e çıkmasıyla burada takım sayımız yükseldi. Altınordu kimliğiyle 1.ligde iyi çalışmalar yapan o kurumsal kimliğiyle tutunan özellikle alt yapıya yapmış olduğu destekle büyük katma değer katan ve birçok futbolcu ihraç ettiğimiz bir İzmirli olarak bizi mutlu ediyor.

peyvend ile is dunyası yenigun gazete

İNSANLARA DOKUNUYORUZ”

2018’de başlayan Kızılay hikayeniz nasıl başladı bize biraz anlatır mısınız?

Esasında siyaset öncesi, siyaset anında ve siyasetten sonra da Türk Kızılay’ı bağımsız ve herkese eşit mesafede durması gereken bir kurum, ama hep de insan odaklı. İnsana dokunmak, hayırlı işler yapmak, dost biriktirmek hep bu gayretle geçti. Marmara depremini hepimiz hatırlarız. O zaman 19 yaşındaydım. 3 arkadaşımızla beraber bir minibüs gıda malzemeleri ile beraber oraya gitmiştik. O dönem hafızamızda kötü izler bırakan binlerce vatandaşımızı kaybettiğimiz bir dönemdi. Burada hiçbir kurum çatısı altında değildik ama hep insan esastı bizim için. 2014’de Türkiye’nin en genç meclis üyesi seçildim o dönem. Belediye başkanlığı adaylığı döneminde ise; güzel bir seçim atmosferi ile çalışmalarımda gayret ettik. Ama bize kısmet olmadı. Olmayanda da bir hayır vardır derim hep. İyi işler yapmak, dost biriktirmek, gençliğe, gençlerin önünü açacak projelere imza atmak, sıkıntısı olan insanlara yardımcı ve faydalı olabilmek, bu anlayışın bir yolu siyaset bir yolu da sivil toplum. Orda yolumuz Kızılay’la kesişti. Çünkü orda benim bir duam vardı. Allahım hayırlı işler yapacaksak bize güzel kapılar aç diye. Bir gün Kızılay’dan bir teklif aldık. Kızılay’ın içine girdikten sonra çok daha büyük bir kurum olduğunu gördüm. Çünkü insanlar Kızılay konusu geçince şöyle diyor. 'Ben de kan veriyorum' Halbuki 1868’de tam 153 yılını dolduran bu kurum Osmanlı Rus Savaşı’nın yaralarını sarmak için kurulan bir kurum. İnsanların sıkıntılarını gidermek için gece gündüz çalışan bir aile ve bir dernek yapısıyla bu işlerimizi sürdürüyoruz. Bizi devlet memuru bölge müdürü zannediyorlar, tam tersine biz bu işi gönüllülük esasıyla yapan, bu işten maaş almayan, böyle bir şey de teklif edilince de kurumun iç yapısına girdik. Hem kurumsal kimliğine uygun hem de saha bilinirliliğini arttıracağımız özellikle ekibimize, gönüllülerimize Kızılay isminin geçtiği yerde biz de Kızılay’a yardım ediyoruz dedirtebilmek. İlk önce salgın hastalıklar sonra deprem, sel felaketleri, doğal afetler ve son olarak da yaşadığımız bu orman yangınlarında çok çalıştık. Bizim için çok yoğun geçti. Dernek olmasına rağmen devletiyle bazı protokoller yapmış, en büyük insani yardım kuruluşu Kızılay. Bunlardan en büyüğü kan hizmetleri, devletle yapılan anlaşmalar neticesinde milletin bağışladığı kan hizmetini güvenli bir şekilde kan temininden sorumludur. Bu hizmeti karşılığında para almaz. İkinci büyük hizmeti; afet durumlarında AFAD ile protokoller neticesinde biz insanların gıda gereksinimlerini karşılamakla mükellefiz. İzmir depreminde bir milyon yedi yüz bin ihtiyaç sahibinin gıda gereksinimlerini karşıladık. Antalya, Manavgat, Elazığ depreminde, Kastamonu’nda alan elle veren el arasındaki köprü vazifesini görüyoruz. Tabii bunun yanında eğitim faaliyetlerimiz olsun, genç arkadaşlarımızın yetiştirilmesi konusunda olsun, kadın kolları konusunda, ilk yardım konusunda olsun hem genel merkez hem de şubeler arası bir çok çalışmalarımız var. Türkiye’de 500 şubemiz var. İzmir Kızılay’ı bir çok temsilcilikleriyle de şube birinciliğinde.

ROL MODEL ÇALIŞMALARIMIZ VAR”

Kerem Bey, deprem ya da doğal afetler sonunda ya da herhangi bir yardıma ihtiyaç sahibinde bu talepler sizlere nasıl geliyor? Siz kurum olarak bunun ayrımını nasıl yapıyorsunuz? Bir de mesela özellikle yaşadığımız bir durum deprem zamanı hep aynı ihtiyaçlar aynı yerlere gitti ve yığılma oldu, bu operasyon sürecini nasıl yönetiyorsunuz?

Türk Kızılay merkezi AFAD ile işbirliği yaptığı için devlet eliyle oluyor. Türk Kızılay’ı ihtiyaç

sahiplerine ulaşmakla mükellef. Hemen mobil mutfaklarımız kurulur, önceden yapılan afet

organizasyon planlamasında düzenlemeler yapılır ve hizmet operasyonumuzu tamamlarız.

Afad bünyesinde devletle çalışıyoruz ama bir de bizim Afet Koordinasyon Merkezimiz var. Bu

organizasyonu da devletin sevk ve idaresinde yapıyoruz. İzmir’deki hizmet sevk operasyonumuzu yaparken bunu Kaymakamlıklarımızla yapıyor ve planlıyoruz. Burada en büyük durum devletimizin Sosyal Yardımlaşma Vakıfları var. Kaymakamlığın sevk ve idaresinde. Kaymakamlarımız kendi sosyal yardımlaşma vakfında çalışan personele vermiş oldukları talimatla gelir hane durumunu tespit ediyor. O ailelerin tespitlerini yapıyor. Belirli gelirin altında olan ailelere yardım ediliyor. Devletin resmi tespiti bu şekilde. Gıda kolisinden gıda çeklerine kadar birçok eğitim listesinin çalışmasını yapıyoruz. Bağışçılarımızdan da aldığımız emanetleri bizlerin yaptıkları özel formlar karşılığında ihtiyaç sahiplerine teslim ediyoruz. Bizim bir rol model çalışmamız var. Kurban çalışması. Türkiye genelinde kesmiş olduğumuz kurbanlık bağışları konserve haline getiriyoruz. Biz göreve gelmeden önce 4 yıl önce dağıtılan konserve kurban kutusu dört bin dört yüz taneydi. Biz iki yılda kırk bin sekiz yüz konserve kurbanlık etleri dağıttık. Pandemide elli bin vatandaşımıza gıda kolisi dağıttık.

İZMİRLİ MARKALARLA PAYDAŞ OLMAYI SEVİYORUM

Bir AVM içerisinde Özsüt ve Ottoman bayiliğiniz var. Bunlardan da biraz bahseder misiniz?

Aslında en büyük özgürlük iş adamı olup ticaretle uğraşmak, yanınızda adam çalıştırmak, yaklaşık seksen kardeşimizin şu anda evlerine ekmek götürmesini sağlıyoruz. Benim için ticaretin hacminden ziyade üretimin insana sağladığı özgürlük çok önemli çünkü herkesin hayata tutunuş biçimi var. Burada biz amaç olarak değil parayı araç olarak görmekti. Benim bir duam vardır hep 'Parayı gönlümüze koyma ama hayatımızdan da eksik etme' Ben kimsenin yanında çalışmadım ama hep ticarete yatkınlığım hep vardı. Ticaretin küçüğü büyüğü olmaz çünkü. 95 yılında bir aile şirketi kurduk. Türkiye’de en büyük giyim markası olan bir firmanın temsilciliğini yaptık. Mizaç olarak koşturmayı seviyorum. Hizmet sektöründe daha nakit akışı olan işleri nasip etsin diye allahıma çok dua ettim. O vesile ile 2008 yılında Özsüt’ün fanchise ını almayı hedefledim. Aile şirketinden ayrıldım. 2012 yılında bir avm de Özsüt’ü kurduk. Ottomon ailesiyle de bir ortaklığımız oldu. İzmir’li markalarla da paydaş olmayı seviyorum. Üniversitelerde işletmelerimiz var. Burada en büyük amacımız güzel ortaklıklarla güzel işler yapmak. Mesela uzun bir süre sonra şu an sizlerin sayesinde hizmet sektöründeki işimin başındayım. Sizleri de her zaman burada ağırlamaktan memnuniyet duyarız. Hedeflerimiz var. Her ne kadar Avrupa’da standartlar olsa da Türkiye’nin bütün imkanları ve iniş çıkışları ile beraber bence yine de fırsatlar ülkesi. Türkiye’de canınızın sıkılamayacağı bir hareketlilik söz konusu belki de bu bizi dinç, aktif ve çalışkan tutuyor. Pandemi döneminde ciddi kayıplarımız oldu, bu bizim daha da işimize sağlam tutunmamıza sebep oldu. Bizim ekonomik anlamda yaşadığımız sıkıntılar zihni yoğunluğumuz olursa Kızılay’a yardımcı olamayabiliriz. O yüzden sürekli sorunsuz, dinç ve akılcı çözümlerle işimizi yönetmek ve başarıya ulaşmak zorundayız. Oturduğumuz koltuktan güç değil, biz oturduğumuz koltuğa güç vermeliyiz. Bu gayretle çalışıyoruz.

PEYVEND (5)

Kerem Bey son olarak Kızılay’a ve kendi girişimciliğinize dair bir hayaliniz ve hedefiniz var mı?

Benim bir çok hayalim vardı Peyvend Hanım ama hayat bana hayallerden çok kendi kapımın önünü süpürmem gerektiğini öğretti. Şu anda hiçbir hayalim yok. Vazifemi en iyi şekilde yapabilirsem dünyanın en mutlu insanı olacağım.

PEYVEND (2)

Kerem Bey teşekkür ederim bu güzel ve keyifli röportaj için.

Ben de hem kurumum olarak hem kendim adıma Yenigün Ailesi’ne çok teşekkür ederim. Basın tarafında bizleri her daim desteklediğiniz ve çalışmalarımızı duyurduğunuz için.

Yorumlar