Ekin Arık Özer'in 17 Ocak 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Çok değil, bundan 1 hafta öncesinde; genç arkadaşlarımın mecburiyetlerinden, mutsuzluklarından ve ülkece mutlu olmamızın kaynağının gençlerin mutlu olmasından geçtiğinden bahsetmiştim. Yukarıda gördüğünüz isimlerin sadece birini yazsaydık diğeri eksik kalacaktı. Çok mu önemli diyeceksiniz belki. Önemli olsaydı eğer bugün bunları yazmak, okumak ve konuşmak zorunda kalmayacaktık değil mi? Keşke önemli olsaydı.
Önemli olup olmaması bir yana bu içimizi sızlatan, bir an durup derinlere daldığımız bu olaylara karşı verilen tepkilere dikkatinizi çekmek ve bazı soruları zihinlerinize taşımak istiyorum.
Enes Kara; 20 yaşında bir doktor adayı kardeşimiz. Hayata kendi isteğiyle veda ederken bizlerin boğazına kocaman düğümler bırakmaya kararlı bir şekilde kamera karşısına geçip yaşadıklarını anlatıyor. Cemaat yurdundaki baskılardan, sosyal hayatı kalmayışından, gelecek kaygısından, okusa ve okulu bitirse doktor olup uzunca mesai şartlarından, şiddete maruz kalarak çalışacağından bahsedip intihar ediyor.
Söylenen sözler ve verilen tepkiler arasında en çok dikkatimi çeken 3 konuyu sizinle paylaşacağım; aile baskısı, sevgisizlik, ateizm. Peki gerçekten konu bunlar mı? Bağıra çağıra şunu sormak istiyorum: Buradan bunu mu çıkarıyorsunuz?
Şöyle düşünüp çıkarım yapalım: Sosyal devletin fırsat eşitliği yaratıp, her öğrencisine barınma olanağı sağlaması gerektiğini, cemaat veya tarikat, adı her neyse olan bu yapıların maddi durumu olmayan öğrencilerin tek seçenek olarak önlerini sunulması çaresizliğini ve her şeyden önemlisi Enes’in daha 20 yaşında ‘Yaşama sevincimi kaybettim’ sözünden bir şeyler çıkarmamız gerekmez mi?
Bence bu sefer; AKLIMIZDAN HİÇ ÇIKARMAYALIM !
DİLARA YILDIZ; 28 yaşında, avukat meslektaşım. Eski nişanlısı tarafından öldürüldü. Nerede? Polis merkezinin tam yanındaki restoranda. Kadına şiddeti önlemek için mücadelenin en önünde saf tutan, üstün gayret gösteren Avukat Dilara Yıldız. Kanunu ve mevzuatı en iyi şekilde bilerek, tehdide, şantaja, baskıya uğrayan kadınlara masanın cübbeli tarafından yapacaklarıyla ilgili yol gösteren, ışık tutan; ne yapmaları gerektiğine ışık tutan, haklarını savunan Dilara Yıldız.
‘6 kere şikayette bulunuyor, öldürüleceğim, çok ciddi tehditlere maruz kalıyorum’ diyor.
Gelelim söylenen sözler ve verilen tepkiler arasında en çok dikkatimi çeken ve  sizlerle paylaşmak istediğim açıklamaya. Sıkı durun!
 Aile Bakanı: ‘Kadınlar daha dikkatli olmalı.’
Sayın Bakan, inanılmaz sağduyulu bu açıklama için sizi kutluyorum. Bu açıklama ile kadınlarımızın içine su serptiniz. Bu açıklamayla bundan sonra  bırakın bir avukat kadına el kalkmasını, ev kadını, iş kadını demeden herhangi bir kadına omuz dahi atılması mümkün olmayacaktır.(!)
Şöyle düşünüp çıkarım yapalım. Bir gecede İstanbul Sözleşmesi’nden çıkan, 6284 sayılı yasayı gereği gibi uygulamayan, avukat olarak tüm hukuk yöntemlerine başvurmuş ama sadece bir uzaklaştırma kararı aldırabilen ama hayatta kalması için yetmeyen Dilara’ya ne diyeceğiz? Daha dikkatli olsaydın mı diyeceğiz?
Yazıyı böyle bitirmek istemezdim.
PES KERE PES !